Lokman Sûresi 8. Ayet

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ  ٨

Şüphesiz, iman edip salih amel işleyenler için içlerinde ebedî kalacakları Naîm cennetleri vardır. Allah, (bu konuda) gerçek bir vaadde bulunmuştur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.  (8 - 9. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ elbette
2 الَّذِينَ kimselere
3 امَنُوا inanan(lara) ا م ن
4 وَعَمِلُوا ve yapanlara ع م ل
5 الصَّالِحَاتِ iyi işler ص ل ح
6 لَهُمْ onlara vardır
7 جَنَّاتُ cennetler ج ن ن
8 النَّعِيمِ ni’meti bol ن ع م
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَمِلُوا fiili  atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. 

عَمِلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّالِحَاتِ mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır.  لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  جَنَّاتُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. النَّع۪يمِۙ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

صَّالِحَاتِ , sülâsî mücerredi  صلح  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.  الَّذ۪ينَ  ism-i mevsûlu müsnedün ileyh,  لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِ  cümlesi müsneddir.

اِنَّ ’nin ismi olan cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  اٰمَنُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtida-i kelamdır.

Müsnedün ileyhin, ism-i mevsûlle gelmesi, habere dikkat çekmek, bahsi geçenleri tazim ve teşvik içindir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)

Aynı üslupta gelen  وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ  cümlesi, sılaya matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Buradaki  عملوا الصالحات  ibaresinin aslı  عَمِلُوا الأعمال الصالحات  şeklindedir. Mevsuf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir. Îcaz-ı hazif sanatıdır.  

اِنَّ ’nin haberi olan  لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede, takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. 

لَهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  جَنَّاتُ النَّع۪يمِ  muahhar mübtedadır.

Ayet-i kerimede  لَهُمْ  car mecruru, cennetlere takdim edilerek ihtisas ifade edilmiştir. Çünkü naîm cennetleri sadece iman edip salih amel yapanlara mahsustur. Hemen arkasından orada ebedi kalacakları zikredilmiştir. Bu asla değişmeyecek vaattir çünkü Azîz Hakîm Allah'ın vaadidir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 399)

Haberin takdimi kasr ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksurdur. , لَهُمْ  sıfat/maksurun aleyh, جَنَّاتُ النَّع۪يمِ  mevsûf/maksur olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır. Naim cenneti onlara tahsis edilmiştir. 

Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda  كائِنٍ  benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113) 

Az sözle çok anlam ifade eden  جَنَّاتُ النَّع۪يمِ  izafetinde, sıfatın mevsufuna izafeti söz konusudur. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf Suresi 20, c.7, s.238)

Ayetin metninde ters bir izafe ile  جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ [naîm cennetleri] denilmesi, mübalağa içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Denilmiştir ki  النَّع۪يمِ  (nimet) cenneti, sekiz cennetten biridir. Sözü edilen sekiz cennetin isimleri şöyledir: Dâru'l-Celâl. Dâru's-Selâm, Dâru'l-Karâr, Adn Cenneti, Me'vâ Cenneti, Huld Cenneti, Firdevs Cenneti ve Naîm Cennetidir. Vehb b. Münebbih İbn Abbas'tan bunu böyle rivayet etmiştir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)