يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالاًۜ وَدُّوا مَا عَنِتُّمْۚ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ وَمَا تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ اَكْـبَرُۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ ١١٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَا أَيُّهَا | ey |
|
| 2 | الَّذِينَ | ki onlar |
|
| 3 | امَنُوا | inanan(lar) |
|
| 4 | لَا | sakın |
|
| 5 | تَتَّخِذُوا | edinmeyin |
|
| 6 | بِطَانَةً | kendinize dost |
|
| 7 | مِنْ |
|
|
| 8 | دُونِكُمْ | kendinizden başkasını |
|
| 9 | لَا |
|
|
| 10 | يَأْلُونَكُمْ | onlar sizi geri durmazlar |
|
| 11 | خَبَالًا | bozmaktan |
|
| 12 | وَدُّوا | isterler |
|
| 13 | مَا | şeyleri |
|
| 14 | عَنِتُّمْ | size sıkıntı verecek |
|
| 15 | قَدْ | doğrusu |
|
| 16 | بَدَتِ | taşmaktadır |
|
| 17 | الْبَغْضَاءُ | öfke |
|
| 18 | مِنْ | -ndan |
|
| 19 | أَفْوَاهِهِمْ | onların ağızları- |
|
| 20 | وَمَا | şeyler (kin) ise |
|
| 21 | تُخْفِي | gizledikleri |
|
| 22 | صُدُورُهُمْ | göğüslerinde |
|
| 23 | أَكْبَرُ | daha büyüktür |
|
| 24 | قَدْ | elbette |
|
| 25 | بَيَّنَّا | açıkladık |
|
| 26 | لَكُمُ | size |
|
| 27 | الْايَاتِ | ayetleri |
|
| 28 | إِنْ | eğer |
|
| 29 | كُنْتُمْ | iseniz |
|
| 30 | تَعْقِلُونَ | düşünüyor |
|
Bitâne, esasında elbisenin iç yüzündeki astar demektir. Bundan bir kimsenin sırlarına vakıf olan pek sıkı dostuna da "bitâne denilir. Müminler, milletlerinin ehlinden başkasını, yani gerek kâfirleri ve gerekse münafıkları (iki yüzlüleri) iç yüzlerine vakıf olacak özel işlerinde ve muamelelerinde kullanmaktan yasaklanmıştır ki, bu yasaklamanın özel hususlara da şümulü bulunmakla beraber âyetin siyâkı (gelişi) -daha çok genel işlere bakmaktadır. Bunun gerekçesi de her iki tarafın ruhî durumları izah olunarak anlatılmıştır.
Evvela size fesat ve zarar yapmakta hiç kusur etmezler. Size meşakkat ve zahmet veren şeylerden memnun olurlar. Buğuzları ağızlarından taşmış, aleyhinize devamlı propaganda yapmaktadırlar. Halbuki sîne (göğüs, kalp)lerinde gizledikleri öfkeler, kinler daha büyüktür. (Elmalili Hamdi Yazir Tefsiri) .
Beğada بغض :
Hoşlanılmayan şeye karşı duyulan nefrettir. Hubb sözcüğünün zıddıdır.
Köke ait بَغْضاء formu aşırı buğz ve nefret anlamında kullanılır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 5 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekli buğzdur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالاًۜ
يَٓا nida harfidir. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. الَّذ۪ينَ münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. اٰمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Nidanın cevabı لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً ’dır.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَتَّخِذُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Değiştirme anlmında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِطَانَةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مِنْ دُونِ car mecruru بِطَانَةً ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İkinci mef’ûlun bih mahzuftur. Takdiri; أصفياء (en safları) şeklindedir.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَأْلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. خَبَالًا ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَبَالًا [Kötülük] kelimesi ikinci mef’ûl olarak mansub gelmiştir. Çünkü “geri kalmamak” anlamındaki لَا يَأْلُونَ َfiili iki mef’ûlü teaddi eder. Masdar olarak (mef’ûlü mutlak) da mansub gelmiş olabilir. Yani “Onlar size, sizi bozacak şekilde kötülük yaparlar.” demek olur. Harf-i cerin hazfı ile nasb edilmiş olması da mümkündür. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
اٰمَنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
تَتَّخِذُوا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ’dır.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَدُّوا مَا عَنِتُّمْۚ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ
Fiil cümlesidir. وَدُّوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel وَدُّوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
عَنِتُّمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُّمْ fail olarak mahallen merfûdur.
قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. بَدَتِ fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzerine mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. الْبَغْضَٓاءُ fail olup damme ile merfûdur. مِنْ اَفْوَاهِ car mecruru بَدَتِ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَمَا تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ اَكْـبَرُۜ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Haliyye olması da caizdir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası تُخْف۪ي ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
تُخْف۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. صُدُورُهُمْ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَكْبَرُ mübteda مَا ’nın haberi olup damme ile merfûdur.
