Âl-i İmrân Sûresi 195. Ayet

فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ اَنّ۪ي لَٓا اُض۪يعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰىۚ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ فَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا وَاُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاُو۫ذُوا ف۪ي سَب۪يل۪ي وَقَاتَلُوا وَقُتِلُوا لَاُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ ثَوَاباً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ  ١٩٥

Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَاسْتَجَابَ ve karşılık verdi ج و ب
2 لَهُمْ onlara
3 رَبُّهُمْ Rableri ر ب ب
4 أَنِّي elbette ben
5 لَا
6 أُضِيعُ zayi etmeyeceğim ض ي ع
7 عَمَلَ işini ع م ل
8 عَامِلٍ (hiçbir) çalışanın ع م ل
9 مِنْكُمْ sizden
10 مِنْ
11 ذَكَرٍ erkek ذ ك ر
12 أَوْ veya
13 أُنْثَىٰ kadın ا ن ث
14 بَعْضُكُمْ hepiniz ب ع ض
15 مِنْ
16 بَعْضٍ birbirinizdensiniz ب ع ض
17 فَالَّذِينَ kimseler
18 هَاجَرُوا göç eden(ler) ه ج ر
19 وَأُخْرِجُوا ve çıkarılanlar خ ر ج
20 مِنْ -ndan
21 دِيَارِهِمْ yurtları- د و ر
22 وَأُوذُوا ve işkence edilenler ا ذ ي
23 فِي
24 سَبِيلِي benim yolumda س ب ل
25 وَقَاتَلُوا ve vuruşanlar ق ت ل
26 وَقُتِلُوا ve öldürülenler ق ت ل
27 لَأُكَفِّرَنَّ elbette örteceğim ك ف ر
28 عَنْهُمْ onların
29 سَيِّئَاتِهِمْ kötülüklerini س و ا
30 وَلَأُدْخِلَنَّهُمْ ve onları sokacağım د خ ل
31 جَنَّاتٍ cennetlere ج ن ن
32 تَجْرِي akan ج ر ي
33 مِنْ -ndan
34 تَحْتِهَا altları- ت ح ت
35 الْأَنْهَارُ ırmaklar ن ه ر
36 ثَوَابًا bir karşılık olarak ث و ب
37 مِنْ
38 عِنْدِ katından ع ن د
39 اللَّهِ Allah
40 وَاللَّهُ Allah
41 عِنْدَهُ katındadır ع ن د
42 حُسْنُ en güzeli ح س ن
43 الثَّوَابِ karşılıkların ث و ب
 

Rivayete göre müminlerin annesi Ümmü Seleme, “Ey Allah’ın rasûlü! Yüce Allah Kur’ân’da (erkeklerin hicretini övüyor), kadınların hicreti hakkında hiçbir şey söylemiyor” demiş, bunun üzerine bu âyet inmiştir (Tirmizî, “Tefsîr”, 5; İbn Kesîr, I, 165). Bu rivayetten de anlaşılacağı üzere Kur’ân’da hicret ve cihadın önemi Arap dilinde erkekler için kullanılan fiil kalıplarıyla vurgulandığından hanımlar, burada vaad edilen mükâfatlarda kendilerinin payının olup olmayacağı konusunda tereddüt etmişler, Allah bu âyeti indirerek kadınların amellerin karşılığı konusunda erkeklerden ayrı tutulmadığını haber vermiştir. Çünkü onlar da erkeklerle beraber Allah yolunda çeşitli eziyet ve işkencelere katlanmışlar; müşriklerin baskıları neticesinde hicret etmeye ve yurtlarından çıkmaya mecbur kalmışlardır. Nitekim gerek Habeşistan’a gerekse Medine’ye erkeklerle birlikte müslüman hanımlar da hicret etmişler ve hicretin sıkıntılarına onlarla birlikte katlanmışlardı.

Savaşlara gelince, müslüman hanımlar bu cihada da –uygun şekillerde– katılarak sevabından paylarını alırlar. Nitekim Hz. Peygamber zamanında ve sonrasında bazı hanımların savaşa katılarak hastalara bakma, yaralıları tedavi etme, askerlere su verme vb. hizmetler gördükleri, hatta gerektiğinde düşmanla yiğitçe vuruştukları bilinmektedir. Uhud Savaşı’nda Medine’de kalıp savunma savaşı yapmayı teklif edenler savaşta hanımlardan ve çocuklardan da yararlanmayı düşünmüşlerdi; Rasûlullah da bu grubun içindeydi (bk. Buhârî, “Cihâd”, 62-68; Müslim, “Cihâd”, 134-137).

Unutmamak gerekir ki müslüman askerleri tedavi edip sağlığına kavuşturmak, düşman askerlerini etkisiz hale getirmek için savaşmak kadar değerli olduğu gibi bilfiil savaşacak askerleri yetiştirmek ve onlara mânevî destek sağlamak da savaştaki başarının önemli bir parçasıdır. Allah, erkek olsun kadın olsun, kendi yolunda cihada katılanların günahlarını affedeceğini ve onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyarak ödüllendireceğini vaad etmiştir. Bu ödül insanların hayal edemeyeceği kadar güzel ve değerlidir. Hz. Peygamber de Allah yolunda şehit olanların, kul hakları hariç bütün günahlarının affedileceğini haber vermektedir. (İbn Kesîr, II, 166; “sevap” hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/145) (Kur’ân Yolu, Diyanet Tefsiri)

 

فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ اَنّ۪ي لَٓا اُض۪يعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰىۚ

 

Fiil cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. اسْتَجَابَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  لَهُمْ  car mecruru  اسْتَجَابَ  fiiline mütealliktir. رَبُّهُمْ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel, mahzuf  ب  harfi ceriyle  اسْتَجَابَ  fiiline mütealliktir. Takdiri, استجاب لهم ربّهم بأنّي لا أضيع ...şeklindedir.

İsim cümlesidir. اَنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamir  اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَٓا اُض۪يعُ  cümlesi,  اَنَّ ’nin haberi olarak mahalen merfûdur. 

لَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اُض۪يعُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdir  انا ’dir. عَمَلَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. عَامِلٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  مِنْكُمْ  car mecruru  عَامِلٍ  ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. مِنْ ذَكَرٍ  car mecruru  عَامِلٍ  mahzuf haline veya ikinci sıfatına  mütealliktir. اُنْثٰى  atıf harfi  اَوْ  ile makabline matuf olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.

اسْتَجَابَ  fiili sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi جوب’ dir,  

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar. 

اُض۪يعُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  ضيع ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

عَامِلٍ ; sülâsi mücerredi عمل  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

               

بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ 

 

İsim cümlesidir. بَعْضُكُمْ  mübteda olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  مِنْ بَعْضٍ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.

 

 فَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا وَاُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاُو۫ذُوا ف۪ي سَب۪يل۪ي وَقَاتَلُوا وَقُتِلُوا

 

İsim cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  هَاجَرُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

هَاجَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اُخْرِجُوا  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.

اُخْرِجُوا  damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.  مِنْ دِيَارِهِمْ  car mecruru  اُخْرِجُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اُو۫ذُوا ف۪ي سَب۪يل۪ي  cümlesi atıf harfi  وَ ’la  هَاجَرُوا ’ye matuftur. 

اُو۫ذُوا  damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ي سَب۪يل۪ي car mecruru  اُو۫ذُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَاتَلُوا  fiili atıf harfi  وَ  ile  هَاجَرُوا ‘ya matuftur.

قَاتَلُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. قُتِلُوا fiili atıf harfi  وَ  ile  هَاجَرُوا ‘ya matuftur.

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

هَاجَرُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi هجر dir.

قَاتَلُوا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi قتل 'dir.

 Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اُخْرِجُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خرج ’dir. 

اُو۫ذُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أذي ‘dir.


  لَاُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ

 

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.

Fiil cümlesidir. اُكَفِّرَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen merfûdur. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. Fiilin sonundaki  نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir. عَنْهُمْ car mecruru  اُكَفِّرَنَّ  fiiline mütealliktir.   

سَيِّـَٔاتِهِمْ  mef’ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanırlar. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَاُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ  cümlesi, atıf harfi وَ ’la kasemin cevabına matuftur.  

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.

اُدْخِلَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen merfûdur. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. Fiilin sonundaki  نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

جَنَّاتٍ  ikinci mef’ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanırlar. تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ  cümlesi,  جَنَّاتٍ  ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.  

تَجْرِي  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. مِنْ تَحْتِهَا  car mecruru الْاَنْهَارُ ’un mahzuf haline mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri, من تحت أشجارها şeklindedir. الْاَنْهَارُ  fail olup damme ile merfûdur.

Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

اُكَفِّرَنَّ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كفر  ’dir. 

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef‘ûlu herhangi bir vasfa nisbet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

لَاُدْخِلَنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  دخل ’dir.    

 ثَوَاباً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ


ثَوَابًا  masdardan naib mef’ûlu mutlak olup damme ile merfûdur. مِنْ عِنْدِ  car mecruru  ثَوَابًا  ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir.  اللّٰهِۜ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

ثَوَابًا  [Bir sevap olarak] kelimesi tekid edici masdar durumunda olup sevap verme veya ödüllendirme anlamındadır. Hem de “Allah katından verilen” bir sevaptır, çünkü لَاُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ [kötülüklerini elbette örteceğim] ve  وَلَاُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ [onları cennetlere sokacağım] ifadesi, onları ödüllendireceğim anlamındadır. مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ  [Allah katında] ifadesi temsilî olup “O’na, O’nun kudret ve ihsanına mahsus, başkasının ödüllendiremeyeceği, kendisine güç yetiremeyeceği bir mükafat” demektir. Bir kimsenin, o anda yanında olmasa da, onun kendisine mahsus ve gücü dahilinde olduğunu ifade etmek üzere “Senin istediğin benim yanımda” demesi gibi.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. عِنْدَ  mekân  zarfı, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

حُسْنُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الثَّوَابِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

 

فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ اَنّ۪ي لَٓا اُض۪يعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰىۚ  بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ

فَ , istînâfiyyedir. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  لَهُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak, onları şereflendirmek için faile takdim edilmiştir.

Müsnedün ileyhin Rab ismiyle gelmesi, o kişilere Allah Teâlâ’nın rahmetinin göstergesidir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olmasına rağmen Rab isminin zikri tecrîd sanatıdır.

Veciz ifade kastına matuf  رَبُّهُمْ  izafeti, muzâfun ileyh olan  هُمْ  zamirinin işaret ettiği kişilerin şanı içindir.

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’yi takip eden  اَنّ۪ي لَٓا اُض۪يعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰىۚ  cümlesi, masdar tevilinde takdir edilen  ب  harfiyle  اسْتَجَابَ  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اَنَّ ‘nin haberi  لَٓا اُض۪يعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰىۚ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede Rab ismindeki gaib zamirden, لَٓا اُض۪يعُ ‘daki müfret mütekellim zamirine iltifat vardır.

عَمَل - عَامِلٍ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları, ذَكَرٍ - اُنْثٰىۚ  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Amel edenlerin kadın ve erkek olarak sayılması taksim sanatı, sizden amel edenler dendikten sonra bedel-i mutabık olan kadın ve erkek açıklaması ıtnâb sanatıdır. 

Veciz ifade kastına matuf  عَمَلَ عَامِلٍ  izafetinde muzafun ileyhi  عَامِلٍ ‘in nekreliği, nev ve umum ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şumûle işaret eder.

