Âl-i İmrân Sûresi 170. Ayet

فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۙ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذ۪ينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْۙ اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۢ  ١٧٠

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.  (169 - 170. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَرِحِينَ sevinirler ف ر ح
2 بِمَا şeylerden
3 اتَاهُمُ kendilerine verdikleri ا ت ي
4 اللَّهُ Allah’ın
5 مِنْ -ndan
6 فَضْلِهِ lutfu- ف ض ل
7 وَيَسْتَبْشِرُونَ ve müjdelemek isterler ب ش ر
8 بِالَّذِينَ kimselere
9 لَمْ
10 يَلْحَقُوا henüz yetişemeyen(lere) ل ح ق
11 بِهِمْ kendilerine
12 مِنْ
13 خَلْفِهِمْ arkalarından خ ل ف
14 أَلَّا
15 خَوْفٌ korku olmadığına خ و ف
16 عَلَيْهِمْ onlara
17 وَلَا
18 هُمْ onların
19 يَحْزَنُونَ üzüntüye uğramayacaklarına ح ز ن
 

   Fedale فضل :

  فَضْلٌ itidali aşan ziyade ve artıştır.

 Fazlalık iki kısma ayrılır: 1-  Övülen türden ziyade/artma. Örneğin ilim ve hilmin artması gibi.. 2- Yerilen türden ziyade/artma. Örneğin öfkenin gerekenin üzerinde artması gibi..

  Övülen hususlarda daha çok فَضْلٌ sözcüğü, yerilen hususlarda ise فُضُولٌ sözcüğü kullanılır.

  Ayrıca فَضْلٌ kelimesi iki şeyden birinin diğerine üstünlüğü ile alakalı kullanıldığında cins (hayvan cinsinin bitki cinsine üstünlüğü), nev' insanın kendi dışındaki canlılardan üstünlüğü) ve zât (bir adamın başka bir adama üstün olması) üstünlüğü olarak üç kısma ayrılır.

  Herhangi bir zorlama ve zorunluluk olmaksızın verilen her atiyyeye/bağışa da فَضْلٌ denir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de farklı formlarda 104 kez geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri Fâzıl, fazilet, fazla, fuzuli, efdal, fodul, Fâdıl, Fazilet, (Hılful)fudul'dur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۙ 


فَرِح۪ينَ  önceki ayetteki  يُرْزَقُونَ  ‘deki failin veya  اَحْيَٓاءٌ  ‘nun hali olup, nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar.  

مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  فَرِح۪ينَ ’ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

Fiil cümlesidir. اٰتٰي  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. للّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. مِنْ فَضْلِه۪  car mecruru  اٰتٰيهُمُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰتٰي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

فَرِح۪ينَ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

     

وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذ۪ينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْۙ

 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. Atıf olması da caizdir.  يَسْتَبْشِرُونَ  cümlesi, mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri;  هم (onlar) şeklindedir.

Fiil cümlesidir. يَسْتَبْشِرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  يَسْتَبْشِرُونَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası لَمْ يَلْحَقُوا ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

يَلْحَقُوا  fiili  ن ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِهِمْ  car mecruru  يَلْحَقُوا  fiiline mütealliktir. مِنْ خَلْفِ  car mecruru  يَلْحَقُوا  ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri;  كائنين من خلفهم أو باقين من خلفهم  şeklindedir. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يَسْتَبْشِرُونَ  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi بشر  ’dir. 

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar.


اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۢ

  

İsim cümlesidir. اَنْ  tekid ifade eden muhaffefe  اَنَّ ’ dir. İsmi olan şan zamiri mahzuftur. Takdiri;  أنه  şeklindedir. خَوْفٌ عَلَيْهِمْ  cümlesi, muhaffefe  اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  بِالَّذ۪ينَ  ‘den bedel-i işti’mal olarak mahallen mecrurdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  خَوْفٌ  mübteda olup damme ile merfûdur. عَلَيْهِمْ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.

