لٰكِنِ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا نُزُلاً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ لِلْاَبْرَارِ ١٩٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَٰكِنِ | fakat |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimselere |
|
| 3 | اتَّقَوْا | korkan(lara) |
|
| 4 | رَبَّهُمْ | Rablerinden |
|
| 5 | لَهُمْ | vardır |
|
| 6 | جَنَّاتٌ | cennetler |
|
| 7 | تَجْرِي | akan |
|
| 8 | مِنْ | -ndan |
|
| 9 | تَحْتِهَا | altları- |
|
| 10 | الْأَنْهَارُ | ırmaklar |
|
| 11 | خَالِدِينَ | ebedi kalacaklar |
|
| 12 | فِيهَا | orada |
|
| 13 | نُزُلًا | ağırlanacaklardır |
|
| 14 | مِنْ |
|
|
| 15 | عِنْدِ | tarafından |
|
| 16 | اللَّهِ | Allah |
|
| 17 | وَمَا | bulunanlar ise |
|
| 18 | عِنْدَ | yanında |
|
| 19 | اللَّهِ | Allah |
|
| 20 | خَيْرٌ | daha hayırlıdır |
|
| 21 | لِلْأَبْرَارِ | iyiler için |
|
لٰكِنِ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا نُزُلاً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ
İsim cümlesidir. لٰكِنِ istidrak harfidir. Amel etmemiştir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اتَّقَوْا رَبَّهُمْ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اتَّقَوْا iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. رَبَّهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
İsim cümlesidir. لَهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. جَنَّاتٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ cümlesi, جَنَّاتٌ ‘nin sıfatı olarak mahallen merfûdur.
تَجْر۪ي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. مِنْ تَحْتِهَا car mecruru تَجْرِي fiiline mütealliktir. الْاَنْهَار fail olup damme ile merfûdur. خَالِد۪ينَ hal olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar.
ف۪يهَا car mecruru خَالِد۪ينَ ’ye mütealliktir. نُزُلًا mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri, تنزلهم نزلا şeklindedir. مِنْ عِنْدِ car mecruru نُزُلًا ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّقَوْا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dir. İftial babının fael fiili و ي ث olursa fael fiili ت harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي olmuş, sonra و harfi ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
خَالِد۪ينَ , sülâsi mücerredi خلد olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ لِلْاَبْرَارِ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mübteda olarak mahallen merfûdur. عِنْدَ اللّٰهِ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. خَيْرٌ haber olup damme ile merfûdur. لِلْاَبْرَارِ car mecruru خَيْرٌ ’e mütealliktir.
خَيْرٌ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir. İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لٰكِنِ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا نُزُلاً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ
İstidrak harfi لٰكِنِ ile başlayan ayet, istînâfiyedir. لٰكِنِ , idrâb yani بَلْ manasındadır.
İdrâb, sözlükte ‘dönüş yapmak, vazgeçmek’ demektir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faideî haber inkârî kelamdır.
الَّذ۪ينَ ism-i mevsûlu mübteda, لَهُمْ جَنَّاتٌ cümlesi haberdir. Müsnedün ileyhin mevsûlle marife olması söz konusu kişileri tazim ve sılaya dikkat çekme amacına matuftur. Sılası olan اتَّقَوْا رَبَّهُمْ cümlesi müspet mazi fiil sıygasıyla gelmiş, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Veciz ifade kastına matuf رَبَّهُمْ izafetinde Rab isminin muzaf olmasıyla هِمْ zamirinin ait olduğu müminler şeref kazanmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
الَّذ۪ينَ ‘nin haberi لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا نُزُلًا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ cümlesinde takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. جَنَّاتٌ , muahhar mübtedadır.
Müsnedün ileyh olan جَنَّاتٌ kelimesinin nekre gelmesi tazim, kesret ve nev içindir.
تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ cümlesi, جَنَّاتٌ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasıyla gelmiş, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur مِنْ تَحْتِهَا ihtimam için fail olan الْاَنْهَارُ ‘ya takdim edilmiştir.
تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ cümlesinde mekân alakasıyla aklî mecaz sanatı vardır.
Akan, nehirler değil içindeki sudur. Fiil, hakiki failine değil; mekanına isnad edilmiştir. Kur’an’da bunun benzeri çok ayet vardır. Hepsinde de akma fiili suya değil de nehre isnad edilmiştir. Suyun miktarındaki çokluk ve akış şiddetinden dolayı mecazî isnad yapılmıştır. Sanki nehir, suyun akma fiilinden etkilenmiş, o da akmaya başlamıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Kuran-ı Kerim’in birçok ayetinde geçen جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ cümlesi, zihinlere yerleştirmek kastıyla tekrarlanmıştır.Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
خَالِد۪ينَ kelimesi لَهُمْ ‘deki zamirden haldir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
خَالِد۪ينَ ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. İsm-i fail vezni, ف۪يهَا car mecruruna müteallak olmasını sağlamıştır.
Önceki ayette de geçen bu cümlenin zihinlere yerleştirmek kastıyla tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
نُزُلًا mahzuf fiilin mef’ûlü mutlakıdır. Tekid ifade eder.
Veciz ifade kastına matuf عِنْدِ اللّٰهِ izafetinde Allah ismine muzâf olan عِنْدِ , şan ve şeref kazanmıştır.
Aslında عِنْد۪ yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için mecaz olarak kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Enam/57)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde lafza-i celâlin zikri tecrîd sanatıdır.
Burada geçen اتَّقَوْا kelimesi daha önce zikredilen hasletlerin takva bağlamında olduğunu bildirir.
نُزُلًا kelimesinde misafir gibi ağırlanmak manası akla gelir. نُزُلًا [Bir konukluk] demekle Cenab-ı Allah, müminin ahirette bir misafir gibi ağırlanacağına işaret etmektedir. Allahu Teala nimetini bol bol verecek olan kerem sahibidir. Onların Allah katındaki değerleri mübalağalı olarak bildirilmiştir.
عِنْدَ اللّٰهِ [Allah katında] olmakla kendilerinden söz edilmesi, onların üstünlüklerine, yüksek mevkilerine ve şereflerine bir işarettir. Oldukça yakın olmalarını gerektiren bir tabirdir. Yoksa burada "yanında olmak" mekân, mesafe, yakınlık ve sınır itibariyle değildir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân)
وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ لِلْاَبْرَارِ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مَا ism-i mevsûlu mübteda, خَيْرٌ لِلْاَبْرَارِ haberdir.
Mübteda konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası mahzuftur. عِنْدَ اللّٰهِ Bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Müsnedün ileyhin mevsûlle gelmesi tazim ifadesi içindir.
Az sözle çok anlam ifade eden عِنْدَ اللّٰهِ izafetinde lafza-i celâle muzâf olması عِنْدَ ’ye şan ve şeref kazandırmıştır. Bu izafet ayette bahsi geçen kişilere verilen nimetlerin kaynağının belirtilmesi ile şereflenmeleri ve zihinlerde yerleşmesi için tekrar edilmiştir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهُ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsned olan خَيْرٌ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. لِلْاَبْرَارِ car-mecruru خَيْرٌ ‘a mütealliktir.
اتَّقَوْا - لْاَبْرَارِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
خَيْرٌ لِلْاَبْرَارِ [İyiler için hayırlıdır] buyrularak ayetin başındaki muttakilerin başka bir ismi zikredilmiştir, sanki iki farklı grup varmış gibi söylenmesi dolayısıyla tecrîddir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
خَيْرُ kelimesi ism-i tafdil kalıbındandır. Çok kullanıldığı için başındaki hemze hafifletilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)