Âl-i İmrân Sûresi 96. Ayet

اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكاً وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ  ٩٦

Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ’be’dir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ doğrusu
2 أَوَّلَ ilk ا و ل
3 بَيْتٍ ev ب ي ت
4 وُضِعَ (ma’bed olarak) kurulan و ض ع
5 لِلنَّاسِ insanlara ن و س
6 لَلَّذِي olandır
7 بِبَكَّةَ Mekke’de
8 مُبَارَكًا uğur, bereketlidir ب ر ك
9 وَهُدًى ve hidayet kaynağıdır ه د ي
10 لِلْعَالَمِينَ alemlere ع ل م
 

Gerçek şu ki, insanlar için yapılmış olan ilk ev, âlemlere bir hidayet ve bir bereket kaynağı olan Mekke’deki evdir.

Geniş tefsir için:

https://Kur’ân.diyanet.gov.tr/tefsir/Âl-i%20İmrân-suresi/389/96-ayet-tefsiri

 

    Evele اول :

  Te'vil تَاْوِيلٌ asla dönüş manasındaki  kökünden gelmektedir. Buna göre te'vil bir şeyi ilmen veya fiilen kendisiyle kastedilen amaca döndürmek demektir.

  Evvel أوَّلٌ başkasının kendisiyle sıraya girdiği şeydir ve bir kaç şekilde kullanılır:

  1-Zaman bakımından önce gelen

  2- Bir şeye başkanlık etme ve başkasının kendisini örnek alması ya da kendisine uyması bakımından önce gelen

  3- Konum ve nisbet/oran bakımından önde olan

  4- Yapılış düzeni bakımından önce gelen (örneğin önce temelin sonra binanın gelmesi)

  Yüce Allah'ı nitelemek için kullanılan ألأَوَّلُ kavramı varlıkta hiçbir şey O'na yetişemez, O her şeyden önce vardır anlamına gelir. (Müfredat)

   Kuran’ı Kerim’de dört farklı isim formunda 170 kez geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri evvel, evvelâ, meâl, alet ve tevildir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكاً وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.   

اَوَّلَ  kelimesi  اِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  بَيْتٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. وُضِعَ لِلنَّاسِ  cümlesi,  اَوَّلَ ’ nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. Veya  بَيْتٍ ‘ in sıfatı olarak mahallen mecrurdur. 

Fiil cümlesidir. وُضِعَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. لِلنَّاسِ  car mecruru  وُضِعَ  fiiline mütealliktir. 

لَ  harfi  اِنَّ ’ nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.  الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl اِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur. بِبَكَّةَ  car mecruru mahzuf sılaya müteallik olup, gayri munsarif olduğundan fetha ile mecrurdur.  مُبَارَكًا  naib-i failin hali olup fetha ile mansubdur.

 

هُدًى  atıf harfi  وَ ’ la  مُبَارَكًا ’ e matuf olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.  لِلْعَالَم۪ينَ  car mecruru  هُدًى ’ e müteallik olup, cer alameti  ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Ebu Hayyan; naib-i failin mahzuf haline müteallık olması caiz olduğunu söylemiştir. Takdiri; وضع متعبّدا للناس (İnsanların ibadet etmesi için konmuştur.) şeklindedir. (Mahmut Safi, El-Cedvel fi İrabi’l Kur’an)

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır.(Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal. Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُبَارَكًا ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan müf’ale babının ism-i mef’ûlüdür.

 

اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكاً وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ  isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ehli kitabın, Beytullah’ın ilk mabed olmasını inkârlarına karşı ayet tekidle gelmiştir.

اِنَّ ’ nin ismi olan  اَوَّلَ بَيْتٍ , izafetle gelerek az sözle çok anlam ifade edilmiştir.

بَيْتٍ ‘ deki nekrelik tazim ifade eder. 

Müspet mazi fiil sıygasındaki  وُضِعَ لِلنَّاسِ  cümlesi, اَوَّلَ  veya  بَيْتٍ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

وُضِعَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)

مُبَارَكًا  kelimesi naib-i failin halidir. Hal, cümlenin anlamını kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

مُبَارَكًا ‘ in ism-i mef’ûl vezninde gelmesi bu fiilin başkası tarafından sahib-i hal üzerinde gerçekleştirilmiş olduğuna işaret eder.

اِنَّ ‘ nin haberi konumunda olan müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’ nin sılası mahzuftur.  بِبَكَّةَ  car-mecruru, bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.  

Müsnedin ism-i mevsûlle gelmesi, müsnedin şanı için ve zikre gerek kalmayacak kadar meşhur olup muhataplar tarafından bilindiği içindir.

لِلْعَالَم۪ينَۚ  car-mecruru, مُبَارَكًا ‘ e tezayüf nedeniyle atfedilen  هُدًى ‘ e mütealliktir. 

