وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِۜ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْماً ١١١
وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. عَنَتِ iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. الْوُجُوهُ fail olup damme ile merfûdur. لِلْحَيِّ car mecruru عَنَتِ fiiline mütealliktir. الْقَيُّومِۜ kelimesi حَيِّ ’in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْماً
خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْماً cümlesi, وُجُوهُ ’ün hali olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. وَ haliyyedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. خَابَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası حَمَلَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
حَمَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. ظُلْماً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِۜ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْماً
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Boyun eğmek, itaat etmek anlamlarına gelen عنا fiili, yüzlere isnad edilmiştir. Bu mecazî bir isnaddır. Ya da cüz kül alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır, diyebiliriz. Boyun eğen yüzler değil, yüzlerin sahipleridir. Âşûr da aynı görüştedir.
عُنُوُّ الوجه ifadesinde istiare vardır. Bununla kastedilen, Kıyamet gününde yüzlerde görülen sararıp solma alametleri, telaş, hüzün ve umutsuzluk belirtileridir. Bu tabir, Arapların esire العاني (boyun büken) adını vermelerinden alınmıştır. Bir sözde geçen ألنِساءِ عَواَنيِ عِنْدَ أزْواجِهِنَّ ifadesi de bu mana ile ilgilidir ki “Kadınlar kocasının karşısında boyun büker (hizmete) konumdadırlar.” anlamına gelir. Yine هَذِهِ ألْمَرْءَةُ فييِ جِبالُ فلانً (Şu kadın falancanın ipinde bağlıdır) sözü de bu anlamdadır. Buna göre nasıl ki zavallı esir güçlü efendisinin elinde ona boyun eğerse aynı şekilde yüzler de Allah Teâlâ’nın korkusundan dolayı bükmüşlerdir. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları)
الوُجُوهِ kelimesindeki tarifin umum için olması caizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الْقَيُّومِ kelimesi حَيِّ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
اَلْحَيُّ mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
الْقَيُّومُۜ , mübalağa vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
ٱلۡقَیُّومُ kelimesi قَیٱم masdarından gelmiştir. Sürekli ve devamlı olan anlamındadır. Bir görüşe göre başkası ile değil, zatıyla kaim olan demektir. Bir görüşe göre bütün mahlukatının işlerini gören anlamındadır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
ٱلۡقَیُّومُ : İnsanların işlerini idare eden, onları gözetip durandır. القَيِّمِ kelimesinin mübalağalı halidir. Yani işlerden hiç bir iş; onun idare, yönetim ve gözetiminin dışında değildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْماً cümlesi , عَنَتِ fiilinin failinden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. Cümlenin istînâfiyye olması da caizdir.
Cümle قَدْ tahkik harfiyle tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
خَابَ fiilinin faili konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’nin sıla cümlesi حَمَلَ ظُلْماً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mef’ûl olan ظُلْماً kelimesindeki nekrelik, tahkir, teksir ve kıllet içindir. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
حَمَلَ ظُلْماً cümlesinde istiare sanatı vardır. Zulüm, taşımak manasındaki حَمَلَ fiiline isnad edilerek, yüklenip taşınabilir, maddi bir varlığa benzetilmiştir. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.قَدْ sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa قَدْ harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)