هَلْ اُنَبِّئُكُمْ عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُۜ ٢٢١
هَلْ اُنَبِّئُكُمْ عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُۜ
Fiil cümlesidir. هَلْ istifhâm harfidir. اُنَبِّئُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ‘dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَنْ istifham ismi عَلٰى harf-i ceriyle تَنَزَّلُ fiiline mütealliktir. تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُۜ cümlesi, اُنَبِّئُ fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
تَنَزَّلُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. الشَّيَاط۪ينُۜ fail olup damme ile merfûdur.
اُنَبِّئُ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نبأ ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
تَنَزَّلُ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi نزل ’dir. Aslı تَتَنزٌَلُ şeklindedir. تَ harflerinden biri hazf edilmiştir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.
هَلْ اُنَبِّئُكُمْ عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
هَلْ inkârî manadadır.
اُنَبِّئُكُمْ fiilinin ikinci ve üçüncü mef’ûlü olarak gelmiş olan عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُۜ cümlesi de istifham üslubunda gelmiştir. Cümlede takdim tehir sanatı vardır. Mecrur mahaldeki istifham ismi عَلٰى مَنْ , sadaret hakkı nedeniyle amili olan تَنَزَّلُ fiiline takdim edilmiştir.
Cümleler istifham üslubunda gelmiş olsa da soru kastı taşımayıp inkâr ve kınama anlamında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Muzari sıygadaki تَنَزَّلُ fiilindeki ikinci تَ harfi, tahfif için hazfedilmiştir.
Cümleler, muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
ھلَ ile gelen istifham, soru ile; sorulan şeyin gerçekleştiğini ifade ettiğinden soru manasında olmayıp, sorulan sorunun tahakkuk ettiğine/edeceğine delalet eder. Bu sebeple gelecek olan cevap da tahakkuk manasıyla olacaktır. İstifham bu yüzden mecazi, tehekkümi ve inkaridir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Yunus/102)
Bu soru, haberin söylenmesine izin verilen bir şey olduğu manasında kinaye olarak kullanılmıştır. Onun için durumun gerçekleştiğine işaret eden هَلْ istifham harfi tercih edilmiştir. Çünkü bu harf قَدْ ve mukadder bir istifham manasında hemze ifade eder. Mana أُنَبِّئُكم إنْباءً ثابِتًا مُحَقَّقًا (Size sabit ve doğrulanmış haberler söylüyorum) şeklindedir. Cevap beklenen hakiki bir soru değildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
نَبأ , büyük fayda sağlayan, kendisiyle ilim veya zann-ı galib oluşan haberdir. Bu iki özelliği taşımayan habere نَبأ denmez. نَبأ diye tanımlanan haberin hakkı, yalandan arınmış olmasıdır. (Rağıb el-İsfehani, Müfredat) Her نَبأ , haberdir, fakat her haber نَبأ değildir.
مَنْ , istifham edatı, mecrur mahalde olup تَنَزَّلُ fiiline mütealliktir.
تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُ cümlesi, اُنَبِّئُكُمْ fiilinin iki mef’ûlu yerindedir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُ ifadesinde soru edatı cümlenin başında olduğu halde istifham anlamı içeren مَنْ ’in önüne nasıl harf-i cer getirilebilmiş? Dikkat edersen, على أ ذيدٍ مَرَرْتَ demez de, أعلى ذيدٍ مَرَرْتَ ?” dersen şöyle derim: İçermek demek, ismin isim ve harf olmak üzere iki manayı birden içermesi demek değildir. Bunun anlamı şudur: İfadenin aslı أ مَنْ ’dir; istifham harfi hazf edilmiştir. Tıpkı aslı آ هَلْ olan kelimeden Hemze’nin atılıp هَلْ olması gibi hazif üzere kullanıma devam edilmiştir. O halde sen de مَنْ ’in önüne harf-i cer getirdiğin zaman, harf-i cerden önce -içinden- bir Hemze takdir et. Tıpkı أعلى ذيدٍ مَرَرْتَ (Zeyd’e mi uğradın?) dediğin gibi ayette de sanki أعلى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّياطِينُ (Şeytanlar kime iniyor) demiş olursun. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bu ayette muhataplara şeytanların kendisine uğradığı kişiyi haber vermeyi isteyip istemedikleri sorusunu yöneltmek söz konusu değildir. Çünkü bir sonraki ayette [Onlar, her günahkâr yalancıya inerler] manasındaki (Şu’ara /222) ifadesine yer verilerek sorunun cevabı, müstefhim tarafından verilmiştir. Halbuki müstefhim, sorduğu sorunun cevabını ancak herkes tarafından bilindiği zamanlarda verir. Burada ise cevap herkes tarafından bilinecek kadar belli değildir. Demek ki bu ifadeden, soru sormak değil de tevbih ve tekzip kastediliyor. (Sahip Aktaş, Kur’an’da İstifhâm Üslûbu)