اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي لَوْ تَشْعُرُونَۚ ١١٣
اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي لَوْ تَشْعُرُونَۚ
İsim cümlesidir. اِنْ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. حِسَابُهُمْ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِلَّا hasr edatıdır. عَلٰى رَبّ۪ي car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَوْ gayr-ı cazim şart harfidir. تَشْعُرُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri; لعلمتم أنّ حسابهم على ربّي (Onların hesabının Rabbim katında olduğunu bilirdiniz.) şeklindedir.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mekulü’l-kavle dahildir.
Kasrla tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübtedanın haberi mahzuftur. عَلٰى رَبّ۪ي , mahzuf habere mütealliktir.
Peygamber efendimize ait zamirin, رَبّ۪ ismine muzâfun ileyh olması, muzâfun ileyhin şanı içindir.
Nefy harfi اِنْ ve istisna edatı اِلَّا ile meydana gelen iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. حِسَابُهُمْ mevsûf/maksûr, عَلٰى رَبّ۪ي sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
Mecrur haber vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. Bu cümlede takdir (حِسابُهم مَقْصُورٌ عَلى الِاتِّصافِ بِمَدْلُولِ (عَلى رَبِّي (Onların hesabı Rablerine ifadesinin delalet ettiği şeyle vasıflanmış zata aittir) şeklindedir. Sekkâkî, Miftâh isimli kitabında bunun izafî ifrad kasrı olduğunu söylemiştir. Yani hesabın Rabbe ait olma durumu başka birine geçmez. Bu cümle iman edenleri sürgün etmek isteyen kavmin sözlerine reddiyedir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Ayet-i kerîme’de geçen اِنْ , ma-i nâfiye manasındadır. (Celâleyn Tefsiri)
لَوْ تَشْعُرُونَۚ
Şart üslubundaki terkip fasılla gelmiştir. Şart cümlesi olan تَشْعُرُونَۚ , müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Şartın cevabı mahzuftur. Cümlenin öncesinin delaletiyle yapılan bu hazif, îcâz-ı hazif sanatıdır. Takdiri لعلمتم أنّ حسابهم على ربّي (Onların hesabının Rabbim katında olduğunu bilirdiniz.) olan mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur'an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Ayette cevap farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcaz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
تَشْعُرُونَ fiili, genel olarak kâfirlere hitap olmak üzere تَ ile okunmuştur. Zahir (kuvvetli) olan da budur. Ancak İbn Ebi Able ile Muhammed b. es-Sümeyka: "İnceden inceye kavrayan kimseler olsalardı" şeklinde ي ile يشْعُرُونَ şeklinde okumuşlardır. Bu şekliyle adeta kâfirlerin durumu hakkında bir haber vermek gibidir ve onlara hitap terkedilmiş gibidir. (Kurtubî, El-Câmi’ li- Ahkâmi’l-Kur’ân)