وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١٣٩
Uğradığınız zayıflıktan dolayı gevşemeyin. Başınıza gelen musibetlerden ve kaçırdığınız fırsatlar yüzünden üzülmeyin. Üstün olan sizsiniz. Herşeyden önce akide üstündür; çünkü, siz sadece Allah’a secde edersiniz. Onlarsa, O’nun yarattıkları şeylerin kimine ya da bazısına secde ederler Hayat metodunuz üstündür; çünkü siz Allah’ın gösterdiği metoda göre hareket ediyorsunuz. Onlarsa Allah’ın yarattıkları insanların hazırladığı metoda uymaktadırlar. Üstlendiğiniz rol üstündür; çünkü siz, bütün insanlığın önderliğini elinizde bulunduruyorsunuz, topyekün insanlığın öncülerisiniz. Onlarsa metodtan uzaklaşmış ve yoldan sapmışlardır. Yeryüzündeki konumunuz üstündür; Çünkü Allah’ın size vadettiği yeryüzünün mirası sizindir, onlarsa yokluğa ve unutulmaya yuvarlanıp gideceklerdir. Şayet gerçek müminlerseniz, üstün olan sizsiniz. Gerçekten inanıyorsanız, gevşemeyin, üzülmeyin! Cihad, imtihan ve arınmadan sonra sonucun sizin olması için yaralar almanız ve yaralanmanız yüce Allah’ın bir kanunudur. (Fizilal’il Kur’ân)
Tehinû kelimesinin kökü vehene (وهن) olup manası yaratılış veya ahlak yönünden zayıflık demektir.
(Müfredat)
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَهِنُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَحْزَنُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. Munfasıl zamir اَنْتُمُ mübteda olarak mahallen merfûdur. الْاَعْلَوْنَ haber olup, ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنتُم ’ün dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
كُنتُم nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ muttasıl zamiri كُنتُم ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. مُؤْمِن۪ينَ kelimesi كُنتُم ’ün haberi olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar.
Şartın cevap cümlesi öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Takdiri; فلا تهنوا ولا تحزنوا (Gevşemeyin ve hüzünlenmeyin) şeklindedir.
الْاَعْلَوْنَ ’nin aslı اَعْلَيُونَ ’dir. Kesre ile damme arasını cem etmek dile ağır geldiğinden ilal yapılmıştır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim)Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ
وَ , istînâfiyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Aynı üsluptaki وَلَا تَحْزَنُوا cümlesi makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Hal وَ ’ıyla gelen وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ , cümlesi sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin الْ takısıyla marife oluşu bu vasfın müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu ifade eder.
الْاَعْلَوْنَ ‘de istiare sanatı vardır. Bu kelimenin aslı ألعلْوٌ yani irtifadır. Yeryüzünde alçak bir yerden yüksek olan başka bir yere yükselmek anlamını ifade eder. Müminlerin yüceliğinin gözle görünür şekilde olduğu hakkında müstear olmuştur.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Hal cümleleri anlamı açıklayan ıtnâb sanatıdır.
Bu ilâhî kelam, müminleri cesaretlendirmekte, kalplerini kuvvetlendirmekte ve Uhud Savaşı’nda maruz kaldıkları zayiat (katl ve karh) dan dolayı onları teselli etmektedir.
Uhud Savaşı’nda muhacirlerden Hamza b. Abdülmuttalib, Resulullah’ın (s.a.v) sancaktarı Mus’ab b. Umeyr (r.a) ve halasının oğlu Abdullah b. Cahş, Osman b. Maz’ûn ve Utbe’nin azatlı kölesi Sa’d (r.a) olmak üzere beş; Ensar’dan da yetmiş sahabi şehid edilmişti. Burada yapılan uyarı şudur: “Aldığınız yaralardan dolayı cihadda zafiyet ve gevşeklik göstermeyin ve sizden şehit edilenler için kendinizi sarsacak kadar üzüntüye kapılmayın.” Bu cümle üç türlü tefsir edilebilir:
1- Son galibiyet sizindir. Çünkü seleflerinin hallerini gördüğünüz gibi onların sonu yok olmaktır. Şu halde bu, daha önce zımnen ifade edilen zafer ve galibiyet vaadinin sarih biçimde ortaya konmasıdır.
2- Şanları yüce olanlar sizsiniz. Çünkü siz hak üzeresiniz; sizin savaşınız Allah içindir ve sizin ölüleriniz cennettedir. Onlar ise batıl üzeredir; savaşları şeytan içindir ve ölüleri de cehennemdedir.
3- Sizin haliniz, onlarınkinden daha üstündür. Nitekim siz, Bedir’de, onlara Uhud’da uğradığınız zayiattan daha fazlasını verdirmiştiniz. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm,Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cenab-ı Hakk’ın, hitabı, “Cihada karşı gevşeklik göstermeyin ve zayıflamayın.” demektir. Bu fiilin (وهن) masdarının anlamı, zayıflık, güçsüzlük demektir. “(Sizden ölüp yaralananlar hakkında) mahzun olmayın.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Burda وهن (zayıflık, güçsüzlük), mecaz anlamındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ
Ayetin şart üslubunda gelen son cümlesi istînâfiyyedir. Vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıf durumlarda kullanılan şart harfi اِنْ ve كان ’nin dahil olduğu şart cümlesi اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayette îcâz-ı hazif vardır. Şartın takdiri …فلا تهنوا ولا تحزنوا (gevşemeyin mahzun olmayın) olan cevabı, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.
Mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî’Sanatları Doktora Tezi)
كَان ’nin haberi olan مُؤْمِن۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, Tevbe Suresi, 120-121, s. 80)
كَان ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s.124)
اِنْ edatı başlıca şu yerlerde kullanılır:
1. Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında اِنْ gelir.
2. Bilmezden gelinen durumlarda da اِنْ kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi.
3. Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek اِنْ kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir. إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme!” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta اِنْ edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)
اِنْ harfi burada, asla gerçekleşmeyecek bir fiilin başında gelmiştir. Halbuki bu harf aslında vuku bulma ihtimali şüpheli olan fiillerin başında gelir. Bu da şüphe ifade eden olayın ve onların doğru sözlü olma ihtimalinin olumsuzluğu konusunda kesinlik ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.77)
Ayette geçen كُنْتُمْ kelimesi, böyle durumlarda geldiği zaman doğruluğun onların şanı haline geldiğini ifade eder. Yani ‘siz bununla bilinir bir halde iseniz’demektir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.78)
Bu ayet inananlara hitap ettiği halde اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ifadesinin gelmesi üstünlüğün inanma şartına bağlı olduğunun vurgulanması içindir. (Ömer Özbek, Arap Dili ve Belâgatı’nda Itnâb Üslûbu)
Eğer siz gerçekten müminler iseniz galip gelecek olan sizsiniz, çünkü iman, mutlak surette galibiyet gerektirir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Uhud Harbi’nde müminlerin bir kısmı bozulunca o zaman düşman komutanlarından olan Halid b. Velid dağı tutmak istemiş, Resulullah da: “Sakın üzerimize yükselmesinler. Ey Allah’ım, bizim kuvvetimiz ancak Seninledir.” demişti. Bu ayet de o zaman indi diye rivayet edilmiştir. Kurtubî tefsirinde anlatıldığı üzere gerçekten Uhud’dan sonra Peygamberimiz zamanında Muhammed ümmeti hangi seferde bulundularsa muhakkak başarılı olmuşlar, ondan sonra da sahabeden bir kişi bile bulunan her İslam ordusu da öyle olmuştur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)