اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ ذٰلِكَ ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ ٧٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَلَمْ |
|
|
| 2 | تَعْلَمْ | bilmez misin? |
|
| 3 | أَنَّ | kuşkusuz |
|
| 4 | اللَّهَ | Allah |
|
| 5 | يَعْلَمُ | bilir |
|
| 6 | مَا | ne varsa |
|
| 7 | فِي |
|
|
| 8 | السَّمَاءِ | gökte |
|
| 9 | وَالْأَرْضِ | ve yerde |
|
| 10 | إِنَّ | kuşkusuz |
|
| 11 | ذَٰلِكَ | bunların hepsi |
|
| 12 | فِي |
|
|
| 13 | كِتَابٍ | bir Kitaptadır |
|
| 14 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 15 | ذَٰلِكَ | bu |
|
| 16 | عَلَى | için |
|
| 17 | اللَّهِ | Allah |
|
| 18 | يَسِيرٌ | kolaydır |
|
اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
تَعْلَمْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, تَعْلَمْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
اللّٰهَ lafza-i celâl اَنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. يَعْلَمُ cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي السَّمَٓاءِ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. الْاَرْضِ atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
اِنَّ ذٰلِكَ ف۪ي كِتَابٍۜ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ذٰلِكَ işaret ismi اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. ف۪ي كِتَابٍ car mecruru اِنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ذٰلِكَ işaret ismi اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. عَلَى اللّٰهِ car mecruru يَس۪يرٌ ‘a mütealliktir.
يَس۪يرٌ kelimesi اِنَّ ‘nin haberi olarak damme ile merfûdur.
اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümlede hemze takriri istifham harfidir. Cümle menfî muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
İstifham üslubunda olmasına rağmen cümle, muhatabı tasdike zorlamak ve tazim manasına gelmesi sebebiyle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca ayette, mütekellim Allah Teâlâ olduğu için tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Cevabı malum bir soru şeklindeki cümle, haber üslubundan daha etkili hale gelmiş ve düşünmeye, hak söze kulak vermeye çağırmıştır.
Takrirde muhatabın bildiği bir şey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda ikna edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Muzari sıygadaki تَعْلَمْ fiili iki mef’ûle müteaddi olan fiillerdendir. اَنَّ ile tekid edilmiş اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ cümlesi, masdar tevilinde تَعْلَمْ fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. اَ
اَنَّ ’nin isminin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
اَنَّ ’nin haberi olan يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
يَعْلَمُ fiilinin mef’ûlu konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’in sılası mahzuftur. فِي السَّمَٓاءِ , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
وَالْاَرْضِ , tezat nedeniyle sılaya müteallik olan فِي السَّمَٓاءِ ‘ye atfedilmiştir.
تَعْلَمْ - يَعْلَمُ , kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları, السَّمَٓاءِ - الْاَرْضِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اَلَمْ تَعْلَمْ [Bilmedin mi?] diye başlayan cümle, istifham lafzıyla getirilmiş olan bir ifade olup ancak ne var ki bu peygamberin kalbini bir takviye, ona vaatte bulunma ve her türlü fiillerinin Allah katında mahfuz ve malum olup, Allah'tan gizli kalmayarak unutulmayacağını bildirmek suretiyle de kâfirleri tehdit etmek manasındadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اِنَّ ذٰلِكَ ف۪ي كِتَابٍۜ
Ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem cümlelerdir.
Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile hükümlerine işaret edilmiştir. Hükümler, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. ف۪ي كِتَابٍ car- mecruru, اِنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
كِتَابٍۜ ‘deki nekrelik tazim içindir.
ف۪ي كِتَابٍ ibaresindeki ف۪ٓي harfinde istiare vardır. ف۪ٓي hakiki manasında kullanılmamıştır. Bu harfte zarfiyet manası vardır. Fakat zarfa benzetilmiş olan كِتَابٍۜ ’in, zarfiyet özelliği yoktur. Kitapla bilinmesi gerekenler arasındaki irtibat, zarfla mazruf arasındaki mutlak irtibata benzetilmiştir. Câmi’ her ikisinin tahakkukudur.
Harflerde istiare kurulurken harfe değil, müteallakına itibar edilir. Müteallak müştak olduğu için de istiare, tebeiyye olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
ذٰلِكَ ile istifhamın mazmununa işaret edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olması, işaret edilene dikkat çekip zihinlerde yerleştirmek, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarmak içindir. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile Allah’ın kudretine, bilmesine işaret edilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَلَى اللّٰهِ , ihtimam için amiline takdim edilmiştir.
Müsned olan يَس۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَنَّ - اِنَّ kelimeleri arasında cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.