Âl-i İmrân Sûresi 24. Ayet

ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّاماً مَعْدُودَاتٍۖ وَغَرَّهُمْ ف۪ي د۪ينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ  ٢٤

Bunun sebebi, onların, “Bize, ateş sadece sayılı günlerde dokunacaktır.” demeleridir. Uydurageldikleri şeyler dinleri konusunda kendilerini aldatmıştır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ذَٰلِكَ bu (hareketleri)
2 بِأَنَّهُمْ onların
3 قَالُوا demelerindendir ق و ل
4 لَنْ
5 تَمَسَّنَا bize dokunmayacak م س س
6 النَّارُ ateş ن و ر
7 إِلَّا başka
8 أَيَّامًا birkaç günden ي و م
9 مَعْدُودَاتٍ sayılı ع د د
10 وَغَرَّهُمْ ve onları yanıltmıştır غ ر ر
11 فِي
12 دِينِهِمْ dinlerinde د ي ن
13 مَا şeyler
14 كَانُوا oldukları ك و ن
15 يَفْتَرُونَ uyduruyor ف ر ي
 

Dinleri hakkında uydurdukları şey onları aldatmıştır.

Yahudiler kendilerine sayılı günler dışında ateşin dokunmayacağına inandıkları için günah işlemekten çekinmiyorlardı. 40 gün boyunca günah işlediler, buzağıya taptılar, cezaları da o kadar az diye düşünüyorlardı. 

 

 

ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّاماً مَعْدُودَاتٍۖ

 

 İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذَ ٰ⁠لِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك  ise muhatap zamiridir. أَنَّ  ve masdar-ı müevvel  بِ  harf-i ceriyle  ذَ ٰ⁠لِكَ ’ nin mahzuf haberine müteallik olup, mahallen mecrurdur. بِ  harf-i ceri sebebiyyedir.

أَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

هُمْ  muttasıl zamiri  أَنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ  cümlesi,  أَنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl  لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ ’ dur. قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.

تَمَسَّ  fetha ile mansub muzari fiildir. Mütekellim zamir  نا  mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur. النَّارُ  fail olup damme ile merfûdur.

اِلَّٓا  hasr edatıdır. اَيَّامًا  zaman zarfı,  تَمَسَّنَا  fiiline mütealliktir.  مَعْدُودَاتٍ  kelimesi  اَيَّامًا ’ in sıfatı olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَعْدُودَاتٍۖ  ; sülâsi mücerredi  عدد  olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.


 وَغَرَّهُمْ ف۪ي د۪ينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

غَرَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪ي د۪ينِ  car mecruru غَرَّ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası كَانُوا يَفْتَرُونَ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’ nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَفْتَرُونَ  cümlesi, كَانُوا ’ nun haberi olarak mahallen mansubdur. كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

يَفْتَرُونَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftial babındandır. Sülâsîsi  فري ’dir. 

İftial babı fiille mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.

 

 

ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّاماً مَعْدُودَاتٍۖ


Ayet, fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâl olan ta’lil cümlesidir. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidâî kelamdır. 

ذٰلِكَ  mübteda, masdar ve tekit harfi  أَنَّ  ve akabindeki  هُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍۖ  cümlesi, masdar tevilinde  بِ  harfi ile  ذَ ٰ⁠لِكَ nin mahzuf haberine mütealliktir. Haberin mahzuf oluşu, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.  هُمْ  muttasıl zamiri, اَنَّ ‘ nin ismi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍۖ  cümlesi, haberidir.

Ayette  بِ , sebebiyyedir. Çünkü onlar bunu birkaç gün müstesna azaptan emniyet içinde oldukları iddiaları sebebiyle yapmışlardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍۖ  cümlesi ise, menfi muzari fiil sıygasında kizbi haberdir. 

Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yahudiler sözlerini  لَنْ  ve  اِلَّٓا  ile oluşmuş kasrla tekit etmişlerdir. Kasr fiille mef’ûlu arasındadır. تَمَسَّنَا  maksur-sıfat, اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍۖ  maksurun aleyh-mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Fiil mef’ûle hasredilmiştir.

Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olması caizdir. Bu durumda fâil, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.

تَمَسَّنَا  fiilinin  النَّارُ ‘ ya isnad edilmesi istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan dokunma fiili ateşe nispet edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır.

‘’Ateşin dokunması’’ ibaresinde sebep-müsebbep alakasıyla mecazı mürsel olduğu da söylenebilir.

Cümlede müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması işaret edileni tahkir ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle müşarün ileyhin önemine dikkat çeker. 

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile haktan dönenlerin durumuna işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması, işaret edilenin önemini vurgular. ذَ ٰ⁠لِكَ ile müşarun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman müşarun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/57, s. 190) 

Onların haktan yüz çevirmelerinin sebebi, “İşlediğimiz günahlar ve hatalar yüzünden sayılı günlerden yani vaktiyle buzağıya taptığımız günlerden başka, ateş bize dokunmayacaktır.” demiş olmalarıdır. İşte bu yanlış inanç, onların zihnine tamamen yerleşmiş ve böylece onlar, ahiretin çetin hallerini kendileri için kolaylaştırmışlardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 

 وَغَرَّهُمْ ف۪ي د۪ينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

 

Cümle, وَ ’ la ..قَالُوا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  Car-mecrur  ف۪ي د۪ينِهِمْ , ihtimam için, mef’ûle takdim edilmiştir.

Fiilin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’ nın sılası olan  كَانُوا يَفْتَرُونَ  cümlesi, كَان ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

كَان ’ nin haberi olan  يَفْتَرُونَ ‘ nin muzari fiil formunda gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Ayrıca muzari fiil muhatabın dikkatini tecessüm özelliğiyle uyararak konuyu anlamasında yardımcı olur.

غَرَّ- يَفْتَرُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

ف۪ي د۪ينِهِمْ  ibaresindeki  فِی  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manasındadır. Ayette din, içi olan bir şeye benzetilerek istiare yapılmıştır. Câmi’ her ikisindeki mutlak irtibattır.

Yahudilerin yüz çevirme sebeplerinin ateş bize sayılı gün dışında dokunmayacak sözü ve dinleri konusunda kendilerini aldatma olarak belirtilmesi taksim sanatıdır.

وَغَرَّهُمْ ف۪ي د۪ينِهِمْ  sözünde, Yahudilerin “Bizim peygamber olan atalarımız bize şefaat edeceklerdir.” veya “Allah, Yakub evladından yeminini bozanlar dışında kimseye azap etmeyeceğini vadetmiştir.” demeleri, dinleri hakkında kendilerini aldatmıştır. İşte o Yahudiler bundan dolayı o çirkin fiilleri işlemişlerdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l - Akli’s-Selîm)

[Onların vaktiyle uydurdukları şeyler de dinleri hakkında kendilerini yanıltmıştır.] الغرور  aldatmak anlamına gelir. Bir görüşe göre doğru olmayan şeyler için tamah etmektir. Bu ifade  قَالُوا  ifadesine matuftur.  ف۪ي د۪ينِهِمْ [Dinleri konusunda] kısmı ile ilgili olarak Mukatil, “Yani batıl olan dinleri konusunda onları aldatmıştır.”; Dahhâk ise “Hak dinleri konusunda onları aldatmıştır.” şeklinde açıklama yapmışlardır. مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ [İftira attıkları şeyler] Yani Allah’a, “Biz Allah’ın çocukları ve sevdikleriyiz. O bize günahlarımız sebebiyle sadece az bir zaman azap eder.” şeklindeki iftiraları onları aldatmıştır.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)