قَالَ كَلَّاۚ فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ ١٥
Yüce Allah, Firavun ve adamlarının Hz. Mûsâ’ya herhangi bir zarar veremeyeceklerini kendisine bildirerek tereddütlerini giderdikten sonra ondan kendisine dayanıp güvenmesini istemekte ve yardımlarıyla onların yanında olacağını bildirmektedir.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 150
قَالَ كَلَّاۚ فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl cümlesi red ve caydırma harfinin delalet ettiği şeydir. Takdiri; ارتدع عن الخوف (Korkudan uzak dur)… şeklindedir.
كَلَّا , red ve caydırma harfidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اذْهَبَا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. بِاٰيَاتِنَٓا car mecruru اذْهَبَا ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, متلبّسين بآياتنا şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ناً muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ناً mütekellim zamiri اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَعَكُمْ car mecruru مُسْتَمِعُونَ ‘ ye mütealliktir. مُسْتَمِعُونَ kelimesi اِنَّ ‘nin haberi olup, ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
كَلَّا ; Cevabın olumsuzluğunu bildiren bir harf olup kendinden sonrakinin îrabı tesir etmez. Men etmeyi, nehyetmeyi açma, başlangıç yapma ve gerçeklik ifade eder. Sîbeveyhi ve Halil b. Ahmed ve bir çok nahivciler ile Basra Dil mektebinin çoğunluğu bu edatın ك ile olumsuzluk لَا ’sının birleşmesiyle meydana geldiğini ve şeddenin nefy manasını kuvvetlendirmek için kullanıldığını söylerler. Birçok nahivci ise edatın birleşmeden tek bir kelime olduğunu kabul ederler. (Halil İbrahim Tanç, Kur’an’da كَلَّا Edatı )
‘Hayır, kesinlikle hayır, asla, mümkün değil’ manalarini taşıyan كَلَّا sözcüğü, söyleyen kişiyi azarlamak, sözlerini ret ve iptal etmektir. Bu, olumlu cevap vermek anlamına gelen evet sözcüğünün zıttıdır. (Rağıb el-İsfehani, Müfredat)
مُسْتَمِعُونَ ; sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan istif’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ كَلَّاۚ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Bu ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli mahzuftur. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. كَلَّا red ve caydırma harfidir.
Bir cevap edatı olan كَلَّاۜ , kendinden önce geçen cümlenin ifade ettiği düşüncenin doğru olmadığını sert bir şekilde ifade etmeye yarar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri)
كَلَّا , cevabın olumsuzluğunu bildiren bir harf olup kendinden sonrakinin îrabı tesir etmez. Men etmeyi, nehyetmeyi açma, başlangıç yapma ve gerçeklik ifade eder. Sîbeveyhi ve Halil b. Ahmed ve bir çok nahivciler ile Basra Dil mektebinin çoğunluğu bu edatın ك ile olumsuzluk لَا ’sının birleşmesiyle meydana geldiğini ve şeddenin nefy manasını kuvvetlendirmek için kullanıldığını söylerler. Birçok nahivci ise edatın birleşmeden tek bir kelime olduğunu kabul ederler. (Halil İbrahim Tanç, Kur’an’da كَلَّا Edatı )
‘Hayır, kesinlikle hayır, asla, mümkün değil’ manalarini taşıyan كَلَّا sözcüğü, söyleyen kişiyi azarlamak, sözlerini ret ve iptal etmektir. Bu, olumlu cevap vermek anlamına gelen evet sözcüğünün zıttıdır. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)
فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا
فَ atıf harfiyle mahzuf mekulü’l-kavle atfedilen bu cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
بِاٰيَاتِنَٓا car mecruru اذْهَبَا ‘daki failin mahzuf haline mütealliktir. Car mecrurun müteallakının hazfi, icâz-ı hazif sanatıdır.
اٰيَاتِنَا izafetinde, azamet zamirine muzâf olan ayetlere, tazim ve teşrif ifadesi vardır.
Şayet فَاذْهَبَا sözü neye atfedildi?” dersen şöyle derim: كَلَّاۚ 'nın işaret ettiği fiile atfedilmiştir. Adeta; “Ey Musa! Endişe ettiğin şeyi önemseme. Sen ve Harun gidin.” denmektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bu kelâmda, Allah (c.c), Hz Mûsa'nın her iki talebine de icabet buyurduğunu beyan etmektedir: Onların şerrini def etmek ve kardeşi Harun'u da yanına katmak. Yani ey Mûsâ! O zannettiğin şeyleri bırak da, istediğin gibi kardeşinle beraber gidin... (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
"Mûcizelerimizle" denilmesi, bu mucizelerin, Hz Mûsa'nın korktuğu şeyi def edeceğine işaret etmektedir. "Çünkü şüphesiz ki biz, sizinle beraberiz..." ifadesi de, Hz Mûsâ ile Hârun için ziyadesiyle teselli olup kâmil bir koruma altında olduklarını bildirmektedir. Nitekim diğer bir âyette de: Şüphesiz ben sizinle beraberim; her şeyi işitir ve görürüm." denilmektedir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l -Akli’s-Selîm)
اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekid edilen isim cümleleri, muhkem/sağlam cümlelerdir.
