Âl-i İmrân Sûresi 180. Ayet

وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ هُوَ خَيْراً لَهُمْۜ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْۜ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِه۪ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلِلّٰهِ م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ۟  ١٨٠

Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا
2 يَحْسَبَنَّ sanmasınlar ح س ب
3 الَّذِينَ kimseler
4 يَبْخَلُونَ cimrilik eden(ler) ب خ ل
5 بِمَا ne ki
6 اتَاهُمُ kendilerine vermiştir ا ت ي
7 اللَّهُ Allah
8 مِنْ -ndan
9 فَضْلِهِ lütfu- ف ض ل
10 هُوَ o
11 خَيْرًا hayırlıdır خ ي ر
12 لَهُمْ kendileri için
13 بَلْ (hayır) bilakis
14 هُوَ o
15 شَرٌّ şerlidir ش ر ر
16 لَهُمْ kendileri için
17 سَيُطَوَّقُونَ boyunlarına dolandırılacaktır ط و ق
18 مَا şeyler
19 بَخِلُوا cimrilik ettikleri ب خ ل
20 بِهِ onunla
21 يَوْمَ günü ي و م
22 الْقِيَامَةِ kıyamet ق و م
23 وَلِلَّهِ Allah’ındır
24 مِيرَاثُ mirası و ر ث
25 السَّمَاوَاتِ göklerin س م و
26 وَالْأَرْضِ ve yerin ا ر ض
27 وَاللَّهُ Allah
28 بِمَا ne ki
29 تَعْمَلُونَ yapıyorsunuz ع م ل
30 خَبِيرٌ haber alandır خ ب ر
 

Riyazus Salihin, 1482 Nolu Hadis

Zeyd İbni Erkam’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi:

 “Allâhumme innî eûzü bike mine’l-aczi ve’l-keseli ve’l-buhli ve’l-heremi ve azâbi’l-kabr. Allâhumme âti nefsî takvâhâ, ve zekkihâ ente hayrü men zekkâhâ, ente veliyyühâ ve mevlâhâ. Allâhumme innî eûzü bike min ilmin lâ yenfa‘ ve min kalbin lâ yahşa‘ ve min nefsin lâ teşba‘ ve min da‘vetin lâ yüstecâbü lehâ: 

Allahım!

 Âcizlikten, tembellikten, cimrilikten, ihtiyarlayıp ele avuca düşmekten ve kabir azâbından sana sığınırım. Allahım! Nefsime takvâ nasip et ve onu her türlü günahtan temizle; onu en iyi temizleyecek sensin. Ona yardım edip eğitecek sadece sensin. Allahım! Faydasız ilimden, ürpermeyen gönülden, doyma bilmeyen nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.”

Müslim, Zikir 73

Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre o, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işitmiştir:

“Cimri ile cömerdin durumu, göğüsleri ile köprücük kemikleri arasına zırh giyinmiş iki kişinin durumuna benzer. Cömert, sadaka verdikce, üzerindeki zırh genişler, uzar, ayak parmaklarını örter ve ayak izlerini siler. Cimri ise, bir şey vermek istediğinde zırhın halkaları birbirine iyice geçer, onu sıkıştırır; genişletmek için ne kadar çalışsa da başaramaz.”

Buhârî, Cihâd 89; Zekât 28, Talâk 24; Libâs 9; Müslim, Zekât 76-77. Ayrıca bk. Nesâî, Zekât 61
 

وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ هُوَ خَيْراً لَهُمْۜ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. يَحْسَبَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Fiilin sonundaki  نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَبْخَلُونَ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

يَبْخَلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  يَبْخَلُونَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰتٰي  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. للّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. مِنْ فَضْلِه۪  car mecruru  اٰتٰيهُمُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

هُوَ  fasıl zamiridir. خَيْرًا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Veya birinci mef’ûlun bih hazfedilmiştir. Kelamın siyakı buna delalet eder. Takdiri, البخل  şeklindedir. لَهُمْ  car mecruru  خَيْرًا ’e mütealliktir. 

Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, te’kid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.) 

اٰتٰي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

 بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْۜ

 

İsim cümlesidir. بَلْ  idrab ve atıf harfidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  شَرٌّ  haber olup damme ile merfûdur.  لَهُمْ  car mecruru شَرٌّ ’a mütealliktir.  

بَلْ  harfi, önce söylenen birşeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrab denir.  "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:

1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir. 

2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi, bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

شَرٌّ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِه۪ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ 

 

Fiil cümlesidir. Fiilinin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. يُطَوَّقُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası بَخِلُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

بَخِلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪  car mecruru  بَخِلُوا  fiiline mütealliktir.  يَوْمَ  zaman zarfı  سَيُطَوَّقُونَ  fiiline mütealliktir. الْقِيٰمَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

يُطَوَّقُونَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi طوق ‘dir. 

