هُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ۟ ١٦٣
هُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ اللّٰهِۜ
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. دَرَجَاتٌ haber olup damme ile merfûdur. Muzâf hazfedilmiştir. Takdiri; ذوو درجات (Dereceler sahibidirler) şeklindedir.
عِنْدَ mekân zarfı, دَرَجَاتٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ۟
İsim cümlesidir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. بَص۪يرٌ haber olup, damme ile merfûdur. مَٓا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle بَص۪يرٌ ‘a mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası يَعْمَلُونَ۟ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يَعْمَلُونَ۟ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
بَص۪يرٌ ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
هُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ اللّٰهِۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
عِنْدَ اللّٰهِ mekân zarfıyla gelen izafet دَرَجَاتٌ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Az sözle çok anlam ifade eden عِنْدَ اللّٰهِ izafetinde lafza-i celâle muzâf olması عِنْدَ ’ye şan ve şeref kazandırmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهُ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
هُمْ دَرَجَاتٌ cümlesinde muzâf hazfedilmiştir. Yani, "Onlar farklı derecelere sahiptirler" demektir. Müminin derecesi yüksek; kâfirin derecesi alçaktır.
دَرَجَاتٌ ifadesinde istiare vardır. Çünkü insan derece değildir. Bununla anlatılmak istenen, onların Allah katında farklı derecelere sahip olduklarıdır. Nitekim müminin derecesi yüksek, kâfirin derecesi de düşüktür. (Şerif er-Radi, Kur’an Mecazları)
[Onlar derecelerdir] manasında sebebe isnad yapılmıştır. Veya “Onlar için, Allah katında dereceler vardır" şeklindedir. Amellerinin farklı oluşu onları, zatları bakımından da farklı kılmıştır. Bu mecazî ifade, hakiki ifadeden daha beliğdir. (Medine Balcı Dergâhu’l Kur’ân)
وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ۟
Cümle, atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek, ikazı artırmak ve yüceliğine dikkat çekmek için Allah isminin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَا müşterek ism-i mevsûlu mecrur mahalde بَص۪يرٌ ’e mütealliktir. Sılası يَعْمَلُونَ , muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüme işaret etmiştir.
Müsned olan بَص۪يرٌ sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu vasfın, müsnedün ileyhin ayrılmaz bir parçası olduğuna işaret eder.
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Yaptıklarınızı görür] ifadesinde Allah Teâlâ, herşeyden haberdar olduğunu beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. Aynı zamanda lazım melzum alakasıyla mecazı mürsel mürekkeptir.
[Allah yaptıklarını görür] ifadesinde tevcih vardır. İyi kulların yaptığı hayırlı işleri görür, sevap verir. Şakî kulların yaptıklarını görür, cezasını verir. Allahu Teâlâ yapılan, yapılmayan herşeyi görür. Özellikle [Yaptıklarını görür] buyurulması tağlibtir. İnsanın hareketlerine dikkat etmesi gerektiğine işarettir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân)