Âl-i İmrân Sûresi 97. Ayet

ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِناًۜ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلاًۜ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ  ٩٧

Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فِيهِ onda vardır
2 ايَاتٌ deliller ا ي ي
3 بَيِّنَاتٌ açık açık ب ي ن
4 مَقَامُ Makamı ق و م
5 إِبْرَاهِيمَ İbrahim’in
6 وَمَنْ ve kim
7 دَخَلَهُ ona girse د خ ل
8 كَانَ ك و ن
9 امِنًا güvene erer ا م ن
10 وَلِلَّهِ Allah’ın bir hakkıdır
11 عَلَى üzerinde
12 النَّاسِ insanlar ن و س
13 حِجُّ (gidip) haccetmesi ح ج ج
14 الْبَيْتِ Ev’e ب ي ت
15 مَنِ herkesin
16 اسْتَطَاعَ gücü yeten ط و ع
17 إِلَيْهِ onun
18 سَبِيلًا yoluna س ب ل
19 وَمَنْ ve kim
20 كَفَرَ nankörlük ederse ك ف ر
21 فَإِنَّ şüphesiz
22 اللَّهَ Allah
23 غَنِيٌّ zengindir غ ن ي
24 عَنِ -den
25 الْعَالَمِينَ bütün alemler- ع ل م
 

 Ayeti Kerime'de geçen إسْتَطاعَ fiili aslında itaatin husulünü talep ve irade etmektir. Bu da güç yetmeye bağlı olduğundan sonradan kudret manasında meşhur olmuştur. (Elmalılı Hamdi Yazır)

 

ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ


Ayet, önceki ayette geçen ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ‘ nin hali olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir.  ف۪يهِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اٰيَاتٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. بَيِّنَاتٌ  kelimesi  اٰيَاتٌ ‘ nün sıfatı olup damme ile merfûdur. 

مَقَامُ  kelimesi  اٰيَاتٌ ‘ den bedel-i iştimâl olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اِبْرٰه۪يمَ  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. 

Bedel-i iştimal: Mübdelün minh’e tam olarak uymayan, onun bir parçası da olmayan ancak, başka yönden ilgisi bulunan; daha çok mübdelün minh’in özelliğini ve durumunu bildiren bedeldir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِناًۜ


İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. دَخَلَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  كَانَ اٰمِنًاۜ  cümlesi şartın cevabıdır.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانَ ’ nin ismi müstetir olup takdiri هو ’ dir.  اٰمِنًا  kelimesi  كَانَ ’ nin haberi olup fetha ile mansubdur. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمِنًاۜ ; sülâsi mücerredi  أمن  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلاًۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  لِلّٰهِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. عَلَى النَّاسِ  car mecruru mahzuf habere mütealliktir.  حِجُّ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْبَيْتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

مَنِ  müşterek ism-i mevsûl  النَّاسِ ‘ den bedel-i ba’z mine’l-kül olup, mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اسْتَطَاعَ ’ dır. Îrabtan mahalli yoktur.

Fiil cümlesidir. اسْتَطَاعَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اِلَيْهِ  car mecruru سَب۪يلًا ’ nin mahzuf haline mütealliktir. سَب۪يلًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

اسْتَطَاعَ  fiili sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, طوع ‘dır. 

Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar.

 

 وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ


 İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. İstînâfiyye olması da caizdir.  مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَفَرَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ٱللَّهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur.  غَنِيٌّ  kelimesi  إِنَّ ’ nin haberi olup damme ile merfûdur. عَنِ الْعَالَم۪ينَ car mecruru  غَنِيٌّ’ e müteallik olup, cer alameti  ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

غَنِيٌّ , sıfat-ı müşşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ 

 

Ayetin ilk cümlesi önceki ayetteki müfred müzekker has ism-i mevsûlun halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  ف۪يهِ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muahhar müsnedün ileyh olan  اٰيَاتٌ ’ deki tenvin nev, tazim ve kesret ifade eder. 

بَيِّنَاتٌ  kelimesi  اٰيَاتٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.  

مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ  ise  اٰيَاتٌ ’ den bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. 

Bedel; Arap dilinde bir kelimenin yerine kullanılan başka bir kelimenin atıf yapılmadan ve tefsir maksatlı kullanılmasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır. Bedel yapmanın amacı, kapalı olan kelamı açmak, açık olanı ise tekid etmektir. (Ar. Gör. Ömer Kara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı: 1 Yıl: 2000)

Veciz ifade kastına matuf  مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ  izafetinde  اِبْرٰه۪يمَۚ  ismine muzâf olan  مَقَامُ , şan ve şeref kazanmıştır.

[Apaçık ayetler] sıfat tamlamasıdır. Birçok ayette bu tamlama mevsûfu hazfedilerek sadece  بَيِّنَاتٌ  şeklinde gelmiştir. Apaçık ayetler, İbrahim makamı ile açıklanmıştır.