اَنّ۪ي  tekid ifadesidir. Müslümanların hiçbirinin amelinin kesinlikle zayi edilmeyeceğine vurgu yapılmıştır. Ayetin devamında kadın erkek ifadeleri de kullanılarak bu durum daha da netleştirilmiştir. (Şeyma Çetinkaya, Kur’an-ı Kerimde Cihad Kavramı, Meâni İlmi Açısından Semantik Bir İnceleme)

Fasılla gelen  بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ  cümlesi,  عَامِلٍ ‘nin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Bu cümlenin, اُض۪يعُ عَمَلَ عَامِلٍ  cümlesiyle, فالذين هاجَرُواْ  cümlesi arasında itiraziyye olduğu da söylenmiştir. 

Mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car-mecrur  مِنْ بَعْضٍ ‘ nin müteallakı olan haber mahzuftur.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

بَعْضٍ ’ nin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

بَعْضٍ  kelimesi tenvinli olarak gelmiştir. Bu tenvine ivaz tenvini denir. Hazfedilmiş muzâfun ileyh yerine gelmiştir. Muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

 


 فَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا وَاُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاُو۫ذُوا ف۪ي سَب۪يل۪ي وَقَاتَلُوا وَقُتِلُوا لَاُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ ثَوَاباً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ

 

فَ , istînâfiyyedir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. الَّذ۪ينَ , mübteda, kasem cümlesi haberdir.

Bahsi geçen kişileri tazim etmek ve olayın önemini vurgulamak kastıyla müsnedün ileyh ism-i mevsûlle gelmiştir. Cemi müzekker has ism-i mevsûlün sılası olan  هَاجَرُوا, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Aynı üsluptaki  وَاُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ  ve  وَاُو۫ذُوا ف۪ي سَب۪يل۪ي  ve  وَقَاتَلُوا  ve  وَقُتِلُوا  cümleleri, atıf harfi  وَ ‘la sıla cümlesi olan  هَاجَرُوا ‘ya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اُخْرِجُوا , اُو۫ذُوا , قُتِلُوا  fiilleri, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

سَب۪يل۪ي  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait olan mütekellim zamirine muzâf olan  سَب۪يل۪  şan ve şeref kazanmıştır.

ف۪ي سَب۪يل۪ي  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla Allah’ın yolu, içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü Allah yolu hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak Allah’ın emrine uymanın önemini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. 

Ayrıca  سَب۪يل۪ي  ibaresinde de istiare vardır.  سَب۪يلِ  kelimesi yol demektir. Allah’ın dini anlamında müsteardır. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir.

وَقَاتَلُوا  ve  وَقُتِلُوا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَاُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ  cümlesi, mukadder kasemin cevabıdır. Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasemle birlikte  الَّذ۪ينَ ‘nin haberi olan terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.

Cevap cümlesi mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَنْهُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak ve ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

هَاجَرُوا - اُخْرِجُوا  ve  اُو۫ذُوا - قُتِلُوا  kelime grupları arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

هَاجَرُوا - اُخْرِجُوا  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

قَاتَلُوا - هَاجَرُوا  kelimeleri arasında muvazene sanatı vardır.

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

Aynı üsluptaki   وَلَاُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ ثَوَاباً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ  cümlesi makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, Allah yolunda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenler sayıldıktan sonra bu gruplar cennete girmekte cem edilmişlerdir. Cem’ ma’at-taksim sanatıdır.

اُدْخِلَنَّهُمْ - اُخْرِجُوا  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

جَنَّاتٍ  ‘deki nekrelik, tazim ve kesret ifade eder. 

تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ  cümlesi,  جَنَّاتٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasıyla gelmiş, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  مِنْ تَحْتِهَا , ihtimam için fail olan  الْاَنْهَارُ ‘ya takdim edilmiştir.

تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ  cümlesinde mekan alakasıyla aklî mecaz sanatı vardır.

