وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتاًۜ بَلْ اَحْيَٓاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَۙ ١٦٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَا |
|
|
| 2 | تَحْسَبَنَّ | sanma |
|
| 3 | الَّذِينَ | kimseleri |
|
| 4 | قُتِلُوا | öldürülenleri |
|
| 5 | فِي |
|
|
| 6 | سَبِيلِ | yolunda |
|
| 7 | اللَّهِ | Allah |
|
| 8 | أَمْوَاتًا | ölüler |
|
| 9 | بَلْ | bilakis |
|
| 10 | أَحْيَاءٌ | (onlar) diridirler |
|
| 11 | عِنْدَ | katında |
|
| 12 | رَبِّهِمْ | Rableri |
|
| 13 | يُرْزَقُونَ | rızıklanmaktadırlar |
|
وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتاًۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَحْسَبَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Fiilin sonundaki نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası قُتِلُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
قُتِلُوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ي سَب۪يلِ car mecruru قُتِلُوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَمْوَاتًا ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, te’kid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَلْ اَحْيَٓاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَۙ
İsim cümlesidir. بَلْ idrâb ve atıf harfidir. اَحْيَٓاءٌ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri هم (onlar) şeklindedir.
عِنْدَ mekân zarfı, اَحْيَٓاءٌ ‘nın mahzuf sıfatına mütealliktir. رَبِّ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يُرْزَقُونَ cümlesi, mahzuf mübtedanın ikinci haberi olarak mahallen merfûdur.
يُرْزَقُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
عِنْدَ [Katında] kelimesi, Allah'tan onlara ikram ve tazimi ifade eden bir yakınlıkla yakın olma manasındadır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân)
بَلْ idrab ve atıf harfidir.Önce söylenen birşeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrab denir. "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi, bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتاًۜ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin ilk cümlesi nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Fiilin sonundaki nun-i sakile ile tekit edilmiştir.
Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
Mef’ûl konumundaki has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتًا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ car mecruru ihtimam için, mef’ûl olan اَمْوَاتًا ‘e takdim edilmiştir
اَمْوَاتًا ’deki nekrelik tazim ifade eder.
سَب۪يلِ اللّٰهِ izafetinde lafzâ-i celâle muzâf olması سَب۪يلِ için tazim ve şeref ifade eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
سَبِیلِ ٱللَّهِ (Allah’ın yolu) ibaresinde tasrîhî istiâre vardır. سَبِیلِ kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müstear leh) hazfedilmiş, müşebbehün-bih (müstear minh) olan yol zikredilmiştir.
فِی سَبِیلِ ٱللَّهِ ibaresindeki فِی harfi de إلى harfi yerine istiare edilmiştir. Allah’ın dini, mazruf yerine konmuştur. Bilindiği gibi فِی harfinde zarfiyet manası vardır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
اَمْوَاتًا - قُتِلُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
لَا تَحْسَبَنَّ [Sakın saymayasın] hitabı Peygamber (s.a.v)’e veya herkesedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَلَا تَحْسَبَنَّ ifadesi akıbet bildirme anlamında olup cihad edenlerin sonunun ölüm olmayıp hayat olduğu ifade edilmiştir. (Elif Yavuz, Belagat İlminde Haber Ve İnşa (Bakara Suresi Örneği))
Bu ayet, Bedir ve Uhud şehitleri hakkında nazil olmuştur. Çünkü bu ayet nazil olduğunda, bu iki meşhur günde öldürülenlerin dışında başka bir şehit yok idi. Münafıklar da Müslümanlardan bu iki günde öldürülenler gibi öldürülmesinler diye mücahitleri cihaddan uzaklaştırmak, nefret ettirmek istiyorlardı. Halbuki Allah Teâlâ, Müslümanları bu iki günde cihad edip öldürülen kimselere benzemeye, onlar gibi olmaya davet etsin diye bu iki günde öldürülenlerin fazilet ve mertebelerini beyan etmiştir. Sözün özü şudur: Cihadı terk eden kimse dünya nimetlerine bazen ulaşır bazen de ulaşamaz. Ulaştığının farz edilmesi halinde bile bu dünya nimetleri önemsiz ve geçicidir. Savaşa yönelen kimseler ise kesinlikle ahiret nimetlerine nail olur. Bu nimet büyük bir nimettir. Büyüklüğünün yanında da devamlı ve ebedîdir. Durum böyle olunca cihada katılmanın, onu bırakıp katılmamaktan daha efdal olduğu ortaya çıkmış olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l - Gayb)
Bundan önce ölümden sakınmak maksatıyla savaştan kaçmanın hiçbir fayda sağlamayacağı beyan edilmişti. Şimdi bu istînâfî cümlede, Allah yolunda ölmenin aslında sakınılacak bir şey olmadığı aksine insanların bu yolda yarışmaları gerektiği beyan, ediliyor.