تُخْف۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خفي ’dir.
اَكْبَرُ ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ
Fiil cümlesidir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. بَيَّنَّا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. لَكُمُ car mecruru بَيَّنَّا fiiline mütealliktir. الْاٰيَاتِ mef’ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنْتُمْ ’ün dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
كُنْتُمْ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ muttasıl zamiri كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. تَعْقِلُونَ cümlesi, كُنْتُمْ ’ün haberi olarak mahallen mansubdur.
تَعْقِلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri; لا توالوهم أو فلا تتّخذوا منهم أصدقاء (Onlarla arkadaş olmayın veya onları dost edinmeyin.) şeklindedir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)
بَيَّنَّا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بين ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. يَٓا nida edatı, اَيُّ münadadır. هَا , tekid ifade eden tenbih harfidir.
الَّذ۪ينَ münadadan bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. Mevsûlün sılası اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
İsm-i mevsûller muhakkak herkesin bildiği bir grup varsa kullanılır. Burada bu iman edenler Peygamber Efendimiz ve sahabe tarafından bilinen insanlardı. Böyle bir grup yoksa ism-i mevsûl gelmez.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا nidasında, müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.
Nidanın cevabı لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır.
İman edenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmesi sonraki konuya dikkatleri çekmek içindir.
Mef’ûl olan بِطَانَةً ‘deki nekrelik kıllet, umum ve nev ifade eder. Bilindiği gibi menfi siyakta nekre, umum ve şumûle işarettir.
مِنْ دُونِكُمْ car-mecruru, بِطَانَةً ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
مِن دُونِكُمْ ifadesinde مِن harfinin zaid olması ve دُونَ kelimesinin de ‘etrafınızda’manasında mekân ismi olması caizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Nefy siyakında nekre umum ifade etmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Kişinin ‘’bitane’’si, yani astarı, kişinin güvenip sırlarını anlattığı kimsedir. Böylece kişinin sırdaşı elbisenin astarına benzetilmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
بِطَانَةً kelimesi astar demektir. باطِن kelimesi de aynı köktendir. Dost, sırdaş, gizli olan şeyi paylaşan manaları vardır. Bu ibarede istiare vardır. Yakın arkadaşlar elbise astarına benzetilmiştir Çünkü kişinin ve yaptıklarının iç yüzünü bilirler, astarın vücuda yakınlığı kadar ona yakındırlar. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
Bazı salihler Allah Teâlâ'nın ايَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا [Ey iman edenler] sözünü işitince sanki Allah'ın nidasını işitmiş gibi, لبيك وسعديك “Emret Allah'ım, emrine amadeyim” der. Böyle söylemek Kur’an'ın edebidir.
Yüce Allah, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا hitabıyle Kur'an'ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. Bu hitap Allah'ın müminlere yönelerek bu surede yaptığı ilk hitaptır. Muhataplara "Ey müminler!" diye seslenilmesi, onlara bu iman sahibinin, Allah'ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
“Ey insanlar” ve “Ey iman edenler” hitaplarıyla başlayan ayetler, taşıdıkları mesajlar bakımından benzerlik taşıdıkları gibi ayrıştıkları noktalar da vardır. Her iki hitap da kendinden sonra itikat, ibadet, helal ve haram, cezalar, sosyal hayat gibi konulara yer vermektedir. Ancak “Ey iman edenler” hitabıyla verilen mesajlar Medenî sureler çerçevesinden verildiğinden dolayı hüküm ayetleri ağır basmaktadır. Aile hukuku, cihat, gibi konular “Ey iman edenler” hitabından sonra işlenmektedir. (Enver Bayram, Kur’an’da Geçen “Ey İnsanlar” ve “Ey İman Edenler” Hitaplarıyla Başlayan Ayetler Arasında Bir Mukayese)
Kur’an’da bu tip يَٓا اَيُّهَا formunda nida çoktur. İçinde tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra اَيُّ harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan emri uyanık ve dikkatli bir şekilde almak için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan هَا gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri't T'abîri'l Kur'ânî, Dirâsetu Tahlîliyye li Sûreti'l Ahzâb, s. 43)
لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالاًۜ
Ayetin ikinci cümlesi, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ألو fiili ihmal etmek demektir. Kur’an’da 3 kez fiil olarak geçmiştir. Rahman suresinde 34 kez آلاء nimetler manasında geçmiştir.
İkinci mef’ûl olan خَبَالًا ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir.