Veya  لَا  olumsuzluk harfi olup  لَيْسَ  gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder. خَوْفٌ  kelimesi لَا ’nın ismi olup damme ile merfûdur.  عَلَيْهِمْ  car mecruru  لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir. لَا هُمْ يَحْزَنُونَۢ  cümlesi, atıf harfi  وَ  ile öncesine atfedilmiştir. 

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يَحْزَنُونَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

يَحْزَنُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ  [onlar için hiçbir korku yoktur] ifadesi,  الَّذ۪ينَ ’den bedel olup, “geride bıraktıkları müminlerin hallerini, yani onların kıyamet günü güven içinde diriltileceklerini anlayarak bunu kendilerine müjdeliyorlar” anlamına gelmektedir. Yani bunu kendilerine Allah tebşîr etmiş; onlar da bununla sevinmiş; istibşâr etmişler; müjdelemek istemişlerdir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl) 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. 

Bedel-i iştimal: Mübdelün minh’e tam olarak uymayan, onun bir parçası da olmayan ancak, başka yönden ilgisi bulunan; daha çok mübdelün minh’in özelliğini ve durumunu bildiren bedeldir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۙ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذ۪ينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْۙ


فَرِح۪ينَ , önceki ayetteki  يُرْزَقُونَ  fiilindeki zamirin, yani Allah katında rızıklananların halidir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

فَرِح۪ينَ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا  başındaki harf-i cerle  فَرِح۪ينَ  ‘ye mütealliktir. Sılası  اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۙ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

فَضْلِه۪  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  فَضْلِ , şan ve şeref kazanmıştır.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذ۪ينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ  cümlesinde  وَ  haliyyedir. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. يَسْتَبْشِرُونَ  , takdiri   هم (onlar)  olan mübteda için haberdir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedin muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi cümleye hükmü takviye anlamı katmıştır. Muzari fiiller hudûs ve teceddüt ifade eder. Ayrıca muzari fiil, tecessüm özelliği sayesinde olayı göz önünde canlandırarak muhatabı etkiler.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası  لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

فَرِح۪ينَ - يَسْتَبْشِرُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

“Ruhların, bu ikinci bakımdan duydukları neşe ve sevinç, birincisinden duyduklarından daha ileri ve mükemmeldir. Binaenaleyh ayetteki ‘rızıklanırlar’ kelimesi birinci dereceye, ‘sevinerek’ kelimesi de ikinci dereceye işarettir. İşte Cenab-ı Hak bundan dolayı ‘Allah’ın lütfu inayetinden kendilerine verdiği şeyler ile sevinerek…’ buyurmuştur. Yani onların bu sevinçleri rızık sebebi ile değil, rızkın kendilerine verilmesi sebebiyledir. Çünkü rızık ile meşgul olan kendisi ile meşgul olmuş olur. Fakat kendisine rızık verilmesine bakan kimse, rızkı veren ile meşgul olmuş olur. Hakkı, başka bir sebepten ötürü isteyen kimse Hak’tan mahrum olur.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

İstibşâr, müjdeleme ile tahakkuk eden sürûr ve sevinç demektir. “İstifâl” babının aslı, fiili talep etmek ifade eder. Binaenaleyh müjde veren kimse sürûru talep edip de müjde ve beşaret ile onu bulan kimse demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۢ

 

Fasılla gelen  اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۢ  cümlesine dahil olan  اَلَّا  edatı, nefy harfi  لَا  ve اَنَّ ‘den muhaffefe  اَنْ ’den oluşmuştur. Şan zamiri mahzuftur. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. 

لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ  cümlesi, masdar ve tekit harfi  اَنْ ‘nin haberidir. Mübteda olan  لَا خَوْفٌ ’un haberi mahzuftur.  عَلَيْهِمْ  bu mahzuf habere mütealliktir.

Müsnedün ileyh olan  خَوْفٌ ’ daki nekrelik nev, kıllet ve umum içindir. Bilindiği gibi nefy siyakta nekre umum ifade eder.

