فَلَمَّٓا اَحَسَّ ع۪يسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ اَنْصَار۪ٓي اِلَى اللّٰهِۜ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِۚ اٰمَنَّا بِاللّٰهِۚ وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ ٥٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 2 | أَحَسَّ | sezdi |
|
| 3 | عِيسَىٰ | Îsa |
|
| 4 | مِنْهُمُ | onlardan |
|
| 5 | الْكُفْرَ | inkarı |
|
| 6 | قَالَ | dedi ki |
|
| 7 | مَنْ | kimler |
|
| 8 | أَنْصَارِي | bana yardımcı olacak |
|
| 9 | إِلَى | (yolunda) |
|
| 10 | اللَّهِ | Allah |
|
| 11 | قَالَ | dediler |
|
| 12 | الْحَوَارِيُّونَ | Havariler |
|
| 13 | نَحْنُ | Biz |
|
| 14 | أَنْصَارُ | yardımcılarıyız |
|
| 15 | اللَّهِ | Allah(yolun)un |
|
| 16 | امَنَّا | inandık |
|
| 17 | بِاللَّهِ | Allah’a |
|
| 18 | وَاشْهَدْ | şahid ol |
|
| 19 | بِأَنَّا | biz |
|
| 20 | مُسْلِمُونَ | müslümanlarız |
|
فَلَمَّٓا اَحَسَّ ع۪يسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ اَنْصَار۪ٓي اِلَى اللّٰهِۜ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfı olup قَالَ fiiline mütealliktir. Cümleye muzâf olur. اَحَسَّ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَحَسَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. ع۪يسٰى fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. مِنْهُمُ car mecruru الْكُفْرَ 'nin mahzuf haline mütealliktir. الْكُفْرَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı قَالَ مَنْ اَنْصَار۪ي ’ dir.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. Mekulü’l-kavl مَنْ اَنْصَار۪ي ’ dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. مَنْ istifhâm ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. اَنْصَار۪ي haber olup, mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَى اللّٰهِ car mecruru اَنْصَار۪ٓي ’ deki mütekellim zamirinin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; ملتجئا إلى الله (Allah’a sığınarak) şeklindedir.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَحَسَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حسس ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِۚ اٰمَنَّا بِاللّٰهِۚ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْحَوَارِيُّونَ fail olup, ref alameti وَ ’ dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. Mekulü’l-kavli نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِۚ ’ dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir نَحْنُ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَنْصَارُ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اٰمَنَّا بِاللّٰهِ cümlesi, اَنْصَارُ ’ nun hali olarak mahallen mansubdur.
اٰمَنَّا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ car mecruru اٰمَنَّا fiiline mütealliktir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰمَنَّا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اشْهَدْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’ dir. أَنَّ ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceriyle اشْهَدْ fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur.
أَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
نَا mütekellim zamiri أَنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُسْلِمُونَ kelimesi, أَنَّ ’ nin haberi olup, ref alameti وَ ’ dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
مُسْلِمُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَمَّٓا اَحَسَّ ع۪يسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ اَنْصَار۪ٓي اِلَى اللّٰهِۜ
فَ , istînâfiyye, لَمَّا şart manalı, cümleye muzaf olan zaman zarfıdır. Cevap cümlesine mütealliktir. Şart üslubunda gelen terkipte muzâfun ileyh olan اَحَسَّ ع۪يسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ cümlesi şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
لَمَّٓا şart edatı mahzuf cümleleri ima eder. اَنْصَار۪ٓي kelimesinde dini ilan etmek ve ona davet etmek manaları vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَحَسَّ ع۪يسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ [Onların küfrünü hissetti.] yani kavminin kendisini öldürmek istediğini anladı.Küfrü anlama konusundaki duyarlılığı mübalağalı ifade etmek için اَحَسَّ [hissetti] fiili شعر [anlamak] fiili yerine istiare edilmiştir. Küfür gözle görülür elle tutulur bir hal almıştır. Câmi’ her iki durumdaki belirtilerdir.
Ayetin sonunda zıddının zikredildiği الْكُفْرَ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan قَالَ مَنْ اَنْصَار۪ٓي اِلَى اللّٰهِۜ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan مَنْ اَنْصَار۪ي اِلَى اللّٰهِۜ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesiyle gelen mekulü’l-kavlde istifham ismi مَنْ mübteda, اَنْصَار۪ٓي اِلَى اللّٰهِۜ haberdir.
اَنْصَار۪ٓي , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
اِلَى اللّٰهِۜ car-mecruru, اَنْصَار۪ٓي ‘ ya mütealliktir.
Allah’a yardımdan kasıt, Allah’ın vazettiği dini desteklemektir.
فَلَمَّٓا اَحَسَّ : Ebu Hayyan şöyle der: Burada istiare vardır. Çünkü küfür, duyu organlarıyla hissedilmez. Ancak ilim ve zihin yoluyla bilinir. Burada حَسَّ ’ nin zikredilmesi istiare kabilindendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
اَنْصَار۪ي اِلَى اللّٰهِۜ [Allah yolunda yardımcılarım] ifadesi üç şekilde yorumlanır:
1. Süddî ve İbn Cüreyc’e göre ayet, “Bu kâfirlere karşı Allah Teâlâ’nın yardımı ile birlikte bana kimler destek olacak?” anlamına gelir. Buradaki اِلَى edatı ‘birlikte’ anlamındadır. Bunun caiz olması, katma ve toplama manası içermesi dolayısıyladır.
2. Hasan-ı Basrî’ye göre ayetin manası şöyledir: ‘’Allah yolunda giderken benim yardımcılarım kimler olacak?’’ Çünkü Hz. İsa onları Allah yoluna davet etmiş ve “Allah’ın rızasını ve sevabını kazanmamıza sebep olacak olan dini yüceltmede bana kimler yardım edecek?” demiştir.
3. Üçüncü görüşe göre ayet, “Allah için benim yardımcılarım kimlerdir?” anlamına gelir. Burada اِلَى edatı ل anlamında kullanılmıştır.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِۚ اٰمَنَّا بِاللّٰهِۚ
İstînâfi beyanî olan cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan cümlenin mekulü’l-kavli olan نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِۚ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Veciz ifade kastına matuf اَنْصَارُ اللّٰهِۚ izafetinde, bütün esma-i hüsnaya ve kamil sıfatlara şamil lafza-i celâle muzâf olması اَنْصَارُ ’ ya şan ve şeref kazandırmıştır.
Müsnedin izafet şeklinde gelmesi, az sözle çok anlam ifadesinin yanında müsnedün ileyhe tazim ifade eder. Çünkü müsned tazim anlamındaki kelimeye muzâf olmakla müsnedün ileyhin de tazimine işaret etmiştir.
Havarilerin sözlerinin devamı olan اٰمَنَّا بِاللّٰهِۚ cümlesi, اَنْصَارُ ‘ den müekked hal olarak ıtnâbtır. Onlarda imanın sabitleşmiş olduğuna işaret eder.
Hal; cümlede failin, mef'ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Müekkid hal ise, cümleye yeni bir mana yüklemeyip sadece kendinden önceki failin, mef’ûlün ya da cümlenin manasını tekid eder. Müekkid hal ile medh, tazim, tahkir veya tehdit amaçlanır. (Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3 yıl: 8 cilt: VIII sayı: 18 s.174)
Tekit edici halin başına وَ gelmez. Müekked ve tekid arasında kemâl-i ittisâl olduğundan arada وَ olmaz. (Sekkâkî, Miftâhu’l-ulûm, s.273)
Müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Havarilerin imanlarının kuvvetini ifade için Allah ismini zamir makamında zahir olarak iki kez tekrarlamalarında, ıtnâb ve ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
الْكُفْرَ - اٰمَنَّا kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ
Ayetin fasılası istînâf وَ ’ ıyla gelmiştir.
İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Havarilerin sözlerine dahil cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Tekid ve masdar harfi اَنَّ ve akabindeki بِاَنَّا مُسْلِمُونَ cümlesi masdar tevilinde اشْهَدْ fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsned olan مُسْلِمُونَ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder
الْكُفْرَ - مُسْلِمُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
اٰمَنَّا - مُسْلِمُونَ kelimeleri arasında mürâât-i nazîr sanatı vardır.
اَنْصَار۪ٓ ve قَالَ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
حَوَارِيُّ ; beyazlaştırılmış, seçilmiş, kusursuz, kendisini bir davaya adamış, candan dost, yardımcı ve avcı demektir. (Kur’an Tefsirinde farklı Yorumlar, Muhsin Demirci)
Huri ile aynı köktendir. Huri; siyahı çok siyah, beyazı çok beyaz göz demektir. Ceylan gözlü olarak Türkçeye tercüme edilir. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)