Şuarâ Sûresi 166. Ayet

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ  ١٦٦

“Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.”  (165 - 166. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَتَذَرُونَ ve bırakıyor (musunuz?) و ذ ر
2 مَا şeyleri
3 خَلَقَ yarattığı خ ل ق
4 لَكُمْ sizin için
5 رَبُّكُمْ Rabbinizin ر ب ب
6 مِنْ
7 أَزْوَاجِكُمْ eşlerinizi ز و ج
8 بَلْ bilakis
9 أَنْتُمْ siz
10 قَوْمٌ bir kavimsiniz ق و م
11 عَادُونَ sınırı aşan ع د و
 
Lût aleyhisselâm, Hz. İbrâhim’in kardeşi Haran’ın oğludur. İbrâhim aleyhisselâm ile birlikte Irak’tan ayrılıp Filistin’e gitmiş, daha sonra da Ölüdeniz (Lût gölü) kıyısında yaşayan inkârcılık ve sapık ilişkiler (homoseksüellik) içinde bulunan Sodom ve Gomore halkını ıslah etmekle görevlendirilmiş bir peygamberdir (bk. A‘râf 7/80).
 

   Vezera وذر :    وَذَرَ fiili 'kendisine fazla önem ve değer vermediğinden şu şeyi atmak' anlamında kullanılır. Bu kökün mazi fiil (geçmiş zaman) kipi kullanılmaz. وَذَرَة kemiksiz et parçasıdır. Böyle adlandırılmasının sebebi ona fazla önem/değer verilmeyişidir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de yalnızca sülasi fiil formunda 45 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim'de 10'dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَذَرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası خَلَقَ ‘dır. Îrabdan mahalli yoktur. 

خَلَقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  لَكُمْ  car mecruru  خَلَقَ  fiiline mütealliktir. رَبُّكُمْ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مِنْ اَزْوَاجِ  car mecruru mahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.


 بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

 

İsim cümlesidir. بَلْ  idrâb ve atıf harfidir. Munfasıl zamir  اَنْتُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  قَوْمٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. عَادُونَ  kelimesi  قَوْمٌ ‘nün sıfatı olup, ref alameti  و ’dır.

بَلْ ;Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrâb denir. "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:

1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir. 

2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَادُونَ , sülâsi mücerredi  عدو  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْۜ 

 

Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayete atfedilmiştir. Istifhama dahildir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen soru anlamı değil de inkâr, taaccüp ve kınama kastı taşıyan cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

تَذَرُونَ  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nin sıla cümlesi olan .. خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  لَكُمْ , ihtimam için fail olan  رَبُّكُمْ ’e takdim edilmiştir.

Veciz anlatım kastıyla gelen,  رَبُّكُمْ  izafetinde mücrimlere ait muhatap zamirinin Rab ismine muzâfun ileyh olmasında, Allah’ın rububiyet vasfını onlara, hatırlatmak gayesi vardır. Onları tahkir manası da vardır.

Mef’ûlün ism-i mevsulle ifade edilmesi sonraki habere dikkat çekmek içindir.

مِنْ اَزْوَاجِكُمْ  ifadesine gelince, buradaki  مِنْ  harf-i cerinin yaratılanı beyan etmek üzere gelmiş olan beyaniyye olması muhtemel olduğu gibi teb'iz için olması da mümkündür. "Yaratılan şey ile, kadınların (yaklaşılması) mübah olan uzvu murad edilir. Buna göre sanki onlar bunun aynısını kendi kadınlarıyla da yapıyorlardı.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

مِنْ اَزْوَاجِكُمْ  ifadesi,  مَا خَلَقَ ’yı açıklayıcı olabileceği gibi onunla parça kastedilmesi de mümkündür ki buna göre,  مَا خَلَقَ  ile kadınların mübah uzuvları kastedilir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

اَزْوَاجِكُمْ  lafzından murad dişi cinsidir. Evveliyet alakasıyla mecaz-ı mürsel olarak gelmiştir. Bu mecazda onları himaye edip beslemeye tariz vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Hz. Lut’un karşılaştığı gayri meşru durumdan duyduğu sıkıntısı belli dereceye ulaştıktan sonra, o bu sıkıntısının nefy manasını veren istifham üslübuyla ifade etmiştir. Bu üslupla şunları dile getirmiştir: a. Erkeklerin, zevcelerinin yerine kendileri gibi erkek olanlarla meşgul olması hakikatini ifade etmek. 

b. Erkeklerin yaptıkları bu çirkin fiilin yaygınlaştığını görmeye artık nefsinin tahammül etmediğini ifade etmek. 

c. Doğru yolu göstermek. Bu ve bunun gibi bütün inkarî istifhamlar bu üç unsuru, bazen de daha fazlasını taşır. (Sahip Aktaş, Kur’an’da İstifhâm Üslûbu)


 بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. بَلْ  idrâb harfi, bu ayette önceki cümlenin hükmünü iptal ve yeni bir manaya intikal için gelmiştir.

Mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail kalıbında gelen  عَادُونَ , haber olan  قَوْمٌ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsufa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat s. 80)

بَلۡ , idrâb harfidir. ‘Tersine, aksine’ anlamındadır. Atıf edatlarından biridir. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat, sadece matufu îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler,Doktora Tezi)

بَلْ  edatı kendisinden sonra bir cümle geldiğinde idrâb harfi olur. Bazen de bu ayette olduğu gibi bir manadan diğer bir manaya intikal için gelir. Kendisinden önceki cümle manasını korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, c. 1, s. 436)

بَلْ  harfi cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

بَلۡ  ile idrâb ifade edilmiştir. Yumuşaklıktan sonra inkârı sert bir dille ifade etmek için öğüt ve delil makamından zem makamına geçiş yapılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)