وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ اِلَّٓا اِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْاَسْوَاقِۜ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةًۜ اَتَصْبِرُونَۚ وَكَانَ رَبُّكَ بَص۪يراً۟ ٢٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا | ve |
|
| 2 | أَرْسَلْنَا | göndermedik |
|
| 3 | قَبْلَكَ | senden önce |
|
| 4 | مِنَ | -den |
|
| 5 | الْمُرْسَلِينَ | elçiler- |
|
| 6 | إِلَّا | başkasını |
|
| 7 | إِنَّهُمْ | şüphesiz onlar |
|
| 8 | لَيَأْكُلُونَ | yerlerdi |
|
| 9 | الطَّعَامَ | yemek |
|
| 10 | وَيَمْشُونَ | ve gezerlerdi |
|
| 11 | فِي |
|
|
| 12 | الْأَسْوَاقِ | çarşılarda |
|
| 13 | وَجَعَلْنَا | ve biz yaptık |
|
| 14 | بَعْضَكُمْ | kiminizi |
|
| 15 | لِبَعْضٍ | kiminiz için |
|
| 16 | فِتْنَةً | bir sınav |
|
| 17 | أَتَصْبِرُونَ | sabrediyor musunuz? |
|
| 18 | وَكَانَ | ve |
|
| 19 | رَبُّكَ | Rabbin |
|
| 20 | بَصِيرًا | (herşeyi) görendir |
|
Müşriklerin, 7. âyette Hz. Muhammed’in peygamberliğine itiraz olarak ileri sürdükleri iddialara cevap veren bu âyette peygamberlerin beşerî özellikler bakımından diğer insanlardan farklı olmadığına, şu halde inkârcıların ileri sürdükleri bu iddianın geçersiz olduğuna işaret edilmektedir (Râzî, XXIV, 65). “Biz kiminizi kiminiz için imtihan vesilesi yaptık” cümlesiyle ilgili olarak farklı yorumlar yapılmıştır. Bir yoruma göre burada Mekke putperestlerinin ileri gelenleriyle çoğunluğunu yoksul ve himayesiz insanların oluşturduğu müslümanlar kastedilmiştir. Âyete göre bu iki kesim, birbirleri karşısındaki tutumlarıyla bir imtihan vermektedirler. Nitekim kendilerini soylu ve üstün gören müşrikler, sıradan kişilerle aynı inancı paylaşmayı reddediyor, güya onların seviyesine düşmediklerini göstermek için inkârda daha da inatlaşmakla kalmayıp diğerlerine eza ve cefa ediyor ve bu suretle kötü bir imtihan vermiş oluyor; müslümanlar ise onlardan gördükleri hakaretlere, maddî ve mânevî baskılara sabredip Allah’a ve peygambere bağlılıklarını koruyarak iyi bir imtihan vermiş oluyorlardı.
Ancak âyeti, bu yorumu da içine alacak şekilde bütün insanlıkla ilgili olarak anlamak daha isabetli görünmektedir. Buna göre âyet, genel olarak insanlar arasındaki ilişkilerin gelişigüzel yürütülemeyeceğini, bu ilişkilerin belli insanî ve ahlâkî kuralları bulunduğunu göstermektedir. Bu kurallara uymak, kişisel çıkarlar ve benlik iddiaları yerine hak ve adalet ölçüleri içinde davranmayı zorunlu kıldığı, bu da yerine göre sabrı ve özveriyi gerektirdiği için âyette, “Bakalım sabredecek misiniz?” buyurulmuş; ardından da Allah’ın her şeyi görüp gözettiği hatırlatılmak suretiyle ödevlerini belirtilen kurallar çerçevesinde yerine getiren, böylece söz konusu sınavda başarılı olan kimselerle kurallardan saparak sınavda başarısızlık gösterenlere hak ettikleri mükâfat veya cezanın verileceğine işaret edilmiştir.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 116-117
وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ اِلَّٓا اِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْاَسْوَاقِۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَرْسَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. قَبْلَ zaman zarfı اَرْسَلْنَا fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ lafzen mecrur, mef’ûlün bih olarak, mahallen mansub olup, cer alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. اِلَّٓا hasr edatıdır. اِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُم muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. يَأْكُلُونَ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَأْكُلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الطَّعَامَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يَمْشُونَ fiili, atıf harfi وَ ’la لَيَأْكُلُونَ ’ye matuftur.
يَمْشُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
فِي الْاَسْوَاقِ car mecruru يَمْشُونَ fiiline mütealliktir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
اَرْسَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
مُرْسَل۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûlüdür.
وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةًۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَعَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. بَعْضَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لِبَعْضٍ car mecruru فِتْنَةً ’nin mahzuf haline mütealliktir. فِتْنَةً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَتَصْبِرُونَۚ
Fiil cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir. تَصْبِرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَكَانَ رَبُّكَ بَص۪يراً۟
Cümle, تَصْبِرُونَ ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
رَبُّكَ kelimesi كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَص۪يراً۟ kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ اِلَّٓا اِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْاَسْوَاقِۜ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber, inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s.107)
Cümle, kasr üslubuyla tekid edilmiştir. Nefiy harfi مَٓا ve istisna edatı اِلَّٓا ile oluşmuş iki tekit hükmündeki kasr, mef’ûlle hali arasındadır. الْمُرْسَل۪ينَ maksûr/mevsuf, hal cümlesi maksûrun aleyh/mevsuf olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s sıfattır.
اَرْسَلْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَرْسَلْنَا fiiline müteallik قَبْلَكَ zaman zarfı, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ’deki مِنَ , tekid ifade eden zaid harftir
اِلَّٓا istisna edatı, اِنَّ ’nin dahil olduğu اِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ cümlesi, الْمُرْسَل۪ينَ ’nin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Lam-ı muzahlakanın dahil olduğu لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ cümlesi اِنَّ ’nin haberidir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Aynı üslupla gelen وَيَمْشُونَ فِي الْاَسْوَاقِ cümlesi, .. لَيَأْكُلُونَ cümlesine atıf harfi وَ ’la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْاَسْوَاقِ cümlelerindeki insanın bütün hallerinden kinaye yoluyla Resul’un (s.a.v), ihtiyaçsız olamadığı, melek değil aksine bir insan olduğu vurgulanmış olmaktadır.
اَرْسَلْنَا - مُرْسَل۪ينَ kelimeleri arasında cinâs-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنّ , isim cümlesi, lam-ı muzahlaka ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)
اِلَّٓا ‘ dan sonraki cümle mahzuf bir kelimenin sıfatıdır. Mana ise: “Bizim senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler mutlaka yerler ve dolaşırlardı.” şeklindedir. Burada car ve mecrurla yani مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ile yetinilerek kelime hazf edilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
اِلَّٓا رَسُولاً اِنَّهُمْ demektir, mevsûf (رَسُولاً) hazf edilmiştir, çünkü مُرْسَل۪ينَ ona delalet etmektedir, sıfat onun yerine geçirilmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةًۜ
Cümle, atıf harfi وَ ’la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. فِتْنَةً ‘in mahzuf mukaddem haline müteallik لِبَعْضٍ car mecruru, ihtimam için zul-hale takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
بَعْضَ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Mef’ûl olan فِتْنَةً ’deki nekrelik, nev ve tazim ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Cümle, بَعْضَكُمْ ‘deki zamirin insanların umumu olması karinesiyle tezyîldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu da ona söylenen şeyleri çürüttükten sonra ona, Resulullah’ (s.a.v) tesellidir. Bunda kaza ve kadere de delil vardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
اَتَصْبِرُونَۚ وَكَانَ رَبُّكَ بَص۪يراً۟
Cümle istinafiyye olarak fasılla gelmiştir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen teşvik ve ikaz amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
وَكَانَ رَبُّكَ بَص۪يراً۟ cümlesi, تَصْبِرُونَ ’deki failin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren cümledir.
Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin Rab ismiyle marife olması Allah Teâlâ’nın Hz. Peygambere rahmet ve şefkatinin işaretidir.
رَبُّكَ izafetinde Hz. Peygambere ait zamirin Rab ismine muzâf olması Resulullah'a şan ve şeref kazandırmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
بَص۪يراً۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
وَكَانَ رَبُّكَ بَص۪يراً۟ cümlesindede hüsn-i ta’lil sanatı vardır.
تَصْبِرُونَۚ - بَص۪يراً۟ kelimeleri arasında cinâs-ı nakıs sanatı vardır.
Ayetin başındaki azamet zamirinden, bu cümlede zamir makamında Allah’ın rububiyet vasfına dikkat çekmek için Rab ismine geçişte, ıtnâb ve iltifat sanatları vardır.
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Rabbin, hakkıyla görendir.] ifadesine, Allah Teâlânın, adaletle, hatasız olarak hükmedeceği anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
Sabredecek misiniz sorusu “Sabrediniz!” anlamındadır. Yüce Allah'ın: [Vazgeçtiniz artık değil mi? (Maide Suresi, 91)] ayetinin “vazgeçiniz” anlamında oluşu gibi. O halde bu, Peygambere (s.a.v) sabretmesi için verilmiş bir emirdir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Bu kelam, güzel sabrından dolayı Resulullah'a (s.a.v) büyük mükâfat verileceğine dâir lütufkâr bir vaattir. Ayrıca رَبُّ kelimesinin, Resulullah'ı ifade eden zamire izafesi de onun için ziyadesiyle şereftir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Sayfadaki bütün ayetler fethalı kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir.