Rûm Sûresi 15. Ayet

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ ف۪ي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ  ١٥

İman edip salih ameller işleyenlere gelince, işte onlar cennet bahçelerinde sevindirilirler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَأَمَّا ancak
2 الَّذِينَ kimseler
3 امَنُوا inanan(lar) ا م ن
4 وَعَمِلُوا ve yapanlar ع م ل
5 الصَّالِحَاتِ iyi işler ص ل ح
6 فَهُمْ onlar
7 فِي içinde
8 رَوْضَةٍ bir bahçe ر و ض
9 يُحْبَرُونَ neş’elendirilirler ح ب ر
 

Dünya hayatında sınav ortamının icaplarından olmak üzere müminler ve inkârcılar bir arada yaşarlarken, mahşer günü bu birliktelik sona erecek, insanlar iki kesim halinde birbirinden ayrılacaklar, iman edip Allah’ın hoşnutluğuna uygun yararlı işler yapanlar Allah katında itibarlı bir mevki kazanmanın ve cennet nimetlerine kavuşmanın mutluluğunu yaşayacaklar, inkâr edip ilâhî bildirimleri yalan saymayı inatla sürdürenler ise âhiret azabı ile baş başa bırakılacaklardır. 14. âyetin “insanlar birbirinden ayrılacaklar” diye çevrilen kısmı, müminlerin görecekleri muamele açısından kâfirlerden ayırt edileceği veya müminlerin bir daha bir araya gelmemek üzere kâfirlerden ayrılacakları şeklinde de açıklanmıştır (İbn Atıyye, IV, 331). 15. âyetin “ağırlanırlar” şeklinde çevirdiğimiz kısmına “sevindirilirler, nimetlere mazhar kılınırlar, kendilerine iyi muamele yapılır, ikramda bulunulur” anlamları da verilmiştir (Şevkânî, IV, 250-251).

 


 

  Raveda روض :   رَوْضٌ sözcüğü suyun biriktiği yer ve yeşilliğe sahip arazi demektir. Bu köke ait رِياضَةٌ kavramı ise söz dinler, uysal, itaatkar veya yumuşak başlı olması, ve ustalık, maharet kazanması için çokça kullanmak/işletmek manasına gelir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de isim olarak sadece 2 kere geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri Ravza, riyazet ve riyaziyedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ ف۪ي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ

 

İsim cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. اَمَّا  şart veya tafsil harfidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. عَمِلُوا  atıf harfi  وَ ile makabline matuftur.

عَمِلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  الصَّالِحَاتِ  mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Aslında  عَمِلُوا أعمالا الصَّالِحَاتِ  şeklindeki mahzuf mef'ûlun bih’in sıfatıdır.

ف  harfi  اَمَّا ‘nın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

هُمْ ف۪ي رَوْضَةٍ  cümlesi, mübteda  الَّذ۪ينَ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  ف۪ي رَوْضَةٍ  car mecruru  يُحْبَرُونَ  fiiline mütealliktir. يُحْبَرُونَ  cümlesi, ikinci haberi olarak mahallen merfûdur. 

يُحْبَرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. 

Şart, tafsil ve tekid bildiren  اَمَّا  edatı, cevabının başındaki  ف  harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında  ف  harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu) 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

الصَّالِحَاتِ ; sülâsî mücerredi  صلح  fiilinin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ ف۪ي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ

 

فَ , istînâfiyye, اَمَّا  şart harfidir. 

اَمَّا  harf-i şart, tafsil ve tekid için kullanılır. Şart harfi olması için kendisinden sonra  فَ  harfinin gelmesi zorunludur. Zemahşerî: اَمَّا  cümleye tekid anlamı kazandırır’’ demiştir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 1, s. 421)

Şart üslubunda gelen cümlede has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mübtedadır. Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi söz konusu kişilere tazim ve teşvik ifade eder. 

Sıla cümlesi olan  اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında gelerek hudûs, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Aynı üsluptaki  وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ  cümlesi hükümde ortaklık sebebiyle sılaya atfedilmiştir.

صَالِحاً , mef’ûlun bihtir veya mahzuf mef’ûlu mutlaktan naibdir. Yani mahzuf masdarın sıfatıdır. Takdiri;  عمل عملاً صالحاً (Salih bir amel yaptı)’dır. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir. Îcaz-ı hazif sanatıdır. 

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  هُمْ ف۪ي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümle  اَمَّا ’nın cevabı aynı zamanda  الَّذ۪ينَ ’nin de haberidir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  ف۪ي رَوْضَةٍ  car mecruru, ihtimam için amili olan  يُحْبَرُونَ ’ye takdim edilmiştir.

رَوْضَةٍ ‘deki nekrelik, kesret ve tazim içindir. Ayrıca bahçenin hayal edilemeyecek güzelliğine işaret olabilir.

Şart üslubundaki cümle haberî isnaddır. Şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  يُحْبَرُونَ  cümlesi, haberdir.

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye etmiştir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Muzari fiiller, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يُحْبَرُونَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Allah Teâlâ, ayette fiil sıygasıyla  يُحْبَرُونَ  buyurmuş, ama  محبرون  dememiştir, Çünkü fiil sıygası teceddüt ifade eder, isim ise teceddüde delalet etmez. Mana, "Onların kendisiyle mesrur olacakları şeyler yenilenerek tekrarlanır.” şeklindedir.

الَّذ۪ينَ ‘de cem’ edilenlerin, iman edenler ve salih amel yapanlar şeklinde sayılmaları cem' ma’at-taksim sanatıdır.

اَمَّا , haberin mübtedaya isnadını tekid eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Câsiye/31, C. 6, s. 267) 

Şart, tafsil ve tekid bildiren  اَمَّا  edatı, cevabının başındaki  ف  harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında  ف  harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)

اَمَّا  şart anlamı içeren bir harftir, bu yüzden de cevabı  فَ  ile birlikte gelir. Cümle içerisinde kullanılmasının anlama katkısı ise ilave bir tekid sağlamasıdır. Nitekim Zeyd’in gideceğini anlatmak istediğinde  زَيْدٌ ذاهِبٌَ  dersin. Ama bunu tekid ederek Zeyd’in mutlaka gideceğini ve gitmekte kararlı olduğunu belirtmek istediğinde; اما زيد مذاهب “Zeyd’e gelince mutlaka gidecek” dersin. Bu sebeple Sîbeveyhi bunun izahında; “Her ne olursa olsun Zeyd gidecektir.” demiştir. Bu izah iki fayda celb etmektedir; ilki onun tekid anlamı ihtiva etmesi, ikincisi de şart anlamı ihtiva etmesidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

ف۪ي رَوْضَةٍ  bir bostanda, yani cennette demektir. Kelimenin (mutena bir bahçe) diye nekre söylenmesi, durumunu kapalı göstermek ve büyüklüğünü ifade etmek içindir. Yeşilliği ve suyu olan her çeşit arazi Araplar için ravzadır. Arap deyimlerinden biri de  احسن من بيض في روضة  (Ravzadaki yumurtadan daha güzel) ifadesi olup, devekuşu yumurtasını kastetmektedirler. Sevindirilirler: Bir kimse birisini yüzünde gülücükler açacak ve sevinç eseri görülecek şekilde sevindirdiği zaman  حبره (yüzünü neşeyle parlattı) denir. Bu kelime bütün sevinç şekillerini taşıyabileceği için, daha sonraları bununla ilgili farklı sözler söylenmiştir. Mücahid’e (v. 103/721) göre ‘ikram görürler’; Katâde’ye (v. 117/735) göre ‘nimetlendirilirler’ demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Ravza; aslında sulu, yeşillikli güzel bostan demek olup, burada maksat, cennet bahçelerinden bir bahçedir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Cenab-ı Hak konu aslında mücrimlerle ilgili olmasına rağmen, söze iman edenlerin halini anlatarak başlamıştır. Çünkü kâfirin müminin sevap elde ettiğini görerek, daha fazla pişman olması için, kâfire azap verilmeden önce müminlere mükâfatları verilir. Eğer önce kâfir cehenneme girdirilmiş olsaydı, herkesin bu azapta kendisi gibi olduğunu sanırdı. İşte böylece Allah Teâlâ, kâfirin pişmanlığını ve azabını artırmak için, işe önce müminlere mükâfat vermeden başlamıştır. 

Allah Teâlâ, müminlerin amel-i salihlerinden bahsetmiş, ama kâfirlerin kötü amellerini burada zikretmemiştir. Çünkü imanın yanısıra amel-i salih da, nazar-ı dikkate alınır. Sırf iman, derecelerin yükselmesini değil, sadece kurtuluş sağlar, halbuki mümin, o yüksek dereceye imanı ve ameli salih ile birlikte ulaşır. Kâfire gelince o, sırf küfrü sebebiyle cehennemin en alt tabakasındadır. Binaenaleyh, şayet Cenab-ı Hak, “kâfir olup da kötü amel yapanlar azapta hazır tutulacaklardır” demiş olsaydı, o zaman bu azap, bu iki şeyin kendisinden südur ettiği kimse için söz konusu olmuş olurdu. Buna göre şayet, “Cenab-ı Hak, burada, “Kim iman ederse, kötü amel işlerse” diyerek, bu iki kısım arasında üçüncü bir kısım zikretmemiştir” denilirse, biz deriz ki, bu kimse, için Mu’tezile’nin dediği manada olmamak şartıyla, bu iki makam arasında üçüncü bir makam bulunur. Bu kimse başlangıçta (kötü amelinden dolayı) azabın içindedir ama devamlı azap içinde tutulanlardan da değildir. Bu kimse de ahirette, bahçeler ve bağlar içindedir. Ancak ne var ki bu, tamamiyle sevinci tatmış kimselerden değildir. Bütün bunlar vaat hükmüne göredir.

Cenab-ı Hak, birinci ifadede fiil sıygasıyla  يُحْبَرُونَ  buyurmuş ama  مُحْبَرُونَ  dememiştir... Diğer ifadede isim sıygasıyla  مُحْضَرُونَ  buyurmuş, fiil sıygasıyla  يحضرون  dememiştir. 

Çünkü fiil sıygası teceddüt ifade eder, ikisi ise buna delalet etmez. O halde bu demektir ki manası, "Onlara anbean, kendisiyle mesrur olacakları şeyler getir, yenilir. Ama kâfirlere gelince, onlar o azaba girdiler mi hep orada hazır tutulurlar" şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)

Bu kelam, anılan iki fırkanın halini beyan etmektedir. Bu bahçeden murad, cennettir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Sayfadaki ayetlerin son kelimelerinin, istisnasız hepsinin fasılalarındaki  و- نَ  , ي - نَ  harfleriyle  oluşan ahenk, diğer sayfalarda olduğu gibi son derece dikkat çekicidir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)