Makam-ı İbrahim'in, bir çok delil olması da bir çok delili kapsaması itibariyledir. Çünkü, onun bastığı sert kayaya ayak izlerinin çıkması, ayaklarının topuklarına kadar bu kayaya gömülmesi, yalnız bu kaya parçasının yumuşatılmış olması,

geçmiş Peygamberlerin mucizeleri içinde yalnız bunun baki kalması, pek çok düşmana rağmen binlerce seneden beri bu izlerin korunması başlı başına birer delil ve mucizedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l - Gayb - Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

 

 وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِناًۜ

وَ  istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ  ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubunda gelen cümlede, iki fiili cezm eden  مَنْ  şart ismi, mübtedadır. Şart cümlesi olan   دَخَلَهُ , sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  دَخَلَهُ  cümlesi aynı zamanda  مَنْ ’ in haberidir. Mübtedanın haberinin mazi fiil sıygasında cümle olması hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

فَ  karînesiyle gelen cevap cümlesi  كَانَ اٰمِنًا  ise,  كَانَ ‘ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

“Kim oraya girerse emin olur.” cümlesi, lafzen haber ifade etse de emir manası taşımaktadır. Anlamı şöyledir: “Kim, Mescid-i Haram’a girerse siz ona emniyet verin.” (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

Kişi her türlü suçu işledikten sonra Harem’e sığınacak olsa orada ona dokunulmazdı. Ömer (ra) bu konuda “Orada babamın katilini yakalama imkânını bulsam, oradan çıkıncaya kadar kendisine dokunmam.” derken, Ebu Hanife Rahimehullah da şöyle demiştir: “Bir kimse haremin dışında birini öldürmek, dinden çıkmak veya zina etmek suretiyle öldürülmeyi hak etse ve daha sonra Harem’e sığınsa ona orada dokunulmaz. Oradan çıkmak zorunda kalması için sadece kendisine barınma, yeme ve içmede yardım edilmez ve onunla alışveriş yapılmaz.” (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Ebüssuûd,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l - Gayb)

 

وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلاًۜ

وَ  istînâfiyyedir. 

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur  لِلّٰهِ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. 

Muahhar müsnedün ileyh olan  حِجُّ الْبَيْتِ  izafet terkibiyle gelerek az sözle çok anlam ifade etmiştir.  

الْبَيْتِ ‘ ye muzâf olması  حِجُّ  için şan ve şeref ifade eder.

Mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde lafza-i celâlin zikri tecrîd sanatıdır.

النَّاسِ ’ nin bedeli konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’ in sılası  اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلًا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. سَب۪يلًا ‘ in mahzuf haline müteallik olan car-mecrur  عَلَيْهِ , ihtimam için, amiline takdim edilmiştir

Cümlede istiare sanatı vardır. سَب۪يلًا , imkan manasında müstear olmuştur.

Sözlükte yol anlamına gelen "sebil" burada haccetmek için gerekli olan mal ve zenginlik ve diğer imkânlar demektir. ( Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Âşûr, mecaz olduğunu belirtir.

 وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ

وَ , istînâfiyyedir. Şart üslubunda gelen terkipte مَنْ كَفَرَ  cümlesi, şarttır.  مَنْ  şart ismi mübteda, müspet mazi fiil sıygasındaki كَفَرَ  cümlesi, mübtedanın haberidir.Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

فَ  karinesiyle gelen  فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ  şeklindeki cevap cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

Hükmün illetini belirtmek için zamir makamında zahir olarak tekrarlanmasında ise ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

عَنِ الْعَالَم۪ينَ  car-mecruru, haber olan  غَنِيٌّ ‘ e mütealliktir.

غَنِيٌّ - اسْتَطَاعَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اِلَيْهِ [ona] kelimesindeki zamir Kâbe’ye veya hacca racidir. Bir şeye kendisiyle ulaşılan her şey onun yoludur. Bu ifadede türlü tekid ve mübalağalar vardır. Mesela,  وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ  [Ev’i haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır.] yani Allah’ın insanların boynundaki, mutlaka eda etmeleri gereken ve asla uhdelerinden düşmeyen kesin bir hakkıdır. 

Önce  عَلَى النَّاسِ [insanlar] denilmesi, sonra ondan bedel olarak  مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلًاۜ [oraya yol bulabilen herkes] ifadesine yer verilmesi ki bunda iki çeşit tekid vardır. Birincisi: bedel kullanma, murad edilen şeyi iki kez zikretme ve tekrarlamadır. İkincisi: önce kapalı ifade edip sonra izah etme ve mücmel olarak/özetle zikredip ardından açıklamak, aynı şeyi iki ayrı şekilde ortaya koyma anlamına gelir. 