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef‘ûlu herhangi bir vasfa nisbet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

وَلِلّٰهِ م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  itiraziyyedir.  لِلّٰهِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. م۪يرَاثُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. السَّمٰوَاتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْاَرْضِ  kelimesi  السَّمٰوَاتِ ’ye atıf harfi وَ  ’la makabline matuftur.   

 

وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ۟

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. ٱللَّهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl, بِ  harf-i ceriyle خَب۪يرٌ۟ ’a mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَعْمَلُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

تَعْمَلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

خَب۪يرٌ۟  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. 

خَب۪يرٌ۟ ; sıfat-ı müşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ هُوَ خَيْراً لَهُمْۜ


وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayetin başlangıcı, 178. ayetin başlangıcıyla aynıdır. Tekrarlanan kelimeler arasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları  vardır.

Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nun-i sakile ile tekit edilmiştir.

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

Müsnedün ileyh, bahsi geçenleri tahkir amacıyla ve gelecek habere dikkat çekmek için mevsûlle gelmiştir. 

Fail konumundaki has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  يَبْخَلُونَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Ayrıca muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا  başındaki harf-i cerle birlikte  يَبْخَلُونَ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

اٰتٰيهُمُ  fiiline müteallik olan  فَضْلِه۪  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  فَضْلِ , şan ve şeref kazanmıştır. 

Munfasıl zamir  هُوَ , tekit ifade eden fasıl zamiri veya zamir-i imâddır.

خَيْرًا  kelimesi birinci mef’ûlü mahzuf olan  لَا يَحْسَبَنَّ  fiilinin ikinci mef’ûlüdür. Kelimedeki nekrelik nev ifade eder.

خَيْرًا - فَضْلِه۪  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

هُوَ خَيْرًا لَهُمْ  [Bu kendileri için bir hayır…] ifadesindeki  هُو  zamirine, Basralılar “zamir-i fasıl”, Kûfeliler ise “zamir-i imâd” adını vermişlerdir. Çünkü daha önce “cimrilik edenler” ifadesinin zikredilmesi, sanki cimriliğin zikredilmesi gibidir. Buna göre âdeta “Cimrilik edenler, bu cimriliklerini kendileri için bir hayır sanmasınlar.” denilmektedir. Bu hususta sözün özü şudur: Hem mübtedanın hem de haberin bir hakikati vardır. Mübtedanın hakikatinin haberin hakikati ile tavsif edilmesi, mübtedanın ve haberin hakikatinden farklı bir şeydir. Binaenaleyh bu tavsif, her iki şeyin kendisinden fazla bir mana olunca o tavsife delalet eden üçüncü bir sıyganın olması gerekir ki bu da “هُو (o)” kelimesidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb

لَا يَحْسَبَنَّ [Sanmasınlar]’ın faili ya Allah Resulü veya herhangi biridir. Buna göre "Allah'ın Resulü veya herhangi bir kimse, cimrilik edenlerin cimriliğinin onlar için hayır olacağını sanmasın" manasındadır.  Fiilin faili,  الَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ [cimrilik edenler] dir. Buna göre mefûl hazfedilmiştir. Takdiri; "Cimrilik edenler cimriliklerinin kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar" şeklindedir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân) 

بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْۜ 

 

İstînâfiyye olan cümle önceki manayı tekit etmek üzere fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittîsâldir.

بَلْ  idrâb harfi, intikal içindir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  هُوَ  mübteda,  شَرٌّ  haberdir. Müsned olan  شَرٌّ  kelimesi ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.

شَرٌّ -  خَيْرًا  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı, مَٓا - الَّذ۪ينَ  ve  فَضْلِه۪ - خَيْرًا  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

هُوَ شَرٌّ لَهُمْۜ  cümlesiyle  هُوَ خَيْرًا لَهُمْ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Burada cimriliğin hali, akıbetinin vehameti ve cimrilerin, (ﺑﺨﻞ)’ün kendileri için hayırlı olduğunu sanmalarında yanıldıkları beyan edilmektedir. Nitekim bundan önce (ayet /178) kâfirlere verilen mühletin de onların hayrına olmadığı beyan edilmişti. Onların cimrilik ettikleri malların, Allah Teâlâ’nın lütuf ve kereminden kendilerine verildiğinin belirtilmesi, davranışlarının kötülüğünü ziyadesiyle ifade etmek içindir. Çünkü bu mallar Allah’ın onlara lütuf ve keremi olması, Allah yolunda infakı gerektirir. Bu hayır mal da olabilir, bir ilim de olabilir.

Cimriliğin hayır olmadığı şer olduğu anlaşıldığı halde sarahatle bunun şer olduğunun belirtilmesi, mübalağa içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِه۪ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Fiile dahil olan istikbal harfi  سَ  tehdit siyakında tekid ifade eder.  

İsm-i mevsûlun sılası  بَخِلُوا بِه۪  cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

يَوْمَ  zaman zarfı  سَيُطَوَّقُونَ  fiiline mütealliktir.

سَيُطَوَّقُونَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

[Cimrilik ettiği şeyler kıyamette onların boynuna dolanacak] ifadesinde istiare vardır. Cimrinin malının kendisine fayda değil zarar vereceğini ifade eder.

بَخِلُوا -  يَبْخَلُونَ  fiilleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayet-i kerime cimriliğin şer olmasının keyfiyetini beyan eder. Yani onların dünyada cimrilik yaptıkları zekatın vebali, kıyamet günü bir yılan olarak boyunlarına geçirilecek ve bu yılan tepelerinden ayaklarına kadar her taraflarını sokacak, tepelerini delecek ve “Ben, cimrilik yaptığın malınım.” diyecektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


وَلِلّٰهِ م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ

 

وَ , itiraziyyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler cümle-i mu‘teriza vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır. Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur  لِلّٰهِ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ , muahhar mübtedadır.

Müsnedün ileyh, veciz ifade kastına matuf olarak izafet formunda gelmiştir.

وَالْاَرْضِ  kelimesi, tezat sebebiyle muzâfun ileyh olan  السَّمٰوَاتِ ’ye atfedilmiştir.

السَّمٰوَاتِ ’den sonra  الْاَرْضِ ’nın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir. 

Bu cümledeki mirastan murat insanlara ihsan olarak verilen dünya nimetidir. Aslında miras, mirası veren kişiye geri dönmez. Bu lafızda tasrîhî ve tebeî istiare vardır. Çünkü varis olmak, Allah'ın bekası anlamında kullanılmıştır. 

السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

Ekseri müfessire ait olan görüşe göre bu ifadeden murad, yerdeki ve göktekilerin helak olup neticede bütün mülkün Allah’tan başka bir maliki olmayacak tarzda geriye kalacağıdır. Bu, veraset manasına gelen bir tabirdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ۟ 

وَ , istînafiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَللّٰهُ  mübteda,  خَب۪يرٌ۟  haberidir. 

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı hükmün illetini belirtmek, ikazı artırmak ve Allahın yüceliğine dikkat çekmek için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur  بِمَا تَعْمَلُونَ , konudaki önemini vurgulamak için amiline takdim edilmiştir. 

مَا  müşterek ism-i mevsûlu mecrur mahalde olup  خَب۪يرٌ۟ ’e mütealliktir. Sılası  تَعْمَلُونَ , muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüme işaret etmiştir. 

Bu cümlede gaib zamirden muhatab zamirine iltifat sanatı vardır.

Müsned olan  خَب۪يرٌ۟  mübalağalı ismi fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Yaptıklarınızı görür] ifadesinde Allah Teâlâ, herşeyden haberdar olduğunu beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. Bu üslupta lazım-melzum alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

Cümle mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

وَلِلّٰهِ م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ  sözü, cimrilere ve diğerlerine nasihat olması sebebiyle tezyildir. Mal, cimrinin değil Allah'ın malıdır. Allah istediği gibi tasarruf eder. göklerin ve arzın varisi O’dur. Onlar üzerindeki hakimiyeti, bunlardan istifade eden bütün insanların yok olmasından sonra da devam eder. Allah semavat ve arzda bulunanların da sahibidir ve insanların yaptıkları cimrilik ve hayırlardan haberdardır. Ayet bir öğüt, bir uyarı ve bir tedittir. Çünkü maksad zikredilenin yani haberdar olmanın lazımıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Burada zamir makamında Allah isminin zahir olarak zikredilmesi mehabeti artırmak içindir. Gıyabî ifâadeden bitabı ifadeye geçilmesi "yaptıklarından" değil de "بِمَا تَعْمَلُونَ / yaptıklarınızdan" denmesi, ceza vaîdindeki mübalağayı ifâde ve Rahman'ın gazabının şiddetini zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

بِمَا تَعْمَلُونَ  cümlesi hem  ت  ile hem de  ى  ile okunmuştur. (Yaptıklarınızdan - Yaptıklarından)  ت ’lı okuyuş [gaibden muhataba] iltifat olup, azap tehdidi hususunda daha etkili bir ifadedir; ى  ile okuyuş ise ibarenin normal akışına göredir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm -  Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

“Tüm işlerin mercii (dönüp gideceği yer) Allah Teâlâdır. (O halde) Mead günü size fayda verecek olan mallarınızdan dünyada veriniz. Allah Teâlâ amel ettiklerinizi bilir. Yani Allah Teâlâ niyetlerinizi ve gizlediklerinizi bilir.” Allah Teâlâ bu ayet-i kerîmede cimrilik edip mal biriktirenleri bekleyen azabı anlatmış, ayet sonunda ise göklerin ve yerin mirasının kendisine ait olması hasebiyle kullarının cömertliğini de cimriliğini bildiğini vurgulamıştır.(Keziban Dut, Ayet Sonlarindaki Esmâü’l-Hüsnâ’nin Ayetle Olan Münâsebeti (Fâtiha, Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Sureleri Bağlamında)