وَالَّذ۪ينَ يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَۙ ٦٠
وَالَّذ۪ينَ يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَۙ
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ atıf harfi وَ ’la önceki ism-i mevsûle matuf olup, mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يُؤْتُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يُؤْتُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَٓا ikinci mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰتَوْا ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. Birinci mef’ûlun bih mahzuftur. Takdiri; الناس şeklindedir.
اٰتَوْا iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ cümlesi, اٰتَوْا ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. قُلُوبُهُمْ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.
Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. وَجِلَةٌ haber olup damme ile merfûdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, mahzuf بِ harf-i ceriyle وَجِلَةٌ ‘e mütealliktir.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar,
هُمْ muttasıl zamir اَنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. اِلٰى رَبِّهِمْ car mecruru رَاجِعُونَ ‘ye mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. رَاجِعُونَ kelimesi, اَنَّ ‘nin haberi olup, ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُؤْتُونَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi أتي ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
رَاجِعُونَ , sülâsi mücerredi رجع olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجِلَةٌ ;sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَالَّذ۪ينَ يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَۙ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la 57. ayetteki الَّذ۪ينَ ’ye atfedilmiştir.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan يُؤْتُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, tecessüm, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يُؤْتُونَ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ‘nın sılası olan اٰتَوْا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107)
قُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ cümlesi, اٰتَوْا fiilinin failinden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh olan قُلُوبُهُمْ , veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir.
وَجِلَةٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَ cümlesi, masdar tevilinde, mukadder بِ harf-i ceri ile وَجِلَةٌ ‘e mütealliktir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur اِلٰى رَبِّهِمْ , siyaktaki önemine binaen amili رَاجِعُونَ ‘ye takdim edilmiştir.
Müsned olan رَاجِعُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Veciz anlatım kastıyla gelen, بِرَبِّهِمْ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan هِمْ zamiri dolayısıyla bahsi geçen kişiler şan ve şeref kazanmıştır.
Rububiyet vasfını öne çıkarmak için zamir makamında zahir olarak Rab isminin zikredilmesinde tecrîd, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يُؤْتُونَ - اٰتَوْا kelimeleri arasında cinâs-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا sözünün anlamı, Allah yolunda sadaka, destek ve nafaka olarak mal vermektir. Kur’an’da mal verilmesi konusunda إعْطاءِ yerine الإيتاءِ fiilinin kullanımı yaygın olup, buradaki manası bellidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا ifadesi ‘’verdiklerini verenler’’ anlamında olup, Peygamber (s.a.v)’in ve Hazret-i Âişe’nin kıraatinde يُؤْتُونَ وَ اٰتَوْا (yaptıklarını yapanlar) şeklindedir. Rivayete göre Hazret-i Âişe şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v)’e; “Ya Rasûlallah! Bu ayette kastedilen kimse zina eden, hırsızlık yapan, içki içen, fakat buna rağmen (bu esnada) Allah’tan korkan kimse midir?” diye sordum. O da “Hayır ey Sıddık’ın kızı! Aksine, bu kimse namaz kılan, oruç tutan, sadaka veren, ama buna rağmen bu yaptıklarının kabul edilmeyeceği endişesiyle Allah’tan korkan kişidir.” buyurdu.(Tirmizî, “Tefsîr”, 24 -Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)
Bu ayette çokça taat ve ibadetlerine rağmen Allah’ı, O’na dönecekleri ve hesap verecekleri günü düşündüklerinde kalp çarpıntısı duyanlara yönelik bir övgü söz konusudur. (İsmail Bayer, Keşşâf Tefsirinde Belâgat Uygulamaları)
Bil ki bu sıfatların sıralaması, son derece güzeldir. Çünkü birinci sıfat, uygun olmayan şeylerden sakınmayı gerektiren şiddetli bir korkunun varlığına; ikinci sıfat taatlarda riyayı terk etmek; üçüncü sıfat da bu üç sıfatı birlikte bulunduran kimsenin taatlarını, kusurlu yapma endişesi içinde yaptığına delalet eder. Bu ise, sıddîkların en ileri makamıdır. Cenab-ı Hak o noktaya ulaşmayı bizlere nasip etsin. Amin. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)