اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ٤٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَتَأْمُرُونَ | emir mi ediyorsunuz |
|
| 2 | النَّاسَ | insanlara |
|
| 3 | بِالْبِرِّ | iyiliği |
|
| 4 | وَتَنْسَوْنَ | unutuyorsunuz da |
|
| 5 | أَنْفُسَكُمْ | kendinizi |
|
| 6 | وَأَنْتُمْ | ve siz |
|
| 7 | تَتْلُونَ | okuduğunuz halde |
|
| 8 | الْكِتَابَ | Kitabı |
|
| 9 | أَفَلَا | hâlâ |
|
| 10 | تَعْقِلُونَ | aklınızı kullanmıyor musunuz? |
|
Riyazus Salihin, 200 Nolu Hadis
Ebû Zeyd Üsâme İbni Zeyd İbni Hârise radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ i şöyle buyururken işittim:“Kıyamet günü bir adam getirilir ve cehennem ateşine atılır. Bağırsakları karnından dışarı çıkar ve onlarla birlikte değirmen döndüren merkeb gibi döner durur. Cehennem halkı onun yanına toplanırlar ve derler ki:
– Ey filân! Sana ne oldu? Sen iyiliği emredip kötülükten nehyetmez miydin? O kişi de:
– Evet, iyiliği emrederdim, fakat kendim yapmazdım, münkerden nehyederdim, fakat kendim yapardım, der.”
(Buhârî, Bed’ül-halk 10; Müslim, Zühd 51)
Kur'an-ı Kerim'de okumak manasında 3 fiil vardır: Tilavet, kıraat ve tertil.
Tilavet aktarmak için okumaktır, kıraat anlamak için okumaktır. Tilavette takip etme manası vardır. Tilavet secdesi, okumamızı secde takip ediyor. Tilavet için en az iki kelime gerekir, kıraatte tek kelime yeterlidir. Tertil ise muntazam ve güzel bir şekilde okumaktır.
اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. تَأْمُرُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. النَّاسَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بِالْبِرِّ car mecruru تَأْمُرُونَ fiiline mütealliktir. تَنْسَوْنَ atıf harfi وَ ‘ la تَأْمُرُونَ ’ ye matuftur.
تَنْسَوْنَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْفُسَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ cümlesi, تَنْسَوْنَ ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. تَتْلُونَ mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
تَتْلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الْكِتَابَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَفَلَا تَعْقِلُونَ
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعْقِلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Hemze inkârî istifham harfidir.
İstifham üslubunda olmasına rağmen terkib, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak inkâr ve uyarı manalarına gelmesi nedeniyle mecazı mürsel mürekkebtir. Ayrıca istifhamda, tecahül-i arif sanatı söz konusudur.
Cevabı malum bir soru şeklindeki cümle, haber üslubundan daha etkili hale gelmiş ve onları yaptıkları davranışları düşünmeye, hak söze kulak vermeye çağırmıştır.
Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Aynı üslupta gelerek makabline atfedilen وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ cümlesi, istifhama dahildir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Fiiller muzari sıygada gelerek, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ cümlesi, تَنْسَوْنَ ‘deki failin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda, تَتْلُونَ الْكِتَابَ cümlesi haberdir.
Müsnedin muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır.
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
بِِرّ iyilik; بَِرّ kara parçası; بُرّ buğday demektir. Buğday karada yetişir ve iyiliği, bereketi temsil eder. İnsan, karada kendini güvende hisseder.
وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ ifadesi, terk etmeyi mübalağalı bir şekilde anlatırken وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ ifadesinde azarlama ve ilzam etme vardır. Devamında gelen اَفَلَا تَعْقِلُونَ da bulunan istifham da inkârîdir.
اَتَأْمُرُونَ [Emir mi veriyorsunuz?] cümlesindeki soru edatı, hakiki manasında değil, kınama ve tenkit manasında kullanılmıştır.
Bu ayet-i kerimeler, Kitap Ehli hakkında özellikle de hahamlar ve rahipler hakkında nazil olmuştur. Onlar (yani bir kısmı) insanlara hayrı/iyiyi emreder, İslam üzere sebat etmelerini söyler, kendilerini ise terk ederlerdi. Bu gerçekten şaşılacak, garipsenecek bir haldir. Halbuki bir işi emreden kimse, o konuda uyulacak örnek kişi, öncü olmalıdır. Bizzat kendisi başkasına emrettiği şeyi yapmak hususunda dikkatli ve gayretli davranması gerekir. Aksi takdirde insanları aydınlatırken kendisi yanan kandile benzerler. İşte bu ifadelerde tevbih, paylama ve şiddetli bir azarlama bulunmaktadır. (Sinan Yıldız, Vehbe Ez-Zuhaylî’nin Et-Tefsîru’l-Münîr adlı Tefsirinde Belâgat İlmi Uygulamaları)
Okumak manasında üç fiil vardır: Tilavet, kıraat, tertil.
Tilavet; aktarmak için okumaktır, kıraat; anlamak için okumaktır. Tilavette takip etme manası vardır. Tilavet secdesinde okumayı secde takip eder. Tilavet için en az iki kelime gerekir, kıraatte tek kelime yeterlidir. Tertîl ise muntazam ve güzel bir şekilde okumaktır.
Kur’an’da akıl kelimesi, hep fiil formatında gelmiştir. Yani onu işletmek, fiil haline getirmek gerekir. Hayvanlar için “akıllı” kelimesini kullanmak doğru değildir. Akıl insanın yaratıcısı ile olan bağını keşfetmesini sağlayan bir melekedir.
اَتَأْمُرُونَ Onlar, bu fiilleri geçmişte yaptıkları halde fiil, şimdiki zaman olarak kullanılmıştır. Zira geniş zaman kipi yenilenme ve sonradan olma ifade eder. تَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ cümlesinde, Yüce Allah, onların yapmaları gereken şeyleri terketmelerini "unuttular" şeklinde ifade etmiştir. Bu ise akıllarına hiç gelmiyormuş gibi aşırı derecede terkettiklerini gösterir. Onların aşırı derecede gaflette olduklarını vurgulamak için أَنفُسَ kelimesini zikretmiştir.
Burada ayrıca تنسون kelimesi istiare-i tasrihiyye ve tebeiyye veya الترك manasında kinayedir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Garîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, Soru;528)
Hal cümlesi olan وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ ifadesindeki kınama, tenkit etme ve susturma manaları açıktır. (Sâbûnî, Safvetü't Tefâsir)
اَفَلَا تَعْقِلُونَ
İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, istînâfa فَ ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Hemze, inkârî istifham harfidir. Cümle, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, inkâr ve tevbih anlamı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Menfî muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
اَفَلَا تُبْصِرُونَ [Artık görmez misiniz?] Bununla kudretinin kemalini bilmeleri için kalbin görmesini (basireti) kastetmektedir. Bunun aciz kimsenin başarılı olması, kararlı kimsenin ise mahrum bırakılması anlamında olduğu da söylenmiştir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilme sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetin bu son cümlesi, bir çok ayette tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
اَفَلَا تَعْقِلُونَ cümlesi çok büyük bir kınama ifadesidir. Anlam ise, “yaptığınız şeyin çirkin olduğuna akıl erdiremiyor musunuz da, bu fiillerin kötülüğü sizi onları yapmaktan alıkoymuyor? Adeta akılları örtülmüş kimseler gibisiniz. Çünkü akıl bu tür şeylerden kaçınır, bunları reddeder” şeklindedir. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)