خَبَالًا , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
خَبَالًاۜ , zihin bozukluğu, çılgınlık, akıl karışıklığı, kusur etme demektir.
وَدُّوا مَا عَنِتُّمْۚ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Masdar harfi مَا ve onu takip eden عَنِتُّم cümlesi masdar teviliyle وَدُّوا fiilinin mef’ûlü yerindedir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
عَنِتُّمْۚ - خَبَالًا ve وَدُّوا - يَأْلُونَكُمْ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَدُّوا مَا عَنِتُّمْۚ ifadesi; مَا masdariye kabul edilerek [sıkıntıya düşmenizi isterler] manasındadır. العنت aşırı zarar ve sıkıntı anlamında olup aslında kemiğin sarıldıktan sonra kırılması demektir. Yani size gerek dininizde gerekse dünyanızda en büyük ve en ağır zararı vermeyi arzu ederler. (Zemahşeri, Keşşâf’An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Birinci istînaf cümlesi, onların halini açıklamakta ve onlardan uzak durmayı emretmekte; ikinci istînaf cümlesi de nehyi teyit ve nehyedilen şeyden şiddetle sakınmanın gerekliliğini ifade etmektedir. Yani onlar, sizin hep sıkıntıya ve şiddetli bir zarara uğramanızı isterler. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin başındaki قَدْ tekid içindir. Tahkik ifade eder. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.
قَدْ sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa قَدْ harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ [Kin ve nefretleri ağızlarından taşmıştır.] Yani konuşmalarında görülmektedir, çünkü onlar aşırı nefretlerinden dolayı dillerine sahip olamazlar. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْ [Kinleri ağızlarından dökülür.] ifadesinde ağızdan dökülen bir şey yoktur, lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürseldir. Ağı
اَفْوَاهٌ kelimesi فمٌ kelimesinin çoğuludur. فمٌ kelimesinin aslı فوهٌ olduğu sonra hafiflik olsun diye hâ harfinin hazfedilip vav’ın yerine her ikisi de şefevi (dudak) harflerinden olduğu için mim harfi getirilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَمَا تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ اَكْـبَرُۜ
Cümle, atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir.
Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Müsned olan اَكْبَرُ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
مَا تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ [Sînelerinin gizlediği] ifadesi hal-mahal alakasıyla mecaz-ı mürseldir. Kalplerinde olan düşünceleri ‘’göğüslerde gizlenen’’şeklinde ifade edilmiştir.
صُدُورُهُمْ - اَفْوَاهِهِمْۚ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
تُخْف۪ي - بَدَتِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ cümlesiyle وَمَا تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ اَكْبَرُۜ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Dost edinilmemesi gereken kimselerin verecekleri zararların sıkıntıya düşürmek, öfkelerini sözlerle belli etmek, kalplerinde büyük kin beslemek şeklinde ayrıntılanması taksim sanatıdır.
تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ [Sînelerin gizlediği] ibaresi kinayedir.
تُخْف۪ي fiilinin صُدُورُهُمْ ’a nisbet edilmesi istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan gizleme fiili صُدُورُ ’a nispet edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ
قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ cümlesi, istînâfiyye veya ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin başındaki قَدْ tekid içindir. Tahkik ifade eder. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.
قَدْ sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delalet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa قَدْ harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Fiilin azamet zamirine isnadı, tazim ifade eder. Ayetlerin açıklanmasına “celal, izzet ve galebe” manaları katmıştır.
Allah Teâlâ Kur'an'da ne zaman kendisinden azamet zamiriyle bahsetse hemen öncesinde veya sonrasında vahdaniyetinin bilinmesi için kendisine ait tekil bir zamir gelir. (Samerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 467)
تُخْف۪ي - بَيَّنَّا kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen son cümle, şart üslubundadır. Şart cümlesi olan كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ , faide-i haber ibtidaî kelamdır. Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesidir.
كَانَ ’nin haberi تَعْقِلُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna veya geçmişte mûtat olarak yapılan ve âdet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından âdet haline getirmiştir. (Arap Dilinde كَان Fiili Ve Kur’an’da Kullanımı M. Vecih Uzunoğlu)
كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 103)
Öncesinin delaletiyle takdiri فلا توالوهم أو فلا تتّخذوا منهم أصدقاء (Onlarla dost olmazsınız.) olan cevap cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre, mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
[Size] dinde samimi olma, Allah dostlarını dost, Allah düşmanlarını ise düşman edinmenin farz olduğuna delalet eden [ayetlerimizi açık seçik bildirdik. Tabii] size bildirilenleri [akleder] ve bunlarla amel eder[seniz.](Zemahşeri, Keşşâf ’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)