مَتَاعٌ قَل۪يلٌ ثُمَّ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ ١٩٧
Riyazus Salihin, 464 Nolu Hadis
Müstevrid İbni Şeddâd radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Âhirete göre dünya, sizden birinizin parmağını denize daldırmasına benzer. O kişi parmağının ne kadarcık bir su ile döndüğüne baksın.”
Müslim, Cennet 55
مَتَاعٌ قَل۪يلٌ ثُمَّ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ
İsim cümlesidir. مَتَاعٌ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri هو şeklindedir. Yani التقلّب demektir. قَل۪يلٌ kelimesi مَتَاعٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. مَأْوٰيهُمْ mübteda olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. جَهَنَّمُ haber olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَل۪يلٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَبِئْسَ الْمِهَادُ
Fiil cümlesidir. وَ istinâfiyyedir. بِئْسَ zem anlamı taşıyan camid fildir. الْمِهَادُ fail olup damme ile merfûdur. بِئْسَ fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri, جهنّم şeklindedir.
بِئْسَ zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut مَا ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır:
Failinin ال ’lı gelmesi Failinin ال ’lı İsme Muzaf Olarak Gelmesi Bu fiillerin مَا Harfine Bitişik Olarak Gelmesi Failinin İsmi Mevsul Olarak Gelmesi. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَتَاعٌ قَل۪يلٌ ثُمَّ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayette îcâz-ı hazif sanatı vardır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümledeki مَتَاعٌ kelimesi, takdiri هو olan mahzuf mübtedanın haberidir.
قَل۪يلٌ kelimesi مَتَاعٌ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ cümlesi tertip ve terahî ifade eden ثُمَّ atıf harfiyle önceki cümleye atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. مَأْوٰيهُمْ mübteda, جَهَنَّمُ haberdir. Cümlede müsnedün ileyhin izafetle gelmesi, tahkir ve az sözle çok anlam ifadesi içindir.
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede müsnedün ileyhin izafetle gelmesi tahkir içindir.
Cehennemin sığınılacak yer olması ifadesinde tehekkümî istiare vardır. Burada Cehennemin, insanın huzur bulmak, sığınmak için gittiği bir yere benzetilmesi, cehennemin korkunçluğunu mübalağa içindir. Aralarındaki zıddiyet, tehekküm ve alay maksadıyla tenasübe benzetilmiştir. Onlar bu dünyada din ile alay ediyorlardı, bu sözlerde de onlara karşı alay vardır.
مَتَاعٌ قَل۪يلٌ [Az bir zevk…] cümlesi mahzuf bir mübtedanın haberi olup “o” yani ‘’diyar diyar dolaşmak’’ şeklinde mukadderdir. Bu azlıkla, onun kaçırdıkları ahiret nimetleri yanında veya Allah’ın müminler için hazırladığı nimetlere nazaran azlığı veya sona erecek olduğu ve sonu olan her şeyin de az olduğu gerekçesiyle onun zâtî azlığı murad edilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَبِئْسَ الْمِهَادُ
وَ , istînâfiyye, cümle gayrı talebî inşâî isnaddır. Zem fiili olan بِئْس ’ nin takdiri جهنم (Cehennem) olan mahsusu, mahzuftur. Mahsusun hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Zem fiili mahsusuyla birlikte tekid ifade eder.
الْمِهَاد [Yatak] lafzı, tehekkümî istiaredir. Cehennem, insanın rahat edip dinlendiği yatağa benzetilmiştir. Dünyada rahatı, zevki, safayı tercih edip Allah'ın ayetlerini alaya alanların cezası aynı alay üslubu ile ifade edilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.