Akan, nehirler değil içindeki sudur. Fiil, hakiki failine değil; mekanına isnad edilmiştir. Kur’an’da bunun benzeri çok ayet vardır. Hepsinde de akma fiili suya değil de nehre isnad edilmiştir. Suyun miktarındaki çokluk ve akış şiddetinden dolayı mecazî isnad yapılmıştır. Sanki nehir, suyun akma fiilinden etkilenmiş, o da akmaya başlamıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Kuran-ı Kerim’in birçok ayetinde geçen جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ  cümlesi, zihinlere yerleştirmek kastıyla tekrarlanmıştır.Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

ثَوَابًا  mahzuf fiilin tekid ifade eden mef’ûlü mutlakı veya  جَنَّاتٍ ’den ya da  لَاُدْخِلَنَّهُمْ ‘daki  هُمْ zamirinden haldir.  مِنْ عِنْدِ  car mecruru   ثَوَابًا ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Veciz ifade kastına matuf  عِنْدِ اللّٰهِ  izafetinde Allah ismine muzâf olan  عِنْدِ , şan ve şeref kazanmıştır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.  

ثَوَابًا  kelimesinde irsâd sanatı vardır. Bu kelime ayetin son cümlesinde tekrarlanmıştır.

ثَوَابًا  [Bir sevap olarak] kelimesi tekid edici masdar durumunda olup sevap verme veya ödüllendirme anlamındadır. Hem de “Allah katından verilen” bir sevaptır, çünkü لَاُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ [kötülüklerini elbette örteceğim] ve  وَلَاُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ [onları cennetlere sokacağım] ifadesi, onları ödüllendireceğim anlamındadır. مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ  [Allah katında] ifadesi temsilî olup “O’na, O’nun kudret ve ihsanına mahsus, başkasının ödüllendiremeyeceği, kendisine güç yetiremeyeceği bir mükafat” demektir. Bir kimsenin, o anda yanında olmasa da, onun kendisine mahsus ve gücü dahilinde olduğunu ifade etmek üzere “Senin istediğin benim yanımda” demesi gibi.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

لَاُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاُدْخِلَنَّهُمْ  ifadelerinin başındaki  ل  yemin lamıdır. İfadelerin sonlarında da tekid nunu yer almıştır. Böylece Allah yolunda hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, Allah yolunda cihad edenler ve şehid olanların günahlarının kesin olarak affedileceği ve altından ırmaklar akan cennetlere konulacakları vurgulanmıştır. (Şeyma Çetinkaya, Kur’an-ı Kerimde Cihad Kavramı, Meâni İlmi Açısından Semantik Bir İnceleme) 


وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden müteşekkil faide-i haber ibtidaî kelamdır. İsme isnad edilen bu isim cümlesi sübut ve istimrar ifade eder. Lafza-i celâl mübteda,  عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ cümlesi haberdir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz ve haşyet uyandırma amacına matuftur.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Ayetin başındaki mütekellim zamirinden, gaib zamire iltifat edilmiştir. 

Haber olan  عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Mekan zarfı  عِنْدَهُ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  حُسْنُ الثَّوَابِ , izafeti muahhar mübtedadır.

Müsnedün ileyh olan  حُسْنُ الثَّوَابِ  izafeti, sözü kısaltmış ve veciz (az sözle çok şey ifade etmek) hale getirmiştir. Bu izafet sıfatın mevsufuna muzâf olması şeklinde lafzî izafettir. Bu üslup, mübalağa içerir. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238) 

حُسْنُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Az sözle çok anlam ifade eden  عِندَهُ  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  عِندَ  şan ve şeref kazanmıştır. 

Zamir makamında zahir isim  اللّٰهُ  lafzı zikredilerek zihinlere yerleştirmek amacıyla lafza-i celâl tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الثَّوَابِ - عِنْدَ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Aslında  عِنْد۪  yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için mecaz olarak kullanılır.  وعِنْدَهُ مَفاتِحُ الغَيْبِ  (Enâm/59) cümlesi de bunun gibidir. Bir şeyi kontrol altında tutmak manasında da mecazi olarak kullanılır.  وعِنْدَهُ عِلْمُ السّاعَةِ (Zuhruf/85) ve وعِنْدَ اللَّهِ مَكْرُهُمْ  (İbrahim/46) ayetleri bu manadadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Enam/57)