Neml Sûresi 84. Ayet

حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫ قَالَ اَكَذَّبْتُمْ بِاٰيَات۪ي وَلَمْ تُح۪يطُوا بِهَا عِلْماً اَمَّاذَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ  ٨٤

Hesap yerine geldiklerinde Allah şöyle der: “Siz benim âyetlerimi, onları ilmen kavramamışken yalanladınız öyle mi? Yoksa ne yapıyordunuz ki?!”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 حَتَّىٰ nihayet
2 إِذَا
3 جَاءُوا geldiklerinde ج ي ا
4 قَالَ (Allah onlara) der ki ق و ل
5 أَكَذَّبْتُمْ yalanladınız mı? ك ذ ب
6 بِايَاتِي ayetlerimi ا ي ي
7 وَلَمْ
8 تُحِيطُوا anlamadığınız halde ح و ط
9 بِهَا onları
10 عِلْمًا ilmen ع ل م
11 أَمَّاذَا yoksa nedir?
12 كُنْتُمْ olduğunuz ك و ن
13 تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) ع م ل
 

Bu ve devamındaki âyetlerde kıyamet hallerinden bir kesit verilmektedir. Bu âyetlere getirilen yorumlara göre kıyamet gününde mahlûkatın diriltilip mahşer yerinde toplandığında her ümmetin içinden dünyada peygamberleri yalancılıkla itham edip Allah’ın âyetlerini inkâr etmiş olanlar (veya bunların liderleri) çıkarılarak başka bir yerde toplanacak ve özel olarak hesaba çekileceklerdir. Dünyada Allah’ın kevnî ve vahyî âyetleri üzerinde düşünmeden O’na ortak koşmaları ve bunun sonucu olarak Allah’a ve kullarına karşı işlemiş oldukları haksızlıklar sebebiyle ağır bir şekilde cezaya çarptırılacaklardır (Râzî, XXIV, 218; Şevkânî, IV, 148; İbn Âşûr, XX, 42). Elmalılı Muhammed Hamdi ise bu âyetlerin dâbbetü’l-arz olayını anlatan âyetin hemen ardından geldiğini dikkate alarak bu olayın kıyâmet-i kübrâdan önce meydana gelecek küçük veya orta bir kıyamet olduğunu söylemektedir (V, 3705).

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 209
 

حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫ قَالَ اَكَذَّبْتُمْ بِاٰيَات۪ي وَلَمْ تُح۪يطُوا بِهَا عِلْماً اَمَّاذَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

 

حَتّٰٓى  ibtidâiyyedir. اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. جَٓاؤُ۫  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

جَٓاؤُ۫  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı  قَالَ اَكَذَّبْتُمْ بِاٰيَات۪ي ‘dir.

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  اَكَذَّبْتُمْ بِاٰيَات۪ي ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Fiil cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir.  كَذَّبْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  بِاٰيَات۪ي  car mecruru  كَذَّبْتُمْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.

Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَمْ تُح۪يطُوا  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la mekulü’l-kavle matuftur. 

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

تُح۪يطُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  بِهَا  car mecruru  تُح۪يطُوا  fiiline mütealliktir. عِلْماً  temyiz olup fetha ile mansubdur.

اَمْ  munkatıadır. بل  ve hemze manasındadır.  مَاذَا  istifham ismi, amili  تَعْمَلُونَ ‘nin mukaddem mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. Veya  مَا  istifham harfi mübteda, ism-i mevsûl  ذَا  haberdir.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamir  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. تَعْمَلُونَ  cümlesi,  كُنْتُمْ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur. 

تَعْمَلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

حَتّٰٓى  edatı 3  şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Burada ibtida (başlangıç) edatı şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَمْ ;Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini tayin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl ve Munkatı’  اَمْ  (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Temyiz; kendisinden önce geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz 2’ye ayrılır:

1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُح۪يطُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  حوط ’dır.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫ قَالَ اَكَذَّبْتُمْ بِاٰيَات۪ي وَلَمْ تُح۪يطُوا بِهَا عِلْماً

 

 

 

İstînâfiyye olarak gelen ayette  حَتّٰٓى , ibtida harfi olarak cümleye dahil olmuştur. Akabindeki cümle, şart üslubunda gelmiştir. 

Şart cümlesi olan  جَٓاؤُ۫ , müstakbel şart manalı zaman zarfı  إِذَا ’nın muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

فَ , karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  قَالَ اَكَذَّبْتُمْ بِاٰيَات۪ي , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.  

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَكَذَّبْتُمْ بِاٰيَات۪ي , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir.

İstifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımayıp açıkça kınama ve azarlama manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Sorunun cevabının bilinmeme durumu söz konusu olmadığı için ayette tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Önceki ayetteki azamet zamirinden, قالَ  fiilindeki gaib zamire geçişte iltifat sanatı vardır. 

Allah Teâlâ’ya ait zamirin  بِاٰيَات  ile izafesi, ayetlere tazim ve teşrif ifade eder.

وَلَمْ تُح۪يطُوا بِهَا عِلْماً  cümlesi, haldir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  عِلْماً  kelimesinde irsâd sanatı vardır.  

عِلْماً , kendisinden önceki manayı açıklayan temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren ıtnabdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır. 

حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫  sözündeki  حَتّٰٓى  ibtidaiyedir.  حَتّٰٓى ‘dan sonra gelen  إِذَا  ise zarftır. Onlar geldikleri zaman demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


اَمَّاذَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümledeki munkatı’  اَمَّ  harfi  بل  manasında intikal içindir.  اَمَّاذَا ‘daki soru harfi  مَّا  mübteda, mevsûl manasındaki işaret ismi  ذَا , haber konumundadır

Cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

İstifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımayıp açıkça kınama ve azarlama manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ  isim cümlesi, mevsûlün sılasıdır. Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.   

كَانَ ’nin haberi olan  تَعْمَلُونَ , müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

عِلْماً - تَعْمَلُونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.

كَان ’nin haberinin muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs,  istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ  ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Vakafat, s. 103)

اَمَّاذَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ [Yoksa, yaptığınız (başka) ne idi?]; bir kınama ve azarlama üslubudur.

Bu ayette menfi cümle açıkça müspet olan cümleye atfedilmiştir. (Sahip Aktaş, Kur’an’da İstifham Üslûbu)

وَلَمْ تُح۪يطُوا ‘daki  وَ  hal bildirir; sanki Allah Teâlâ, (Tasdik edilmeye mi yoksa tekzip edilmeye mi yaraştığını ve künhünü etraflıca bilmeye sizi götürecek herhangi bir fikir ve tetkikiniz söz konusu olmaksızın, o ayetleri bir çırpıda yalanladınız ha!?) buyurmuş gibidir. Yahut atıf edatıdır; (inkârınız zihinlerinizi, gerçekleşmesi ve dikkatlice incelenmesi ile buluşturmadığı halde o ayetleri inkâr ettiniz ha!?) demektir; zira kendisine mektup yazılan kişi, bazen olur ki mektubun, onu yazan kişi tarafından olduğunu inkar etse bile onu okumayı ve içeriğini anlamaya gayret etmeyi ve manalarını kavramayı elden bırakmaz. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Ayet-i kerîme’de geçen  اَمَّا  terkibinde  اَمَّ  lafzındaki mim, istifham  مَّا  'sına idgam edilmiştir. Ayrıca  ذَا  lafzı da mevsûldur, Yani ‘’ne şey’’dir. (Celaleyn Tefsiri)

ماذا  terkibi istifham ve ism-i işarettir. Ama  مَا ‘dan sonra gelen ism-i işaret, ism-i mevsûl manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)