وَ  ’la öncesine atfedilen  وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  cümlesinin atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümledeki nefiy harfi  لَا , olumsuzluğu tekit eden zaid harftir. هُمْ  mübteda, يَحْزَنُونَ  cümlesi haberdir.

Müsnedin muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi cümleye hükmü takviye anlamı katmıştır.

خَوْفٌ - يَحْزَنُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

يَحْزَنُونَۢ - فَرِح۪ينَ  ve  يَسْتَبْشِرُونَ - يَحْزَنُونَۢ  gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı îcab vardır.

اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ  [Onlara korku yoktur.] sözünden sonra üzülmeyeceklerinin söylenmesi tetmim ıtnâbıdır.

يَحْزَنُونَۢ - خَوْفٌ  ve  الَّذ۪ينَ - مَٓا  kelime grupları arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

خَوْفٌ - خَلْفِ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Burada  ولاهم يحزنون  cümlesinde,  هم  munfasıl zamirinin kullanılışında kasr vardır. “Sadece Allah’ın hidayetine tabi olanların mahzun olmayacaklarını, başkalarının değil’ manasını vermektedir. Muzari fiilin başına nefy harfinin dahil olması ile de devam ve istimrar manası kazanmıştır. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 489)

وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  ibaresinden korku ve hüznün devamlı olmayacağı değil, fakat hiçbir zaman olmayacağı anlamı çıkarılmıştır. Çünkü burada nefy harfi  لَا  her ne kadar geniş zaman fiiline dahil olmuşsa da makamın gereği olarak devamlılık ifade eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Maide/69)

Cümledeki  خوف  ve  حزن  arasındaki fark ve de  خوف  lafzının önce zikredilmesinde bir incelik vardır: الخوف ; gelecekte (acaba beni ne bekliyor benim akibetim ne olacak gibi) olması beklenen veya umulan şeyler hakkındaki olumsuz beklentilerdir. الحزن  ise; mazideki (yapmış oldukları cürümlerin cezasından) olaylar hakkındaki korkulardır.

Önce  الخوف  zikredilmiştir. Çünkü gelecekteki korkularından emin olmak, geçmişinden emin olmaktan önceliklidir ve daha şiddetli arzu edilen bir durumdur. Bundan dolayı önce  الخوف  zikredilmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Garîbi’l Kur’ani’l Kerim, Soru; 909 - 910)

خَلْفِ  ile  خْوف  arasında bir harf farkı ile cinas-ı muzariye lahik vardır. (Medine Balcı Dergâhu’l Kur’an)

اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ  [Onlar için hiçbir korku yoktur.] ifadesi, الَّذ۪ينَ’den bedel olup “geride bıraktıkları müminlerin hallerini yani onların kıyamet günü güven içinde diriltileceklerini anlayarak bunu kendilerine müjdeliyorlar.” anlamına gelmektedir. Yani bunu kendilerine Allah tebşîr etmiş; onlar da bununla sevinmiş; istibşâr etmişler; müjdelemek istemişlerdir.  Şehitlerin durumlarının ve kendilerinden sonraya kalanları müjdelediklerinin zikredilmesi, geride kalanları daha çok taat işlemeye ve daha ciddi cihad etmeye teşvik etmekte; şehitlik makamını ve şehitlerin elde ettiği mükâfatı onların da arzulamasını sağlamaya çalışmaktadır; kendisi bir güzelliğe nail olup da aynısını din kardeşleri için isteyen kişileri övmekte; müminlerin ahirette kurtuluşa ereceklerini müjdelemektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili- Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Korku, gelecekte vâki olabilecek bir kötülüğün beklenmesinden ötürü hissedilir. Hüzün ise geçmişte mevcut olan birtakım menfaatlerin elden kaçırılması sebebiyle hissedilir. Böylece Hakk Teâlâ, ilerde kıyametin hallerine dair gelecek şeyler hususunda onlar için bir korkunun söz konusu olmadığını ve dünya nimetlerinden kaçırıp elde edemedikleri şeyler hususunda da onlar için bir hüznün ve kederin söz konusu olmadığını beyan etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l - Gayb)