Bir diğer tekid ise haccetmeyenlere karşı bir baskı oluşturmak üzere, “her kim haccetmezse” yerine  وَمَنْ كَفَرَ  [her kim inkâr ederse] buyrulmasıdır. 

Bir başka tekid de Allah’ın ona ihtiyacının olmadığının ifade edilmesidir ki bu, ona gazap edip yüz üstü bırakarak azap edeceğine delalet eder. 

Bir başka tekid ise “ona” değil de [hiç kimseye] denilmesidir. Bu ifade, Allah’ın insana ihtiyacının olmadığına burhanî bir yolla delalet etmektedir. Çünkü hiç kimseye ihtiyacı olmayınca bu, ona ihtiyacının olmadığını da kaçınılmaz olarak ifade edecektir. Ayrıca bu, tam bir istiğnâya delalet eder ki kendisini ifade etmek üzere kullanıldığı ilâhî gazabın büyüklüğüne en açık şekilde delalet eder. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

وَمَنْ كَفَرَ [Kim inkâr ederse] sözü “kim haccetmezse” manasında gelmiştir. Bu durum haccın farziyetini ifade eder. Bu emri terk edenin büyük bir günah işlediğini gösterir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Haccın vücûbunu kuvvetle vurgulamak ve onu terkin ne kadar ağır vebali olduğunu bildirmek için "kim haccetmezse" yerine " وَمَنْ كَفَرَ  / kim inkâr ederse" buyurulmuştur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l - Gayb - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr - Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Şart cümlesinin cevabı, kesinlik ifade etmesi için haber sıygasında gelmiştir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

Bu ayet lafız itibariyle ihbârî, mana itibariyle inşâî cümledir. حَجُّوا  emir kipi yerine bu anlamı ifade eden haber cümlesinin kullanılması, hac emrinin önemine vurgu yapmak içindir. Zira şer’i hüküm ifade eden bir lafız, haber cümlesiyle bildirilirse inşâdan daha tekidli olur. Emri uygulamaya teşvikte mübalağa ifade eder. Ayetin izahında belâğî inceliklere etraflıca temas eden Beyzâvî, hac işinin zor olduğunun bu ayet-i celilede çeşitli yönlerden pekiştirilerek anlatıldığını ifade ederek şunları kaydeder: “İnşâ anlamı (emir) olduğu halde haber sıygası ile verilmesi, isim cümlesi olarak getirilmesi, haccın Allah’ın insanların boynunda bir borcu olarak bildirilmesi, hükmü önce genelleyip sonra tahsis etmesi, haccı terk etmeye küfür demesi, Allah’ın zengin olduğunun bildirilmesi, -çünkü bu ifade, bu gibi yerlerde gazaba ve yardımını kesmeye delalet eder- âlemlerden demesi de bunu gösterir, zira bu ifadede genel bir mübalağa vardır. Zenginliğini delille ispat etmesi ve gazabının büyük olduğunu bildirmesi. Çünkü hac ibadeti zor bir iştir, onda nefsi kırma, bedeni yorma, malı sarf etme, şehvetlerden soyulup Allah’a yönelme vardır.(Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)

Bir de, haccın farziyetini sarahatle ortaya koyan bu kelamda tamim (genelleme) den (bütün insanlar) sonra tahsis (yoluna gücü yetenler), ibhâmdan sonra beyan, icmaldan sonra tahsis yapılmıştır. Bu ifade tarzında daha fazla tahkik ve izah vardır.

Ayrıca, ayette haccın terki, bütün çirkinliklerin sonu olan ve bunun ötesinde başka bir çirkinlik bulunmayan küfürle tavsif edilmiştir. Bunun müeyyidesi de, Allah Teâlâ'nın, bütün alemlerin ibadetlerinden müstağni olduğu şeklinde belirtilmiştir.

Bu, haccı terk edenin itibardan düşürüldüğü, zikrinin bile müstehcen sayıldığı, Allahu Teâlâ'nın gazap ve öfkesinin, haccı terk eden herkesi kapsadığı anlamını ifade eder. Bu da, ilâhî gazabın son derece büyük olduğuna delalettir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr - Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

“O Mevlâ, hem kafirlerden hem de onların ibadet ve taatlerinden müstağnidir.” Bilindiği üzere yalnızca müminler değil, müşrikler de Kâbe’yi ziyaret edip kendilerince ibadet ediyorlardı. Allah Teâlâ, gücü yetip de onu tavaf edenlerin bile ibadetlerine muhtaç değilken müşriklerin bu fiiliyatlarından beri olduğunu bu ifadelerle açıklamıştır. (Keziban Dut,Ayet Sonlarindaki Esmâü’l-Hüsnâ’nin Ayetle Olan Münâsebeti (Fâtiha, Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Sureleri Bağlaminda)