Bakara Sûresi 87. Ayet

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِه۪ بِالرُّسُلِ وَاٰتَيْنَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِۜ اَفَكُلَّمَا جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْۚ فَفَر۪يقاً كَذَّبْتُمْۘ وَفَر۪يقاً تَقْتُلُونَ  ٨٧

Andolsun, Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya mucizeler verdik. Onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ ve andolsun
2 اتَيْنَا verdik ا ت ي
3 مُوسَى Musa’ya
4 الْكِتَابَ Kitabı ك ت ب
5 وَقَفَّيْنَا birbiri ardınca gönderdik ق ف و
6 مِنْ -ndan
7 بَعْدِهِ arkası- ب ع د
8 بِالرُّسُلِ peygamberler ر س ل
9 وَاتَيْنَا ve verdik ا ت ي
10 عِيسَى Îsa’ya
11 ابْنَ oğlu ب ن ي
12 مَرْيَمَ Meryem
13 الْبَيِّنَاتِ açık deliller ب ي ن
14 وَأَيَّدْنَاهُ ve onu destekledik ا ي د
15 بِرُوحِ Ruh ile (Ruh’ül-Kudüs) ر و ح
16 الْقُدُسِ Kudüs (Ruh’ül-Kudüs) ق د س
17 أَفَكُلَّمَا öyle mi? ك ل ل
18 جَاءَكُمْ size gelse ج ي ا
19 رَسُولٌ bir peygamber ر س ل
20 بِمَا şey ile
21 لَا
22 تَهْوَىٰ istemediği ه و ي
23 أَنْفُسُكُمُ canınızın ن ف س
24 اسْتَكْبَرْتُمْ büyüklük taslayarak ك ب ر
25 فَفَرِيقًا kimini ف ر ق
26 كَذَّبْتُمْ yalanlayacak ك ذ ب
27 وَفَرِيقًا kimini de ف ر ق
28 تَقْتُلُونَ öldüreceksiniz ق ت ل
 
Cebrâil aleyhisselâmın peygamberleri desteklemek üzere insanlara yardım ettiği de bilinmektedir. Nitekim Resûl-i Ekrem, kendinin veya İslâmiyet’in aleyhinde şiir söyleyenleri hicvetmesi için şair Hassân İbni Sâbit’i teşvik etmiş ve ona “ Allah’ım! Hassân’ı Rûhulkudüs ile teyit et!” diye dua etmiştir.
(Buhari, İlim 68, Bed’ü’l-halk 6; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 151,152).
 

  Eyede أيد :

  Teksir yani çokluk kalıbı olan tef'il babındaki أيَّدَ fiili şiddetli güç/kuvvet anlamına gelen أيْدٌ kökünden gelir.  (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de bir isim ve bir fiil formunda olmak üzere 11 kez geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri müeyyide ve te'yid etmektir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِه۪ بِالرُّسُلِ وَاٰتَيْنَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِۜ

Fiil cümlesidir.وَ  istînâfiyyedir. ل  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir.Tekid ifade eder.

اٰتَيْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. مُوسَى mef‘ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Gayrı munsariftir. الْكِتَابَ  ikinci mef‘ûlün bih olup fetha ile mansubdur. قَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِه۪ بِالرُّسُلِ cümlesi, atıf harfi وَ  ile makabline matuftur. 

قَفَّيْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ بَعْدِ  car mecruru  قَفَّيْنَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بِالرُّسُلِ  car mecruru  قَفَّيْنَا  fiiline mütealliktir. اٰتَيْنَا ع۪يسَى  cümlesi, atıf harfi وَ  ile اٰتَيْنَا مُوسَى ’ ya matuftur. 

اٰتَيْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.  ع۪يسَى  mef‘ûlun bih olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Gayri munsariftir. ابْنَ  kelimesi  ع۪يسَى ‘den bedel veya sıfat olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. مَرْيَمَ  muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır.

الْبَيِّنَاتِ  ikinci mef’ûlün bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. اَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ  cümlesi, atıf harfi وَ  ile ikinci  اٰتَيْنَا  fiiline atfedilmiştir. 

اَيَّدْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِرُوحِ  car mecruru  اَيَّدْنَا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْقُدُسِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰتَيْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتى ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اَيَّدْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  أيد ’dir. 

قَفَّيْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  قفو ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

Nahivcilere göre Meryem مَفْعَلَ veznindedir. Zira kelime yapıları arasında عِثْيَرْ  [toz duman] ve عُلْيَبْ [bir vadi] kelimelerinin aksine- ilk harfi fethalı  فَعِيلاً  vezni bulunmamaktadır.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

اَفَكُلَّمَا جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْۚ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كُلَّما  şart manası taşıyan zaman zarfı olup  اسْتَكْبَرْتُمْ fiiline mütealliktir. جَٓاءَكُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كُمْ  mukaddem mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  رَسُولٌ  muahhar fail olup damme ile merfûdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harfi ceriyle  جَٓاءَكُمْ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası لَا تَهْوٰٓى ‘dır. Îrabtan mahalli yoktur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَهْوٰٓى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. اَنْفُسُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı اسْتَكْبَرْتُمْ 'dür.  

كُلَّمَا  kelimesi  كُلَّ  ile masdariyye  مَا ‘nın birleşimi olan cezmetmeyen şart edatıdır. Kendisinden sonra şart ve cevap olarak iki fiil bulunur. Bu fiiller daima mazi olur. Edat bu fiillerin tekrarlandığını ifade etmeye yarar. مَا  ile masdara dönüşmüş şekline muzaf olarak onu cer eder. (Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)

اسْتَكْبَرْ  fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, كبر  ‘dir. 

Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar.

بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ [Ama ne zaman size bir peygamber nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirdiyse]; istemediğiniz bir şeyi demektir. Buradaki  هَوِىَ (mazi), هَوًى (masdar) kelimesi ‘alime babından olup “sevdi, istedi” anlamına gelir. Fiilin sonunda aslında bir hu zamiri vardır, zamir hazf edilince fiil  مَا  harfi ile masdar haline gelir. Yani, her ne zaman herhangi bir elçi size hevânıza uymayan bir şey getirse, demektir. بِمَا  ifadesindeki  بِ harfi, geçişsiz fiili geçişli yapmak içindir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 فَفَر۪يقًا كَذَّبْتُمْۘ وَفَر۪يقًا تَقْتُلُونَ

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir.  فَر۪يقًا  kelimesi  كَذَّبْتُمْ  fiilinin mukaddem mef‘ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. كَذَّبْتُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. 

وَ  atıf harfidir. فَر۪يقًا  kelimesi  تَقْتُلُونَ  fiilinin mukaddem mef‘ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. تَقْتُلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

كَذَّبَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كذب ‘dir.


اسْتَكْبَرْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ [Ama ne zaman size bir peygamber nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirdiyse]; istemediğiniz bir şeyi demektir. Buradaki  هَوِىَ (mazi), هَوًى (masdar) kelimesi ‘alime babından olup “sevdi, istedi” anlamına gelir. Fiilin sonunda aslında bir hu zamiri vardır, zamir hazf edilince fiil  مَا  harfi ile masdar haline gelir. Yani, her ne zaman herhangi bir elçi size hevânıza uymayan bir şey getirse, demektir. بِمَا  ifadesindeki  بِ harfi, geçişsiz fiili geçişli yapmak içindir. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr) 
 

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِه۪ بِالرُّسُلِ وَاٰتَيْنَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِۜ

وَ  istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap olan  اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Aynı üslupta gelerek makabline atfedilen  وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِه۪ بِالرُّسُلِ  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Aynı üslupta gelen  وَاٰتَيْنَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ  cümlesi atıf harfi  وَ  ‘la birinci  اٰتَيْنَا  cümlesine, وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِۜ  cümlesi de atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

الرُّسُلِ  ‘deki marifelik cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

اٰتَيْنا - قَفَّيْنا - اَيَّدْناَ  fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, bu fiillerin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

مُوسَى - ع۪يسَى  isimlerinde ıttırad sanatı vardır. Ittırad; övülen kişilerin ve silsilesinin zorlamaksızın doğum sırasına uygun olarak zikredilmesidir.

أيَّد  ve قفَّى  fiilleri ‘’destekledi‘’ manasındadır. Biri el, diğeri kafa kelimesinden türemiştir. El ele vermek, kafa kafaya vermek gibi deyimler bizde de vardır.

قَفَّيْنَا - اَيَّدْنَاهُ  ve  مُوسَى -  ع۪يسَى - مَرْيَمَ - رُوحِ الْقُدُسِۜ - الرُّسُلِ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

مُوسَى - ع۪يسَى  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اٰتَيْنَا  fiilinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَاٰتَيْنَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِۜ  cümleleriyle  وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِه۪ بِالرُّسُلِ  cümleleri arasında yedili mukabele sanatı vardır.

Allah Teâlâ, Kur'an'da ne zaman kendisinden azamet zamiriyle bahsetse hemen öncesinde veya sonrasında vahdaniyetinin bilinmesi için kendisine ait tekil bir zamir gelir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 467) 

Ayette  وَاٰتَيْنَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَات  buyurulmuştur. Burada alimlerimiz  آيات  şeklinde bir takdir yaparlar. Yani aslı, وَاٰتَيْنَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ آيات الْبَيِّنَات  şeklindedir. Ayetin bu şekilde hazifle gelmesinin sebebi ayetlerin ne kadar açık olduğunu vurgulu bir şekilde belirtmektir.

