فَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقٰى ١١٧
فَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقٰى
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. قُلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli nida ve cevabıdır. قُلْنَا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَٓا nida harfidir. Münada اٰدَمُ müfred alem olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. Nidanın cevabı اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ ’dir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.
هٰذَا işaret ismi اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. عَدُوٌّ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. لَكَ car mecruru عَدُوٌّ ’e mütealliktir. لِزَوْجِكَ car mecruru atıf harfi و ’la makabline matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن عرفتما عداوته فلا يخرجنّكما أي لا تمكّناه من أسباب إخراجكما (Onun düşmanlığını anladıysanız sizi asla çıkarmaz veya ona sizi çıkarma imkanını vermeyiz) şeklindedir.
لَا nehy harfi olup olumsuz emir manasındadır. يُخْرِجَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Fiilin sonundaki نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir كُمَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ الْجَنَّةِ car mecruru يُخْرِجَنَّ fiiline mütealliktir.
فَ harfi sebebiyyedir. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren harftir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy, talep bulunması gerekir.
اَنْ ve masdar-ı müevvel, makablindeki nehiyden anlaşılan masdar manasına matuf olup mahallen merfûdur. Takdiri, لا يكن إخراج منه لكما فشقاء لك (Seni üzecek bir çıkış olmaz.) şeklindedir.
تَشْقٰى elif üzere mukadder fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ‘dir.
Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette sebep fe (فَ)’sinden sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُخْرِجَنَّ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi خرج ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
فَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ
فَ , istînâfiyyedir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَقُلْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قُلْنَا fiilinin mekulü’l-kavli olan يَٓا اٰدَمُ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin isminin işaret ismi olması, işaret edilen İblise dikkati çekmenin yanında onu tahkir içindir.
لِزَوْجِكَ car-mecruru, عَدُوٌّ ‘e müteallik olan لَكَ ’ye atfedildiği halde cer harfinin tekrarlanması da tekid sayılır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقٰى
Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. Cümle, takdiri إن عرفتما عداوته (onun düşmanlığını anladıysanız) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ , nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Fiilin sonundaki şeddeli nun, tekid ifade eden nûn-u sakiledir.
Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Çıkarma fiilinin İblis’e isnad edilmiş olması, sebep müsebbep alakasıyla mecazî isnaddır.
Fa-i sebebiyye’nin dahil olduğu müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan فَتَشْقٰى cümlesi, masdar teviliyle, kelamın öncesindeki nehiyden kaynaklanan masdara matuftur.
Ayette, [ikinizi çıkarmasın] derken Âdem’in zevcini de söz konusu ettiği halde son cümlede فَتَشْقٰى fiilinin müfred sıygayla gelmesi iltifat sanatıdır. Fasılaya riayet de sağlanmıştır.
Ayetteki muzari fiiller, hudûs, teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Beyzâvî, ayette Hz. Âdem ve Havva’ya birlikte hitap edilirken (sen ve eşin, siz ikinizi çıkarmasın) ardından sadece Hz. Âdem’in bedbaht olacağını bildiren tekil kelime فَتَشْقٰى [mutsuz/bedbaht olursun] ile yetinilmesinin iktifâ sanatından kaynaklandığını şu ifadelerle açıkça ortaya koyar: “Cennetten çıkma hususunda Hz. Âdem ve eşini birlikte zikrettikten sonra bedbahtlığı yalnızca Âdem’e nispet etmekle iktifa etmesi, onun mutsuzluğunun eşinin de mutsuzluğunu ilzam etmesindendir. Zira o, eşinin idarecisidir. Bir de ayet sonlarındaki fasılaların uyması içindir. Ya da geçim temini hususunda yorulanın erkek oluşundan dolayıdır.” (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsirinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)