رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْم۪يعَادَ ١٩٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | رَبَّنَا | Rabbimiz |
|
| 2 | وَاتِنَا | ve bize ver |
|
| 3 | مَا | şeyi |
|
| 4 | وَعَدْتَنَا | va’dettiğin |
|
| 5 | عَلَىٰ |
|
|
| 6 | رُسُلِكَ | elçilerine |
|
| 7 | وَلَا |
|
|
| 8 | تُخْزِنَا | bizi rezil, perişan etme |
|
| 9 | يَوْمَ | günü |
|
| 10 | الْقِيَامَةِ | kıyamet |
|
| 11 | إِنَّكَ | zira sen |
|
| 12 | لَا |
|
|
| 13 | تُخْلِفُ | caymazsın |
|
| 14 | الْمِيعَادَ | verdiğin sözden |
|
رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil cümlesidir. اٰتِنَا dua manasında, illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mütekellim zamiri نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا ikinci mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası وَعَدْتَنَا ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
وَعَدْتَنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. Mütekellim zamiri نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَلٰى رُسُلِكَ car mecruru وَعَدْتَنَا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurudur. Muzâf hazfedilmiştir. Takdiri, على ألسنة رسلك ( peygamberinin diliyle) şeklindedir.
وَ atıf harfidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُخْزِنَا dua manasında, illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. يَوْمَ zaman zarfı, تُخْزِنَا fiiline mütealliktir. الْقِيٰمَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dır.
تُخْزِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خزي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْم۪يعَادَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb, haberini ref eder.
كَ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَا تُخْلِفُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُخْلِفُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. الْم۪يعَادَ۟ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
تُخْلِفُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خلف ’dir.
رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ
Cümle itiraziyye olarak fasılla gelmiştir.
İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i muteriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır. Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi. Itnâb bab.)
Nida üslubunda talebî inşaî isnad olan cümlede önceki ayetteki رَبَّنَا ’nın tekrar edilmesi tazarruyu artırmak için tekit amacıyla yapılan ıtnâbdır. Reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatıdır.
Emir üslubunda talebi inşâî isnad formunda gelen nidanın cevabı olan اٰتِنَا , önceki önceki ayetteki وَتَوَفَّـنَا مَعَ الْاَبْرَارِۚ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Ayette nidanın cevabı emir üslubunda geldiği halde dua manasında olduğu için mecâz-ı mürsel mürekkebdir.
Emir fiil aslen; makam bakımından yukarıda olan bir kişinin, makam bakımından daha alt seviyede olan birinden henüz husule gelmemiş bir fiilin yapılmasını istemek için vaz edilmiştir(ki buna isti'lâ yoluyla denir). Vücûb ifade eder. Eğer emir alt seviyede olan birinden daha üst seviyede olan birine yönelik olursa buna “dua” denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
اٰتِنَا fiilinin ikinci mef’ûlü olan müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Nehiy üslubunda talebî inşâî isnad olan لَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ cümlesi, atıf harfi وَ ’la اٰتِنَا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Veciz ifade kastına matuf رُسُلِكَ izafetinde Allah Teâlâ’ya ait كَ zamirine muzâf olan رُسُلِ şan ve şeref kazanmıştır.
اٰتِنَا - وَعَدْتَنَا arasında mürâât-ı nazîr vardır.
وَعَدْتَنَا kelimesinde irsad sanatı vardır.
191. ayetten itibaren رَبَّنَا ifadesi 5 kere geçmiştir. Maksat yalvarıp yakarmada mübalağadır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir - Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ [Resullerine vadettiğini bize ver.] ifadesinde muzâf hazf olmuştur. “Peygamberinin diliyle va’dettiğin cenneti ver.” demektir. Veya “Peygamberlerini tasdik etmemizden dolayı bize vaad ettiğin şeyleri ver.” takdirindedir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
“Ey Rabbimiz, bize peygamberlerine vadettiklerini ver.” yani peygamberlerini tasdik edenlere verdiğin sevabı ver. Emredilen şeyi açıkça yerine getireceğini söyleyince buna karşı vadedileni istedi. Bu da vaadi yerine getirmeme korkusundan değil, bilakis akıbetinin kötü olmasından veyahut yerine getirmede kusurundan korktuğu içindir. Ya da itaat etmek veyahut miskinlik göstermek içindir. عَلٰى edatının mahzûfa müteallik olması da caizdir ki mananın, “Peygamberlerinin dilleri ile vadettiğini” olduğu da söylenmiştir. اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْم۪يعَادَ [Şüphesiz Sen sözünden dönmezsin.] mümine sevap verir, dua edenin de duasını kabul edersin manasındadır. İbni Abbas’dan (ra), miad’ın (sözün) ölümden sonra dirilmektir dediği de rivayet edilmiştir. رَبَّنَا ‘nın tekrar edilmesi, yalvarmada mübalağa etmek ve istenen şeylerin ayrı ayrı olduklarına ve şanlarının da yüce olduğuna işaret etmek içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْم۪يعَادَ
Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri ıtnâb sanatı babındandır.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsned olan لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟ cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmiştir. Muzari fiil cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip; hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karîneler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. Bunun Kur’an’da çok örneği vardır.
İsm-i mekan olan الْم۪يعَادَ۟ , vaad manasındaki الوعد masdarına delalet eder. (https://tafsir.app/3/9)
الْم۪يعَادَ - وَعَدْتَنَا kelimeleri arasında iştikak cinası ve mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَعَدْتَنَا - تُخْلِفُ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.