هُدًى , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ  [Mekke’deki ev] demektir. Burada ism-i mevsûlun mevsûfu olan  بَيْتٍ kelimesinin hazfedilmiş olması, onun büyüklüğünü gösterir.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

وُضِعَ لِلنَّاسِ  [İnsanlar için kurulan] kelimesi  بَيْتٍ  [ev]  kelimesinin sıfatıdır. Onu kuran ise Yüce Allah’tır. Fail Allah olmak üzere malum olarak  وَضَعَ لِلنَّاسِ  [Allah’ın kurduğu] şeklinde okunması da buna delalet eder. Allah’ın onu insanlar için “ev” olarak kurması ise onu onlar için mabet yapması anlamındadır. Sanki “İnsanlar için kurulan ilk mabet Kâbe’dir.” denilmiştir. لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ  [Mekke’dekidir]  yani Mekke’deki mabettir. Bekke, o saygın şehrin özel ismidir. Mekke ve Bekke aynı şeyi ifade eder.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

Mabede  بَيْتٍ  isminin verilmesi istiare-i asliyyedir. Bir ev insanın barınağı, sığınağı, dinlendiği, korunduğu, beslenip huzur bulduğu yerdir. Allah’a ibadet için inşa edilen mabedler de böyledir. İnsana huzur verir, rahatlatır, onu tüm ağyardan korur. Ruhunu manevi gıdalarla besler. Dünya, nefis ve şeytan düşmanlarından kaçan insan mabede sığınır.

Bundan önce Yahudilerin, bütün yiyeceklerin İbrahim'e helal olduğunu inkâr ettikleri gerçeği üzerinde durulmuştu. Şimdi burada da Yahudilerin, İbrahim (a.s)’ın dininin diğer bazı ayırıcı vasıflarını inkâr ettikleri dile getiriliyor.

Rivayete göre Yahudiler, dediler ki:

"- Beytülmakdis, Kâbe'den daha büyüktür; çünkü eski Peygamberlerin hicret yurdudur; bir de Beytülmakdis, mukaddes topraklarda bulunmaktadır."

Müslümanlar da dediler ki: "- Hayır, Kâbe daha büyüktür."

Nihayet söylenenler, Resûlüllah'a ulaştı. İşte bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu. İbadet için kurulup mabed yapılan ilk beyt, Kâbe'dir. Bunun kurucusu (bânii) ve koyucusu (vâzıı) da Allah'dır (cc).

"Bekke", Mekke isminin başka bir okunuş şeklidir. Zira Araplar "b" harfi ile "m" harfinin okunuşunu birbirine yaklaştırırlar. "Bekke" kelimesine çeşitli anlamlar verilmiştir. Şöyle ki:"Bekke", izdiham (yoğun kalabalık) demektir. Zira ziyaret için oraya gelen insanlar, izdiham oluşturur. Katâde diyor ki: "Şehre gelen çok sayıda insan izdiham sebebiyle itişip kakıştığı ya da zorbalar dövülüp kakıldığı için buraya "Bekke" ismi verilmiştir. Nitekim Allah (cc) kötülük için Mekke'ye yönelen her zorbanın boynunu kırmıştır."

Bekke, Mekke'nin ortasındaki vadinin adıdır.

Bekke, Kabe'nin yerinin adıdır.

Bekke, Mescid-i Haram'ın; Mekke ise, bütün şehrin adıdır.

İzdihamın şehrin her yerinde değil yalnız tavaf sırasında olduğu da, bu görüşü teyit eder.

Bekke, şehrin; Mekke ise, Mescid-i Haram'ın ve tavaf yeri (metaf)nin adıdır. Zira ayette "Bekke'deki beyt" ifadesi vardır.

Rivayete göre, Peygamberimiz (s.a.v)'e insanlar için kurulan ilk ev, mabed, soruldu."- İlk kurulan ev, Mescid-i Haram'dır; sonra Beytülmakdis’dir." dedi. İkisinin kuruluşu arasındaki zaman fasılası soruldu. " Kırk sene..." dedi.

Allah'ın Beytinin ilk kim tarafından inşa edildiği konusunda değişik görüşler vardır. Şöyle ki:

1- Kâbe'yi ilk önce bina eden İbrahim (a.s)’ dır.

2- Kâbe'yi ilk önce bina eden Âdem (a.s)’ dır. Bu konuya ilişkin görüşlerin tamamı Bakara Suresinde zikredilmişti.

3- Zaman itibariyle değil, şeref itibariyle ilk kurulan Mekke'deki Kâbe'dir.Kâbe'nin âlemler veya bütün insanlar için mübarek (bereket kaynağı) olması, hac veya umre maksadıyla onu ziyaret ve sırf ibadet amacıyla tavaf eden, orada itikafa giren kimselerin kazandıkları sevap ve mazhar oldukları mağfiret gibi hayır ve yararlardır. Yine Kâbe, aynı zamanda bütün insanlar için bir hidayet kaynağıdır. Çünkü onların kıblesidir, mabedidir. Bir de onda, Allahu Teâlâ'nın sonsuz kudretine ve sınırsız hikmetine delalet eden çok garip deliller vardır.(Ebüssuûd, İrşâdü’l- 

Akli ‘s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Mekke, sütü annesinden iyice çekmek demektir. Mekke de mecazen insanları kendisine çeker. Bir de suyu az yer demektir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)