قَالَ fiilinde zamir müfred gaib iken, اِنَّا ’da cemi mütekellime iltifat edilmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Mekân zarfı مَعَكُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak ve ihtimam için amili olan مُسْتَمِعُونَ ’ye takdim edilmiştir.
Müsned olan مُسْتَمِعُونَ , humasî استمع fiilinin ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir.
İsm-i fail, bir eylemi gerçekleştiren kişiyi gösterirken sıfat-ı müşebbehede eylem söz konusu değildir.
اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ "Biz sizinle beraberiz, sizi dinliyoruz." cümlesinde istiare sanatı vardır. Yüce Allah, kendi halini, müttefiklerine destek olmak ve onları düşmanlarına karşı muzaffer kılmak için, insanlar arasındaki tartışmaya katılan, aralarında geçenleri dinleyen ve destek vaad eden güçlü bir adamın haline benzetmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Allah Teâlâ’nın, ‘Biz sizinle beraber işiticiyiz’ sözünde ‘Biz size düşmanlarınıza karşı yardımcı olanız’ anlamı idmâc edilmiştir. Lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır. ‘İşitiriz’ buyurularak ‘bunların gereğine göre hareket eder sizi koruruz’ demektir.
Bu kelâmda Allah'ın hali, dostlarına yardım etmek ve onları düşmanlarına karşı muzaffer kılmak için bir kavmin birbiriyle olan mücadelesinde hazır bulunan şevketli bir hükümdarın hak ile temsil edilmektedir. Bu, yardım vaadini kuvvetle ifade etmek içindir. Burada işitmek, mecazî olarak bilmek yerinde kullanılmıştır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Burada "işitme" işini mecaz kabul ettik. Çünkü "istimâ", kulak verme ve dinleme demektir. Bu ise Allahü teâlâ için söz konusu değildir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Burada, مَعَكُمْ [sizinle beraberim] terkibinde zamir çoğul kipinde olmakla birlikte, onunla iki kişi kastedilmiştir. Onlar Allah katında şerefli oldukları için, şereflerini daha da artırmak maksadıyla, o iki kişiye sanki çoğul kişilere hitap eder gibi hitap etmiştir. (Sîbeveyhi, Bahru’l Muhit)
Hz Mûsa'ya vaad edilen, Firavun’un huzurunda gerçekleşeceği için bu hitapta çoğul zamiri kullanılmıştır. Yani biz, ikinizle Firavun arasında cereyan edecek olanların hepsini işitiriz; sonuçta sizi ona karşı muzaffer kılarız. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Sıfat, (ضارب) ve (مضروب) gibi, ism-i fail ya da ism-i mef’ûl şeklinde bir fiili tavsif etmek için gelirse, hudûs (sonradan meydana gelme, zaman zaman meydana gelme) ifade eder. Ama böyle olmaz da, sıfat-ı müşebbehe olursa, sübut (devamlılık ve süreklilik) ifade eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Şuara/56)
İsm-i fail, şimdiki zamanda hakikat, geçmiş ve gelecek zamanda ise mecaz anlamı ifade etmektedir. İsm-i fail; fiili yapan kişiye veya fiilin kendisinden meydana geldiği şeye delalet etmesi için “fâ‘ilun” vezninde sübut (devamlılık) değil, hudûs (geçicilik) anlamı ifade eden türemiş bir isimdir.
İsm-i fail, muzâf olup âmil olmadığında daha çok sübut (devamlılık) anlamı ifade eder. Bu durumda izafet, hakiki izafet olur. O zaman da ism-i fail, âmil olup izafeti lafzî olan sübut anlamlı sıfat-ı müşebbehe ile karıştırılmaktadır. Nahivcilerin; “ism-i fail’in teceddüt (yenilenme) anlamı ifade ettiği” şeklindeki görüşlerinin İbn Hişâm ve İbn Mâlik’de haklı gerekçeleri var gibi gözüküyor. Zira ism-i faili hareke ve sükun bakımından fiil gibi değerlendirmektedirler. İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delâleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)