Rûhü'l-Kudüs, mukaddes ruh demektir ki o, İsâ'nın ruhudur diyenler vardır. Onun ruhunun, mukaddes olarak vasıflandırılması ya yüksek şerefinden ya da İsâ erkek sulbünde ve kadın rahminde kalmadığı için mukaddes diye vasıflandırılmaktadır.

Bir görüşe göre ise Rûhü'l-Kudüs, Cebrâîl’dir. Bir diğer görüşe göre ise Rûhü'l-Kudüs, İncil’dir. Nitekim Kur’ân hakkında,"İşte sana da emrimizden bir ruh vahyettik." (Şûra 42/52) buyurulmuştur. Son bir görüşe göre de Rûhü'l-Kudüs, Allah'ın İsm-i Azamıdır ki, onun zikri ile ölüler hayat bulur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Nahivcilere göre  مَرْيَمَ  kelimesi مَفْعَلَ veznindedir. Zira kelime yapıları arasında عِثْيَرْ  [toz duman] ve عُلْيَبْ [bir vadi] kelimelerinin aksine- ilk harfi fethalı فَعْيَلاً vezni bulunmamaktadır. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

وَاٰتَيْنَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ [Meryem oğlu İsa’ya da deliller verdik.] Musa, İsa ve Meryem Arapça olmayan isimlerdir. Bu yüzden, hem yabancı hem de özel isim olmak özellikleri kendilerinden birleşince gayr-ı munsarif olurlar [yani îraba tabi değillerdir]. Musa kelimesinin “Mu” harfi onların dilinde “su” anlamına, “Şa” ise ağaç anlamına gelir. İsrailoğulları Muşa derler ki bunun manası da su ve ağaç arasından, yani içine konulmuş olduğu sandıktan çıkarılmış kimsedir. Nitekim Hz. Musa annesi tarafından konulduğu sandıktan çıkarılarak Firavun’un sarayında büyütülmüştür. Sonra isim Arapçaya intikal ederken “ş” harfi “s” harfine dönmüştür.

İsa kelimesi ise onların dilinde İşa şeklinde, “ş” harfi iledir. Bu da hayat anlamına gelen ıyş kelimesinden gelir. Hz. İsa’nın duası ile Allah Teâlâ ölüleri diriltirdi. Bu isimdeki “ş” harfi Arapçaya intikal edince “s” harfine dönüşmüştür. Kelimesinin aslında “s” harfinin bulunduğu düşünülürse, o zaman isim beyaz anlamına gelen “ıys” kökünden türemiş olur. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

 

اَفَكُلَّمَا جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْۚ فَفَر۪يقاً كَذَّبْتُمْۘ وَفَر۪يقاً تَقْتُلُونَ

 

فَ , istînâfiye, hemze inkârî manada istifham harfidir.  كُلَّمَا  , şart manası taşıyan zaman zarfıdır. Müteallakı cevap cümlesidir. Cümle şart üslubunda haberî isnaddır.

Şart cümlesi olan  اَفَكُلَّمَا جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ , istifham üslubunda talebî inşaî isnaddır.

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, cevap bekleme kastı taşımaksızın tevbih ve takrir manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkeptir.

İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

كُلَّمَا ‘nın muzafun ileyhi olan  جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyh olan  رَسُولٌ  kelimesinin nekre gelmesi tazim ifade eder. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , başındaki harf-i cerle  جَٓاءَكُمْ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi  اسْتَكْبَرْتُمْ , müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106)

Atıf edatı olan  فَ  ile …..وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ  şeklindeki matufun aleyhi arasına hemzenin girmesi, onları hemen bu davranışlarından dolayı kınamak ve hallerine şaşmak içindir. Cümlenin istinaf (yeni söz başı) olması da muhtemeldir, o zaman  فَ  harfi, hemzeden sonra takdir edilen atıf için olur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ  cümlesi hal alakasıyla mecaz-ı aklîdir. Çünkü  الهوى  fiilinin faili yerine onun mahalli olan nefisleri söylenmiştir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, Soru: 760)

Arapların hükümde ortak olan cümlelerde atıf harfiyle beraber hemzeyi kullanmaları, garip bir kullanımdır. İbn Âşûr bu konuyu  اَفَكُلَّمَا جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْۚ فَفَر۪يقًا كَذَّبْتُمْۘ وَفَر۪يقًا تَقْتُلُونَ [Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?] (Bakara, 2/87) ayetinin tefsirini yaparken ele almış ve şunları söylemiştir: Hükümde ortaklık ifade eden atıf harfinden önce hemzenin zikredilmesi, Arapların sözlerinde duyulan bir kullanımdır. Bunun zahiri gariptir. Çünkü bu; istifhamın atıf harfine ve ma’tufa hakim olmasını gerektirir. İstifham edatının atıf harfine galip gelmesi gariptir. Bu sebeple bu uygulamayı zahirinden tevil etmiştir. Onların bu konuda iki üslubu mevcuttur:

Birincisi cumhurun üslubudur. Onlar istifham hemzesinin öne alındığını söyler. Bu harfin yeri atıf harfinden sonradır, cümlede başlangıç yapılan istifhamı gerçekleştirmek maksadıyla istifham önce getirilmiştir. Ancak onlar takdimi sadece hemzeyle sınırlandırmıştır. Zira hemze soru konusunda asıldır. Çünkü çoğu kullanımda hemze istifham için konulmuştur. Bunun dışındaki istifham edatları istifham anlamı kazanmış kelimelerdir. Bu edatlardan birisi أين gibi isimdir. Birisi de هل gibi tahkik harfidir. هل soru ismi قد anlamına gelir. İstifham hemzesinin bunun başında gelişi çok olduğundan, çok kullanıldığı için hemze hazfedilmiştir. هل فعلت cümlesinin aslı:  أهل فعلت  şeklidir. Dolayısıyla cümlenin takdiri: فكلما جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ  onlara bir elçi her geldiğinde…mi? şeklindedir. (Aboubacar Mohamadou, İbn Âşûr’ûn Et-tahrîr Ve’t-tenvîr Adlı Eserinde Sarf Ve Nahiv Merkezli Tercihleri)

فَفَر۪يقاً كَذَّبْتُمْۘ  cümlesi atıf harfi  فَ  ile şartın cevabına atfedilmiştir. Cümlede takdim-tehir vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Mef’ûl olan  فَفَر۪يقاً , ihtimam için, amili olan  كَذَّبْتُمْۘ  fiiline takdim edilmiştir. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayeti kerimede  فَرِيقً  kelimesi öne geçmiştir. Yalanlamaları ve öldürmeleri kötü birşeydir, ama özellikle bu kişileri yalanlamaları ve öldürmeleri çok kötüdür. Çünkü  فَرِيقً  kelimesiyle bahsedilen kişiler rasullerdir.

Aynı üslupta gelen  وَفَر۪يقاً تَقْتُلُونَ  cümlesi makabline hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir.

فَر۪يقاً  ’daki tenvin tazim içindir.  فَر۪يقاً  ve الرُّسُلِ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr ve ıtnâb sanatları vardır.

فَفَر۪يقًا كَذَّبْتُمْۘ وَفَر۪يقًا تَقْتُلون  cümlelerinde kendisinden sonra gelecek olan şeyin önemine binaen ve dinleyiciyi de kendisine söylenecek şeye karşı uyar­mak için mef‘ûller öne alınmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir - Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

فَفَر۪يقًا كَذَّبْتُمْۘ وَفَر۪يقًا تَقْتُلُونَ  Burada yine iki fiil cümlesi birbirine atfedilmiştir. Ancak bunların biri mazi, diğeri muzari şeklinde gelmiştir. Aslında burada ikinci fiilin de mazi gelmesi gerekirdi. Zemahşerî bunda iki nükte olduğunu söyler. Birincisi; peygamberleri öldürmek çok çirkin bir fiildir. Bu çirkin fiilin hayalde canlandırılması için muzari sıygası tercih edilmiştir. Bunun yanında bu şekilde ayet sonuna da riayet edilmiş olur. Bu sıyga sayesinde Muhammed’i (s.a.v) öldürmeye teşebbüs etmelerine de işaret edilmiş olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَذَّبْتُمْ  ile  تَقْتُلُونَ  fiilleri arasında maziden muzariye geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır.

Burada  فَرِيقاً تَقْتُلون  fiilinin muzari gelmesi bir kaç türlü yorumlanabilir; ya daha önce geçmiş olan halin hikayesi kastedilmiş olur, zira durum çok fecidir. Bu yüzden de bu durumun gönüllerde sanki şimdi yaşanıyor gibi resmedilmesi, kalplerde bu şekilde tasvir edilmesi murad edilmiş [bu yüzden muzari fiil kullanılmış] olabilir. Ya da “hâlâ bir kısmını katlediyorsunuz, çünkü Muhammed’i öldürmek için elinizden geleni yapıyorsunuz! manasındadır. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl ve Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

ففريقاً  kelimesindeki  ف  atıf harfi Yahudilerin büyüklenmelerinin neticesi olduğu için sebebiyyedir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim,  Soru; 764)