Allah yolunda öldürülenlerden murad, Uhud şehitleridir ki bunlar yetmiş kişi idi. Hamza b. Abdülmuttalib, Mus’ab b. Umeyr, Osman b. Şıhab ve Abdullah b. Cahş olmak üzere dördü muhacirlerden, diğerleri de ensardan idi. Allah cümlesinden razı olsun!
Bu ayetteki hitap hem Resulullah hem de hitaba ehil herkes içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s - Selîm)
بَلْ اَحْيَٓاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَۙ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. بَلْ idrâb harfi, intikal içindir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. اَحْيَٓاءٌ kelimesi, takdiri هم (onlar) olan mübteda için haberdir.
عِنْدَ mekan zarfı اَحْيَٓاءٌ ‘nun mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
عِنْدَ رَبِّهِمْ izafetinde iman edenlere ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olmasıyla onlar, yine Rab ismine muzaf olmasıyla عِنْدَ , şan ve şeref kazanmıştır.
Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
يُرْزَقُونَ cümlesi, mahzuf mübtedanın ikinci haberdir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiiller hudûs ve teceddüt ifade eder. Ayrıca muzari fiil, tecessüm özelliği sayesinde olayı göz önünde canlandırarak muhatabı etkiler.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قُتِلَ ve يُرْزَقُونَۙ fiilleri meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Aslında rızıklanmaları değil, Rabblerinin katında olmaları bir şereftir.
اَمْوَاتًا - اَحْيَٓاءٌ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
بَلْ atıf edatlarından biridir. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat sadece matufu, îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. İdrâb edatıdır. Idrâb, sözlükte “dönüş yapmak, vazgeçmek” demektir. Bir yanlışı veya hatayı düzeltme amacıyla kullanılabildiği gibi bir konudan diğerine geçiş için de kullanılabilir. Sîbeveyh; بَلْ , “sözdeki bir şeyi bırakıp başka bir şeyi almak içindir” diyerek bu edatın işlevini ifade etmiştir. er-Rummânî: بَلْ edatını “sözdeki ilk kısımdan vazgeçip ikinciyi zorunlu kılmaktır” şeklinde tanımlamıştır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ [Rableri katında rızıklanırlar.] cümlesi, ibhamdan sonra izah ıtnâbıdır. Çünkü “diridirler” dedikten sonra, bunun nasıl olacağını açıklar. Ölümün en bariz özelliği yeme-içmenin bitmesidir. “Rızıklanırlar” buyurarak bunun gerçek bir hayat olduğunu bildirmiştir. Aynı zamanda tekmil ve ihtiras ıtnâbıdır. (Medine Balcı Dergâhu’l Kur’an)
“Rableri katında” ifadesinden, Rabbe yakınlık kastedilmektedir. Terbiye ve kemâle erdirme anlamını ifade eden Rabb unvanının onların zamirine izafe edilerek zikredilmesi, onlara ziyadesiyle bir ikramdır. Yani onlar diridirler; cennette nimetlerle rızıklanırlar. Bu da onların diri olduklarını tekid ve hayatlarının hakikat olduğunu tespit etmektir.
İmam Vahıdî 'ye göre şehitlerin hayatı hakkında Peygamberden (s.a.v) nakledilen en sahih rivayet şöyledir: “Şehitlerin ruhları yeşil kuşlar misâli suretler içindedir; onlar rızıklanırlar, yerler ve nimetlenirler.”
Yine rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Sizin kardeşleriniz Uhud’da şehit olunca Allah Teâlâ, onların ruhlarını yeşil kuşların içlerine koydu; onlar cennet ırmaklarında dolaşırlar.”
Başka bir rivayete göre de: “Onlar cennet ırmaklarından su içerler; cennet meyvelerinden yerler; cennette istedikleri yere uçarlar ve arşın gölgesinde asılı bulunan altından kandillere inip orada barınırlar.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)