وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْماً وَلَا هَضْماً ١١٢
Hedame هضم : هَضْم gevşekilk, yumuşaklık ya da kırılganlığa sahip olan bir şeyi kırmak, ezmek veya eritmektir. هَضْم sözcüğü müstear olarak zulûm ve haksızlık manasında da kullanılmıştır. Son olarak هاضُوم kelimesi yemeği hazmettiren her türlü ilaçtır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de iki farklı isim türeviyle birlikte 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli hazımdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْماً وَلَا هَضْماً
وَ istînâfiyyedir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur.
Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. يَعْمَلْ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’ dir. مِنَ teb’ıziyyedir. مِنَ الصَّالِحَاتِ car mecruru mahzuf sıfata mütealliktir. Takdiri, شيئا من الصالحات (salihattan bir şey) şeklindedir. هُوَ مُؤْمِنٌ cümlesi, يَعْمَلْ ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. مُؤْمِنٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَا يَخَافُ ظُلْماً وَلَا هَضْماً cümlesi, mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, هو şeklindedir.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَخَافُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. ظُلْماً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. هَضْما atıf harfi وَ ’la ظُلْماً ’e matuftur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الصَّالِحَاتِ ; sülâsî mücerredi صلح olan fiilin ism-i failidir.
مُؤْمِنٌ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْماً وَلَا هَضْماً
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubunda gelen terkipte مَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ cümlesi, şarttır.
مَنْ şart ismi mübteda, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ cümlesi haberidir.
Müsnedin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şart isimleri, ism-i mevsûller gibi umum ifade eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 103)
مِنَ الصَّالِحَاتِ ibaresindeki مِنَ , teb’iziyyedir.
مِنَ الصَّالِحَاتِ car mecruru, mukadder bir mevsûfun sıfatına mütealliktir. Yani شيئا من الصالحات (salihattan bir şey) demektir.
Veya يَعْمَلْ مِنَ الأعمال الصالحات şeklinde, mevsuf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir. Îcâz-ı hazif sanatıdır.
هُوَ مُؤْمِنٌ cümlesi, يَعْمَلْ fiilinin failinin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan مُؤْمِنٌ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَ karînesiyle gelen cevap cümlesi olan لَا يَخَافُ ظُلْماً وَلَا هَضْماً ‘de îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri هُوَ olan müsnedün ileyh mahzuftur. Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelam olan لَا يَخَافُ ظُلْماً وَلَا هَضْماً cümlesi, haber konumundadır. Müsnedin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
يَخَافُ fiilinin mef’ûlü olan ظُلْماً ve ona matuf olan هَضْماً ’deki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Nefy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır. Her ikisi de bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
هَضْماً ’e dahil olan لَا , tekid ifade eden zaid harftir.
Atıftan sonra nefi harfi tekrar edilmeseydi, sadece ikisinin birlikte olumsuzlandığı anlamını taşırdı. Bu şekilde gelerek hem bunların yalnız başına olduğu durum hem de ikisinin birlikte olduğu durum olumsuzlanmıştır.
مَنْ ve مِنَ kelimeleri arasında cinas-ı muzari, لَا ’nın tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
ظُلْماً , haksız yere ceza vermek veya taatının mükâfatını vermemektir. هَضْماً ise mükâfatının eksiltilmesi demektir. ألهاضمة eksiltilmiş anlamındadır. Cenab-ı Hakk'ın [Tomurcukları üst üste binmiş, birbirine yapışmış. (Şuara Suresi, 148)] ayeti böyledir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
110, 111 ve 112. ayetlerin sonundaki عِلْماً - ظُلْماً - هَضْماً kelimelerinde akıcı, güzel bir seci vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)