ق۪يلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَۚ فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَاۜ قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَار۪يرَۜ قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟ ٤٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قِيلَ | dendi |
|
| 2 | لَهَا | ona |
|
| 3 | ادْخُلِي | gir |
|
| 4 | الصَّرْحَ | köşke |
|
| 5 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 6 | رَأَتْهُ | (köşkü) görünce |
|
| 7 | حَسِبَتْهُ | sandı |
|
| 8 | لُجَّةً | derin bir su |
|
| 9 | وَكَشَفَتْ | ve sıvadı |
|
| 10 | عَنْ |
|
|
| 11 | سَاقَيْهَا | bacaklarını |
|
| 12 | قَالَ | dedi |
|
| 13 | إِنَّهُ | muhakkak o |
|
| 14 | صَرْحٌ | köşk |
|
| 15 | مُمَرَّدٌ | cilalı |
|
| 16 | مِنْ | -dandır |
|
| 17 | قَوَارِيرَ | şeffaf sırça- |
|
| 18 | قَالَتْ | (Kraliçe) dedi ki |
|
| 19 | رَبِّ | Rabbim |
|
| 20 | إِنِّي | ben |
|
| 21 | ظَلَمْتُ | zulmetmişim |
|
| 22 | نَفْسِي | kendime |
|
| 23 | وَأَسْلَمْتُ | ve teslim oldum |
|
| 24 | مَعَ | beraber |
|
| 25 | سُلَيْمَانَ | Süleyman’la |
|
| 26 | لِلَّهِ | Allah’a |
|
| 27 | رَبِّ | Rabbi |
|
| 28 | الْعَالَمِينَ | alemlerin |
|
Rivayete göre Hz. Süleyman Allah’ın kendisine lutfettiği mûcize ve nimetleri melikeye göstermek amacıyla büyük bir saray yaptırmış, camdan yapılmış olan tabanını havuz görünümüne sokmuş ve melikenin tahtını buraya yerleştirmiştir (Abdülvehhâb en-Neccâr, s. 396). Sarayın tabanının su şekline sokulması, tahtın tanınmasının güç hale getirilmesi melikeyi sarsmak, kendine ve ihtişamına güvenini zayıflatmak, onu büyük bir mânevî değişime hazırlamak için olmalıdır.
“Bize bundan önce bilgi verilmişti ve biz de boyun eğmişizdir” cümlesinin kime ait olduğuna dair farklı görüşler vardır: a) Bu söz kraliçeye aittir. Kraliçe ve çevresi bu mûcizeden önce hüdhüdün getirdiği mektup vb. diğer yollarla Hz. Süleyman’ın peygamber olduğuna dair sağlam bilgi elde etmiş ve ona boyun eğmişlerdir. b) Söz Süleyman’a aittir. Bu takdirde meâli şöyle olmalıdır: “Bize kraliçe hakkında daha önce bilgi verilmişti ve biz de boyun eğmişizdir.” Süleyman aleyhisselâm bu sözüyle kraliçe gelmeden önce onun müslüman olduğu ve gönüllü olarak geldiği hakkında bilgi edindiğini ifade etmektedir. c) Bu söz Süleyman’ın kavmine aittir.
Melikenin Hz. Süleyman’ı ve sarayını gördükten, bazı bilgiler de aldıktan sonra söylediği söz, yukarıdaki ifadenin ona değil, Hz. Süleyman’a ait olduğuna bir karîne teşkil etmektedir.
Belkıs’ın Süleyman aleyhisselâmı ziyareti konusunda Kitâb-ı Mukaddes de Kur’an’la uzlaşır bilgiler vermektedir. Ancak oradaki bilgilere göre Belkıs, Allah’ın adını yaymasından dolayı şöhreti her tarafta duyulan Hz. Süleyman’ı bizzat görmek, gerçek bir peygamber olup olmadığını anlamak üzere büyük bir kafile ve değerli hediyelerle Kudüs’e gelmiştir. Ziyareti esnasında Hz. Süleyman’a sorduğu, karşılığı yalnız kendince bilinen her sorunun cevabını almış, sonunda onun bilgisinin derinliğine, kudretinin büyüklüğüne inanmış; Allah’ın birliğine iman ettikten sonra ülkesine dönmüştür (bk. I. Krallar, 10/1-10, 13; II. Tarihler, 9/1-9, 12). Yukarıda Neccâr’dan naklettiğimiz rivayette de ziyaretin Kudüs’te gerçekleştiği ifade edilmiştir.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 195
Saraha صرح : صَرْح tezyin edilmiş yüksek evdir. Ona bu ismin verilmesi karışıklıktan ve eksiklikten arınık olması sebebiyledir. صُراح sözcüğü ise açık ve aleni demek olur. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de isim formunda 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekilleri sarih, tasrih ve sürahidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
ق۪يلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَۚ
Fiil cümlesidir. ق۪يلَ fetha üzere mebni, meçhul mazi fiildir. لَهَا car mecruru ق۪يلَ fiiline mütealliktir. ادْخُلِي cümlesi, naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
ادْخُلِي fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. الصَّرْحَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَاۜ
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. رَاَتْ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. رَاٰ elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. Şartın cevabı حَسِبَتْهُ ‘ dir.
حَسِبَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Sanmak anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. هُ muttasıl zamir mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. لُجَّةً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. كَشَفَتْ fiili atıf harfi و ’la makabline matuftur.
كَشَفَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. عَنْ سَاقَيْهَا car mecruru كَشَفَتْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَار۪يرَۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri, هو’dir. Mekulü’l-kavli اِنَّهُ صَرْحٌ’dur. قَالَ fiilinin mefûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri, اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. صَرْحٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. مُمَرَّدٌ kelimesi صَرْحٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur. مِنْ قَوَار۪يرَ car mecruru صَرْحٌ ’un mahzuf ikinci sıfatına mütealliktir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُمَرَّدٌ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûludur.
قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟
Fiil cümlesidir. قَالَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri; هى ’dir. Mekulü’l-kavli رَبِّ ’dir. قَالَتْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı اِنّ۪ي ظَلَمْتُ ’dur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. ظَلَمْتُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
ظَلَمْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. نَفْس۪ي mef’ûlun bih olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir ى muzafun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَسْلَمْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekelliml zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. مَعَ mekân zarfı mahzuf hale mütealliktir. Takdiri, كائنة مع سليمان şeklindedir. سُلَيْمٰنَ muzâfun ileyh olup cer alameti fethadır. Sonundaki elif ve nun ziyade olduğundan gayrı munsariftir. لِلّٰهِ car mecruru اَسْلَمْتُ fiiline mütealliktir.
رَبِّ kelimesi لِلّٰهِ lafza-i celâlinin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. الْعَالَم۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَسْلَمْتُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi سلم ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
ق۪يلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَۚ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
ق۪يلَ fiilinin naib-i faili olan ادْخُلِي الصَّرْحَ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
ق۪يلَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır.
Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)
فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَاۜ
حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfı لَمَّا ‘nın dahil olduğu şart üslubundaki terkip, atıf harfi فَ ile mahzuf cümleye atfedilmiştir. Takdiri, فدخلته (Ona girdi) olabilir. Cümleler arasında meskutun anh mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan رَاَتْهُ şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhi, aynı zamanda şart cümlesidir. لَمَّا , cevap cümlesine mütealliktir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi حَسِبَتْهُ لُجَّةً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Mef’ûl olan لُجَّةً ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins ve tazime işaret eder.
Aynı üslupta gelen وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَا cümle, şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا , aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
لَمَّا ; muzarinin başında cezm, kalb ve nefî harfi, mazinin başında ise zaman zarfıdır.
قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَار۪يرَۜ
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümlede mütekellim Süleyman (a.s)’dır
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَار۪يرَۜ cümlesi, إِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Melikeyi inandırmak için Süleyman (a.s) sözlerini إِنَّ ile tekid etmiştir.
مُمَرَّدٌ , müsned olan صَرْحٌ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
مِنْ قَوَار۪يرَۜ car mecruru, صَرْحٌ ’un mahzuf ikinci sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
صَرْحٌ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem cümlelerdir.
Hz. Süleyman, sözlerini اِنَّ ile tekid ederek, Sebe Melikesinin şaşkınlığını gidermeye çalışmıştır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟
Sebe Melikesinin sözlerini ihtiva eden cümle, şibh-i kemâl-i ittisâl nedeniyle fasılla gelmiştir. قَالَتْ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي , nida üslubunda, talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.
Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu izafet muzâfun ileyhe şan ve şeref kazandırmasının yanında, mütekellimin, Allah'ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.
Nida üslubunda gelen cümle dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Veciz anlatım kastıyla gelen, رَبِّ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Sebe Melikesi şan ve şeref kazanmıştır.
إِنَّ ile tekid edilmiş اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي cümlesi, nidanın cevabıdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelam olan ظَلَمْتُ نَفْس۪ي cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir.
İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil olarak gelmesi hudûs, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade eder.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ, isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadir Suresi 1)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ , lafz-ı celalden bedel veya onun sıfatıdır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf رَبِّ الْعَالَم۪ينَ izafeti muzâfun ileyhin şan ve şerefine işaret eder.
Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler, bir arada zikredilmiştir. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
أَسۡلَمۡتُ - سُلَیۡمَـٰنَ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
رَبِّ isminin tekrarında reddü’l- acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Allah Teâlâ’dan رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ şeklinde bahsedilmesi; her tür mahlukatın maliki olması dolayısıyla azametine işaret eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Mutaffifin Suresi 5)
Allah ve Rab isimlerinin arka arkaya gelmesiyle Rabbin Allah olduğu, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 234)
رَبِّ إِنِّی ظَلَمۡتُ نَفۡسِی [Ben gerçekten kendime zulmetmişim…] Belkıs bu sözle geçmişteki inkârını kastediyordu. Söylentiye göre Belkıs, Süleyman'ın (a.s) onu derin suda boğacağını sanmıştı da bu yüzden “Süleyman (a.s) hakkındaki suizannından ötürü kendime zulmetmişim.” demişti. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bu sayfadaki ayetlerin çoğunun sonunda bulunan cemi müzekker salim kelimelerin sağladığı Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Cemi müzekker salim kalıbındaki bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)