هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ ٢
هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ
İsim cümlesidir. هُدًى mahzuf mübtedanın haberi olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Takdiri; هي هدى (O, hidayettir.) şeklindedir. Veya تِلْكَ ‘nin ikinci haberi olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir.
بُشْرٰى atıf harfi و ‘la makabline matuftur. لِلْمُؤْمِن۪ينَ car mecruru بُشْرٰى ‘ya müteallik olup, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلْمُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede geçen هُدًى takdiri هى olan mahzuf mübtedanın haberidir. Mübtedanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan هُدًى ve ona tezayüf nedeniyle atfedilmiş بُشْرٰى , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Car mecrur لِلْمُؤْمِن۪ينَ ‘nin müteallakı بُشْرٰى kelimesidir.
هُدًى ’in, önceki ayetteki كِتَابٍ için ikinci sıfat veya hal olduğu da söylenmiştir.
بُشْرٰى - هُدًى - مُؤْمِن۪ينَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
هادٍ şeklinde ismi fail kalıbında değil de هُدًى şeklinde masdar kalıbında gelmesi, işaret edilenin kamil manada yol gösterici olduğunun delilidir.
هُدًى ve بُشْرٰى [Bir hidayet ve bir müjde] kelimeleri mastar olup vurgu ifade etmeleri için ism-i fail yerinde kullanılmışlardır. (Doğruyu gösteren ve müjdeleyen) demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
هُدًى وَبُشْرٰى ifadesi ya nasb ya da ref konumundadır. Nasb îrabı, hal olarak vuku bulmuştur; kılavuz ve müjdeci olarak demektir ki, cümlenin amili, تِلْكَ (şu) ifadesinde yer alan işaret anlamıdır. Ref îrabının üç türlü açılımı vardır:
Birincisi: hazf edilmiş bir mübtedanın haberi olarak هي هُدًى وَبُشْرٰى (O ayetler müminlere bir kılavuz ve rehberdir) takdiri üzeredir. İkincisi: اٰيَاتُ ’den bedel olmak üzere, Üçüncüsü: haberden sonra haber takdiri üzere yapılanır; yani bu sure birtakım ayetleri ve hidayetle birlikte müjde olmayı içinde barındırmaktadır. Ayetlerin müminlere hidayet olmasındaki anlam (Çünkü mümin zaten hidayettedir… Ancak doğru yolu bulmak her zaman o yolda gidildiğini göstermez; ihtidâ hayatın sonuna kadar korunması gereken zorlu bir haldir. Nitekim hidayet kelimesi doğru yolu göstermek, doğru yola getirmek, doğru yolda sabit tutmak anlamlarına gelir ki اهدنا diye dua ederken, kişinin durumuna göre bunlardan biri geçerli olmaktadır) ise, müminlerin hidayetini artırıcı olmalarıdır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Müminler, zaten hidayete ermiş iken, bu ayetlerin onlar için hidayet olması, onların hidayetini arttırmasıdır. Nitekim bir ayette şöyle denilmektedir: "iman etmiş olanlara gelince, nazil olan sure, onların imanını arttırır ve onlar sevinirler." Bu ayetlerin, müminlere müjde olmasının manası ise açıktır. Çünkü bu ayetler onlara, Allah'tan (c.c) bir rahmet ile rıza ve içinde ebedi nimetler bulunan cennetler müjdelenmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)