قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَـن۪ٓي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يراً ١٢٥
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَـن۪ٓي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يراً
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. رَبِّ cümlesi itiraziyyedir. Mekulü’l-kavl لِمَ حَشَرْتَـن۪ٓي ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır.
لِمَ istifham ismi ما ‘nın ism-i mevsûl olmadığı anlaşılsın diye elifi hazf edilmiştir. لِ harf-i ceriyle حَشَرْتَـن۪ٓي fiiline mütealliktir.
حَشَرْتَـن۪ٓي sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur.Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri يَ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَعْمٰى hal olup mukadder fetha ile mansubdur. وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يراً cümlesi, حَشَرْتَـن۪ٓي ’deki mef’ûlun hali olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنْتُ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُ mütekellim zamiri كُنْتُ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. بَص۪يراً kelimesi كُنْتُ ’nun haberi olup fetha ile mansubdur.
لِمَ cer harfi لِ ile istifham harfi ما ‘nın bileşimi olan bu edatın anlamı, ‘’niçin, ne diye ‘’ şeklindedir. Cer harfinden sonra istifham harfi geldiğinde elif hazfedilir.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
Fiil, muttasıl mütekellim zamiri olan ي ile birleştiğinde araya bir ن harfi getirilir. حَشَرْتَـن۪ٓي fiilinde olduğu gibi üstünle biten fiilin sonunu esreden korumuştur. Buna nûn-u vikaye denilir.
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette ilki müfred ikincisi isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَـن۪ٓي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يراً
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
İtiraziyye olan رَبِّ cümlesi nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. İtiraz cümleleri ıtnâb babındandır.
Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfın işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Kur’an-ı Kerim ayetlerinde çoğunlukla رَبّ kelimesinden önce nida harfi hazf olur. Lafza-i celalden önceki nida harfi ise م ’e dönüşür. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itirâziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan لِمَ حَشَرْتَـن۪ٓي اَعْمٰى cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayetin son cümlesi olan وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يراً haldir. و haliyyedir. Tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş, nakıs fiil كَانَ ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
كَانَ ’nin haberi olan بَص۪يراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
اَعْمٰى - بَص۪يراً kelimeleri arasında tıbâk-ı îcâb sanatı vardır.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
İtiraz ve nida cümlelerinde mütekellim, dalalete düşmüş mücrimdir.
Cübbai şöyle demiştir: Onun âmâ olarak haşredilmesinden murad, kıyamet gününde kendisiyle hayra nail olacağı bir yola ulaşamaması; aksine herhangi bir şeye varamayan ve yolunu bulamayan âmâ, kör gibi şaşkın kalakalmasıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Sayfada ayetler -üçü hariç- fethalı kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.