وَمَٓا اَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ فَبِاِذْنِ اللّٰهِ وَلِيَعْلَمَ الْمُؤْمِن۪ينَۙ ١٦٦
وَمَٓا اَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ فَبِاِذْنِ اللّٰهِ وَلِيَعْلَمَ الْمُؤْمِن۪ينَۙ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. Müşterek ism-i mevsûl مَٓا mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اَصَابَكُمْ ‘dur. Aid zamir هُو ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اَصَابَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. يَوْمَ zaman zarfı اَصَابَ fiiline mütealliktir. الْتَقَى الْجَمْعَانِ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
الْتَقَى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. الْجَمْعَانِ muttasıl zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. فَبِاِذْنِ اللّٰهِ car mecruru ism-i mevsûlun mahzuf haberine mütealliktir.
فَ harf-i zaiddir. بِاِذْنِ اللّٰهِ car mecruru mahzuf mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Takdiri; هو şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لِ harfi, يَعْلَمَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle بِاِذْنِ اللّٰهِ veya mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri; فعل ذلك ليعلم şeklindedir.
يَعْلَمَ fetha ile mansub muzari fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. الْمُؤْمِن۪ينَ mef’ûlun bih olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَصَابَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صوب ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
الْتَقَى fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi لقي ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
الْمُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَٓا اَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ فَبِاِذْنِ اللّٰهِ وَلِيَعْلَمَ الْمُؤْمِن۪ينَۙ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
icâz-ı hazif sanatı vardır. مَٓا mübtedadır. Tekit ifade eden zait harf فَ ‘nin dahil olduğu car mecrur فَبِاِذْنِ اللّٰهِ , takdiri هو olan mahzuf mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Bu takdire göre sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi مَٓا ‘nın haberidir. Faide-i haber inkârî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mübteda olan müşterek ism-i mevsûl مَٓا ‘nın sıla cümlesi اَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
الْتَقَى الْجَمْعَانِ cümlesi, اَصَابَكُمْ fiiline müteallik zaman zarfı يَوْمَ ‘nin muzâfun ileyhi konumundadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi konuya dikkat çekmek içindir.
Veciz ifade kastına matuf بِاِذْنِ اللّٰهِ izafetinde Allah ismine muzâf olan اِذْنِ , şan ve şeref kazanmıştır.
Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması dolayısıyla Allah lafzında tecrîd sanatı vardır.
وَلِيَعْلَمَ الْمُؤْمِن۪ينَ cümlesi atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيَعْلَمَ الْمُؤْمِن۪ينَ cümlesi, mecrur mahalde masdar teviliyle, لِ harf-i ceriyle mahzuf fiile mütealliktir. Cümlenin takdiri, فعل ذلك للاختبار وليعلم المؤمنين (Bunu müminleri denemek ve öğretmek için yaptı.) şeklindedir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Bu cümle, “Allah'ın izni ile olmuştur.” cümlesine matuf olup müsebbebin sebebe atfı kabilindendir. Burada bilmek, temyiz etmek ve insanlar arasında açıklamaktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ [İki grubun karşılaştığı gün] ifadesi Uhud’dan kinayedir.
لِيَعْلَمَ الْمُؤْمِن۪ينَۙ [Müminleri bilmesi içindir.] sözünde mecazî isnad vardır. Allah her şeyi zaten bilmektedir. Burada bilmesi gerekenler insanların kendisidir. Çünkü orada herkesin imanı ortaya çıkmıştır.
وَمَٓا اَصَابَكُمْ [Başınıza gelen musibet] yani Uhud Savaşı’nda sizin topluluğunuzla müşrikler topluluğu karşılaştığı gün başınıza gelen musibet, [Allah’ın izni] yani serbest bırakmasıyla [ileydi.] Burada serbest bırakmadan istiare olarak اِذْنِ kelimesi kullanılmıştır. Çünkü Allah Müslümanları imtihan etmek için müşriklerin onlara zarar vermelerine mani olmamıştır. Zira izin veren, izin verdiği kişiyi yapmak istediği şeyi yapmakta serbest bırakmaktadır. [Allah] bu yaptıklarını [müminle münafık birbirinden ayrılsın] ve birinin imanı, diğerinin de nifakı ortaya çıksın [diye yapmaktadır.] (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bazı tefsirciler bu izni, irade ile; bazıları da tahliye ile tefsir etmişlerdir ki maksat, bu iznin rıza demek olmadığını da anlatmaktır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili ve Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
ليعلم , ortaya çıkmak anlamında kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)