قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۜ قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌۜ عَوَانٌ بَيْنَ ذٰلِكَۜ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ ٦٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالُوا | dediler |
|
| 2 | ادْعُ | du’a et |
|
| 3 | لَنَا | bizim için |
|
| 4 | رَبَّكَ | Rabbine |
|
| 5 | يُبَيِّنْ | açıklasın |
|
| 6 | لَنَا | bize |
|
| 7 | مَا | ne olduğunu |
|
| 8 | هِيَ | onun |
|
| 9 | قَالَ | dedi ki |
|
| 10 | إِنَّهُ | şüphesiz O |
|
| 11 | يَقُولُ | diyor ki |
|
| 12 | إِنَّهَا | gerçekten o |
|
| 13 | بَقَرَةٌ | bir inektir |
|
| 14 | لَا | olmayan |
|
| 15 | فَارِضٌ | yaşlı |
|
| 16 | وَلَا | ve olmayan |
|
| 17 | بِكْرٌ | körpe |
|
| 18 | عَوَانٌ | orta yaşlı |
|
| 19 | بَيْنَ | arasında |
|
| 20 | ذَٰلِكَ | bunun |
|
| 21 | فَافْعَلُوا | haydi yapın |
|
| 22 | مَا | şeyi |
|
| 23 | تُؤْمَرُونَ | size emredilen |
|
Fârid kelimesi ismi fail kalıbında olup, ferada kökündendir, Türkçe’de kullandığımız farz, faraza, faraziye kelimeleri buradandır. Yaşlı sığır manasında yalnızca bu ayette geçmiştir. Ferada aslen bir şeyi yarıp onda iz bırakmak demektir. Bazısına göre fârid olan sığır, yeri çokça yardığı ve kendisine yüklenen zor işleri yaptığı için böyle isimlendirilmiştir. Sığır manasındaki bakara kelimesinin kökü olan bakara fiili de yarmak demektir. Bikr, küçük olduğu için erkekle cinsi temas etmemiş ve doğurmamış genç demektir. Bekar, bekaret kelimeleri dilimize buradan geçmiştir.
قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۜ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl, ادْعُ لَنَا ’ dir. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اُدْعُ illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri, أنت dir. لَنَا car mecruru ادْعُ fiiline mütealliktir. رَبَّ mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ karînesi olmadan gelen يُبَيِّنْ cümlesi şartın cevabıdır.
يُبَيِّنْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. لَنَا car mecruru يُبَيِّنْ fiiline mütealliktir. مَا هِيَ cümlesi يُبَيِّنْ fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
مَا istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. Munfasıl zamir هِيَ haber olarak mahallen merfûdur.
قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ cümlesiyle kesilmesi istenen ineğin durumu ve özelliği soruluyor. Çünkü onlar sözü edilen ineğin mahiyetini biliyorlardı. Gerçi Arapçada, مَا kelimesi her ne kadar cins ifade eden şeyler için ve كَيْفَ de “vasıf” (nitelik) ifade edenler için kullanılan kelimeler ise de bazen مَا edatı, كَيْفَ yerine kullanılabilmektedir. Bu ise onların, ölü bir sığırın herhangi bir parçasıyla bir ölüye vurmalarıyla dirilme olayına şaşkınlık göstermelerini ifade etmiştir. İşte bu durumdaki hayret ve şaşkınlık uyandıran ineğin niteliğini sorup öğrenmek istiyorlardı. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)
يُبَيِّنْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بين ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌۜ عَوَانٌ بَيْنَ ذٰلِكَۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl اِنَّهُ يَقُولُ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَقُولُ cümlesi اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl اِنَّهَا بَقَرَةٌ ’ dir. يَقُولُ fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هَا muttasıl zamir اِنَّ ‘ nin ismi olarak mahallen mansubdur. بَقَرَة kelimesi اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. فَارِضٌ kelimesi بَقَرَة ‘ ün sıfatı olup damme ile merfûdur. لَا بِكْرٌۜ atıf harfi وَ ile makabline matuftur. عَوَانٌ kelimesi بَقَرَة ‘ün ikinci sıfatı olup damme ile merfûdur.
بَيْنَ mekân zarfı عَوَانٌ ‘a mütealliktir. İşaret ismi ذٰلِكَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ل harfi buud, yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Ayette, بَيْنَ ذٰلِكَ buyuruldu, fakat بَيْنَ ذَيْنِكَ buyurulmadı. Kaldı ki بَيْنَ kelimesi iki ve daha çok şey manasında olmayı gerektiren bir kelimedir. Çünkü, Allah (c.c) bununla sözü edilen özelliktekiler arasından herhangi birini murad etmiştir. Bu hüküm konusunda zamir işaret ismi yerine geçmiştir. (Nesefî / Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl) فَارِضٌ sülâsi mücerredi فرض olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بِكْرٌ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن عرفتم ذلك (Eğer bunu bilseydin) şeklindedir.
Fiil cümlesidir. افْعَلُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تُؤْمَرُونَ ‘ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تُؤْمَرُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالُٓوا fiilinin mekulü’l-kavli olan ادْعُ لَنَا رَبَّكَ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
رَبَّكَ izafetinde رَبّ ismine muzâfun ileyh olan كَ zamirinin aid olduğu Hz. Musa şeref kazanmıştır.
ف karînesi olmadan gelen يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ cümlesi mahzuf şartın cevabıdır. Meczum muzari sıygada gelmiş hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Cevap cümlesinde muzari fiilin meczum olması talebin cevabı olduğuna işaret eder. Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Emir, nehy, soru, temenni gibi talep bildiren durumlardan sonra başında ف harfi bulunmayan, karşılık ve sonuç (ceza) ifade eden bir muzari fiil geldiğinde söz konusu muzari fiil de meczûm olur. Çünkü o cümlede şart ve cezâ anlamı bulunmaktadır. Bir diğer ifadeyle talep bildiren cümleden sonraki muzari fiil, öncesindeki talebin karşılığı veya sonucudur. (Yunus İnanç Dr. Öğr. Üyesi, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Arap Dili ve Belagatı Anabilim Dalı, Karaman Emrin Cevabında Gelen Fiillerin Bazı Kur’ân Meallerindeki Hatalı Tercümesi)
Şart edatı ile fiilin hazfi, talep ifade eden fiillerden sonra mecburidir. «Bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin..» (Âl-i İmrân, 31.) ayeti buna misaldir. Bu ayette hazif eğer bana uyarsanız, şeklindedir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 2, s.172)
ان زرتنا فانكرمك Bizi ziyaret edersen sana ikramda bulunuruz, cümlesi buna misaldir. Bu ifadeden, ziyaret edenlere ikramın lüzumunu tekid anlaşılmaktadır. İbnu Abdisselam şunu ilave eder: Çünkü emir, icab ifade eder. Haber cümlesi icabda, talep cümlesi gibidir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c.2, s.105)
مَا هِيَ cümlesi يُبَيِّنْ fiilinin mef’ûlüdür, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mübteda ve haberden müteşekkil bu cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisaldir.
مَا istifham harfi mübteda, هِيَ haberdir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur لَنَا , ihtimam için, mef’ûle takdim edilmiştir.
“Onun (sığırın) ne olduğunu” yani, ‘’hangi sığır’’ olacağının sorulması, cinsi tayin etmek için sorulmuş bir soru değildir. Çünkü Allah, kesilecek şeyin sığır olduğunu zaten söylemişti. Fakat bu soru sığırın yaşını öğrenmek için sorulmuş bir sorudur. Bu yorum cevaptan anlaşılmaktadır. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۜ cümlesiyle kesilmesi istenen ineğin durumu ve özelliği soruluyor. Çünkü onlar sözü edilen ineğin mahiyetini biliyorlardı. Gerçi Arapçada, مَا kelimesi her ne kadar cins ifade eden şeyler için ve كَيْفَ de “vasıf” (nitelik) ifade edenler için kullanılan kelimeler ise de bazen مَا edatı, كَيْفَ yerine kullanılabilmektedir. Bu ise onların, ölü bir sığırın herhangi bir parçasıyla bir ölüye vurmalarıyla dirilme olayına şaşkınlık göstermelerini ifade etmiştir. İşte bu durumdaki hayret ve şaşkınlık uyandıran ineğin niteliğini sorup öğrenmek istiyorlardı.
(Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)
قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌۜ عَوَانٌ بَيْنَ ذٰلِكَۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisaldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Hazret-i Musa’nın Allah Teâla’ya dua edip kendisine vahiy geldikten sonra verdiği cevaptır. İki cümle arasında meskûtun anh vardır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّهُ يَقُولُ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّهَا بَقَرَةٌ cümle, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
فَارِضٌ kelimesi بَقَرَة için sıfattır. عَوَانٌ kelimesi بَقَرَة için ikinci sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ cümlelerinde mazi fiilden muzari fiile geçişte iltifat sanatı vardır.
Nefy harfi لَا ’nın tekrarı olumsuzluğu tekid etmek içindir.
فَارِضٌ - بِكْرٌ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
فَارِضٌ (çok yaşlı) kelimesinin, pek çok doğum yapmış ve bundan dolayı karnı genişlemiş demek olduğu da söylenmiştir. Çünkü sözlükte bu kelime “geniş” anlamındadır. Bu açıklamayı daha sonraki bazı ilim adamları yapmışlardır. بِكْرٌ (çok genç) ise gebe kalmamış küçük anlamındadır. Kutebî bunun doğum yapmış anlamına geldiğini de nakleder. İlk doğan çocuğa da بِكْرٌ ismi verilir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
قَالَ - قَالُوا - يَقُولُ , بَيْنَ - يُبَيِّنْ kelime grupları arasında iştikak cinası, لَنَا ve اِنَّ ’nin tekrarında ıtnab ve ayrıca bu kelime gruplarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُون
فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap olan فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Takdiri, …إن عرفتم ذلك (Eğer bunu bilseydin) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sıla cümlesi olan تُؤْمَرُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تُؤْمَرُونَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
[Haydi, size emredileni yapın.] Yani, (haydi artık) kesmeniz emredilen sığırı kesin. Bu emir, yalnızca gelecek zaman anlamı değil şimdiki zaman anlamı da içerir. Çünkü onlara bu işi hemen, o an yapmaları emredilmiştir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
Bu, Hazret-i Musa'dan gelen bir emirdir. Yani kesilmesi emredilen ineği hemen kesin demiştir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
[Artık emrolunduğunuz şeyi yapınız] cümlesi emri yenilemek, tekid etmek ve bu konuda işi zora koşmayı terk etmeleri için bir uyarıdır. Ancak onlar bu işi terk etmediler. Bu ayet fukahanın da belirttiği gibi, emrin vücub gerektirdiğinin delillerindendir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)