اِذْ هَمَّتْ طَٓائِفَتَانِ مِنْكُمْ اَنْ تَفْشَلَاۙ وَاللّٰهُ وَلِيُّهُمَاۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ١٢٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِذْ | o vakit |
|
| 2 | هَمَّتْ | yüz tutmuştu |
|
| 3 | طَائِفَتَانِ | iki takım |
|
| 4 | مِنْكُمْ | sizden |
|
| 5 | أَنْ |
|
|
| 6 | تَفْشَلَا | korkup bozulmaya |
|
| 7 | وَاللَّهُ | halbuki Allah |
|
| 8 | وَلِيُّهُمَا | kendilerinin dostu idi |
|
| 9 | وَعَلَى |
|
|
| 10 | اللَّهِ | Allah’a |
|
| 11 | فَلْيَتَوَكَّلِ | dayansınlar |
|
| 12 | الْمُؤْمِنُونَ | inananlar |
|
Bu olayda Abdullah b. Übeyy b. Selul'ün bozgunluğu esnasında Rasûlullah'ın taraflarını teşkil eden iki taife ki, Hazrec'den Beni Seleme (Seleme oğulları) ile Evs'ten Beni Harise (Harise oğulları) de kalp zayıflığına düşüp az daha dönecek gibi olmuşlar; fakat âyeti delaletince Allah saklamış, kalplerini toplamışlar, niyetlerini doğrultmuşlar ki âyetinin de bunlara işaret olduğu beyan edilmiştir.
Bunda bir münafığı bitâne (sırdaş) edinip istişareye karıştırmaktan çıkan zarara da büyük bir misal vardır. Şu halde müslümanlar sabır ve korunma ile görevlerini bilmeli ve ancak Allah'a tevekkül ve itimat etmelidirler. Kalplere kuvvet veren O, zayıflık veren yine O'dur. İkbal (düşmanı karşılamak) ondan, idbâr (geri çekilmek) de ondandır. Allah'ın emirlerini tutup, yasaklarından sakınanlar herhalde galip ve muzaffer olurlar.
(Elmalılı Hamdi Yazır Tefsiri)
Riyazus Salihin, 76 Nolu Hadis
Abdullah İbni Abbas radıyalluha anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle söylemeyi itiyat edinmişti:
“Allah’ım! Sana teslim oldum, ben sana inandım, sana dayandım. Yüzümü gönlümü sana çevirdim, senin yardımınla düşmanlara karşı mücâdele ettim.
Allah’ım! Beni saptırmandan yine sana, senin büyüklüğüne sığınırım, -ki senden başka ilah yoktur-. Ölmeyecek diri yalnız sensin. Cinler ve insanlar ise, hep ölümlüdürler!” Müslim, Zikir 67. Ayrıca bk. Buhârî, Teheccüd 1, Tevhîd 7, 8, 24, 35; Müslim, Müsâfirîn 199; Ebû Dâvûd, Salât 119; Tirmizî, Daavât 29; Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 9; İbni Mâce, İkâmet 180
اِذْ هَمَّتْ طَٓائِفَتَانِ مِنْكُمْ اَنْ تَفْشَلَاۙ
Zaman zarfı اِذْ, önceki ayetteki اِذْ ’den bedel olup, mahallen mansubdur. هَمَّتْ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. هَمَّتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ te’nis alametidir. طَٓائِفَتَانِ tesniye harfi elif fail olarak mahallen merfûdur. مِنْكُمْ car mecruru طَٓائِفَتَانِ ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel mahzuf بِ harf-i ceriyle هَمَّتْ fiiline mütealliktir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَفْشَلَا fiili نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdarı müevvel cümlesi)” denmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ وَلِيُّهُمَاۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. Haliyye olması da caizdir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. وَلِيُّهُمَا haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَلَى اللّٰهِ car mecruru يَتَوَكَّلِ fiiline mütealliktir.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن فشل بعض الناس فليتوكّل المؤمنون على الله (Bazı insanlar başarısızlığa uğrarsa Allah'a tevekkül etsinler.) şeklindedir.
لْ emir lam’ıdır. يَتَوَكَّلِ sükun ile meczum muzari fiildir. الْمُؤْمِنُونَ fail olup, ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
يَتَوَكَّلِ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وكل ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
الْمُؤْمِنُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذْ هَمَّتْ طَٓائِفَتَانِ مِنْكُمْ اَنْ تَفْشَلَاۙ وَاللّٰهُ وَلِيُّهُمَاۜ
Fasılla gelen ayetin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Cümleye muzaf olan zaman zarfı اِذْ , önceki ayetteki zaman zarfından bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan هَمَّتْ طَٓائِفَتَانِ مِنْكُمْ اَنْ تَفْشَلَاۙ cümlesi, اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.
مِنْكُمْ car mecruru طَٓائِفَتَانِ ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَفْشَلَا cümlesi, masdar tevilinde mahzuf ب harfi ceriyle هَمَّتْ fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Hal وَ ’ıyla gelen وَاللّٰهُ وَلِيُّهُمَا cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlenin, istînâfiyye olduğu da söylenmiştir.
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Şart üslubunda gelen terkip, hükümde ortaklık nedeniyle önceki emir cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında inşâî olmak bakımından mutabakat vardır. Emir üslubundan şart üslubuna iltifat edilmiştir. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. فَلْيَتَوَكَّلِ fiiline müteallik olan عَلَى اللّٰهِ car mecruru ihtimam için amiline takdim edilmiştir.
فَلْيَتَوَكَّلِ fiiline dahil olan فَ , mahzuf şartın cevabına gelen rabıta harfidir. Cevap olan عَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Takdiri, إن فشل بعض الناس (Eğer bazı insanlar ümitsizliğe kapılırsa…) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf şart cümlesiyle birlikte terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır. Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin tekrarlanması ise azamet, heybet ve muhabbeti artırmak içindir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَلْيَتَوَكَّلِ - الْمُؤْمِنُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Uhud'da tedirgin olan ensardan iki kavim kastedilmiştir.
Kavl-i bil muciptir. İman eden Allah'a tevekkül etsin, iman etmeyen etmesin, etmeyen gerçek mümin değildir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)