Secde Sûresi 14. Ayet

فَذُوقُوا بِمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۚ اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ  ١٤

(Onlara şöyle denilecek:) “O hâlde, bu gününüze kavuşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduklarınıza karşılık ebedî azabı tadın.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَذُوقُوا o halde tadın ذ و ق
2 بِمَا karşılığını (cezasını)
3 نَسِيتُمْ unutmanızın ن س ي
4 لِقَاءَ karşılaşmayı ل ق ي
5 يَوْمِكُمْ gününüzle ي و م
6 هَٰذَا bu
7 إِنَّا biz de
8 نَسِينَاكُمْ sizi unuttuk ن س ي
9 وَذُوقُوا ve tadın ذ و ق
10 عَذَابَ azabı ع ذ ب
11 الْخُلْدِ ebedi خ ل د
12 بِمَا ötürü
13 كُنْتُمْ oluklarınızdan ك و ن
14 تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) ع م ل
 

Bu âyetlerde âhiret sahnelerinden biri canlı bir biçimde tasvir edilip güçlü bir uyarı yapılmaktadır: Dünya hayatının var ediliş hikmeti olan sınavın süresi sona erdikten sonra iman etmenin ve pişmanlık sergilemenin hiçbir değeri olmayacaktır; bu sebeple herkes ecel gelip çatmadan aklını başına toplamalı ve Allah’ın ezelî ilmindeki gerçekle yüz yüze gelmeden kendisine tanınan fırsatı değerlendirmelidir. Yüce Allah dileseydi elbette herkesin dünya hayatında doğru yolu izlemesini sağlayabilirdi; fakat O, bu hayatı şuurlu varlıklar için bir imtihan alanı kılarak anlamlandırmayı murat etmiş, yükümlü tuttuğu varlıklara da bunu bildirmiştir. Bu sebeple Allah Teâlâ’nın cehennemi hem insanlardan hem de cinlerden bir kısmı ile dolduracağını haber vermesi onları peşinen mahkûm etme değil, aksine kendilerine tanınan fırsatı hatırlatma anlamı taşımaktadır. Nitekim 14. âyette, günahkârlara verilen cezanın gerekçeye bağlandığı, bu cezanın mutlaka kendi yaptıklarına karşılık olduğu belirtilmektedir. Ayrıca birçok âyet ve hadiste, kişinin işlemediği bir günahtan ötürü ceza görmeyeceği, hatta şartlarına uygun bir tövbe ve benzeri vesilelerle günahlarının bağışlanacağı, buna karşılık yaptığı her iyiliğin de karşılığını göreceği bildirilmiştir. Şu halde 13. âyetten çıkarılması gereken sonuç şu olmaktadır: Cennet ve cehennem sembolik bir anlatımın ögelerinden ibaret sanılmamalı, vahiy yoluyla âhiret hayatına dair verilen bilgiler sorumluluk bilincini sürekli biçimde zinde tutmayı sağlayan birer gerçeklik olarak algılanmalıdır. 12. âyette geçen mücrimîn kelimesinin sözlük anlamı “suçlular, günahkârlar” olmakla beraber, burada öncelikle –10 ve 11. âyetlerde belirtildiği üzere– öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenlerden ve dünyada iken inanmadıklarını âhirette itiraf edenlerden söz edildiği için bu kelimeyi “inkârcılar” şeklinde anlamak gerekir. 14. âyette inkârcıların âhiret gününü hatırdan çıkarmasından ve buna karşılık âhirette de ellerinden tutulmamasından söz edilirken “unutmak” anlamına gelen nisyân masdarından türetilmiş fiiller kullanılmıştır. Bazı müfessirler bunlardan birincisini gerçek anlamda “unutmak” yani hiç hatırına getirmemek şeklinde anlamışlarsa da, tefsirlerde daha çok birincisinde inkârcıların dinî bildirimleri ihmal ve terketmeleri, ikincisinde de ilâhî yardımdan yoksun bırakılıp ateşe terkedilmeleri anlamına ağırlık veren yorumlar yapılmıştır (Taberî, XXI, 99; Şevkânî, IV, 290-291; İbn Âşûr, XXI, 225226).  


Kur'an Yolu Tefsiri
 

فَذُوقُوا بِمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۚ 

 

Fiil cümlesidir. Mekulü’l kavl olan ayet, atıf harfi  فَ  ile mukadder söze matuftur. Takdiri, قيل لهم: تركتم الإيمان (Onlara şöyle denildi: İmanı terk ettiniz.) şeklindedir..

ذُوقُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا masdar-ı müevvel  بِ  harf-i ceriyle  ذُوقُوا  fiiline mütealliktir. بِ  sebebiyyedir. Mef'ûlün bih mahzuftur. Takdiri,  ذوقوا العذاب (Azabı tadın.) şeklindedir. 

نَس۪يتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. لِقَٓاءَ  mef'ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. يَوْمِكُمْ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. هٰذَاۚ  işaret zamiri  يَوْمِكُمْ ’den bedel olarak mahallen mecrurdur.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. نَس۪ينَاكُمْ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

Fiil cümlesidir. نَس۪ينَا  fiili  ي  üzere mukadder sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef'ûlün bih olarak mahallen mansubdur. ذُوقُوا  atıf harfi وَ ’la birincisine matuftur. 

ذُوقُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَذَابَ mef'ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْخُلْدِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. بِ  sebebiyyedir. مَا  masdar-ı müevvel  بِ  harf-i ceriyle  ذُوقُوا  fiiline mütealliktir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamir,  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. تَعْمَلُونَ  cümlesi, كُنْتُمْ ’ün haberi olarak mahallen mansubdur. 

تَعْمَلُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

بِ  harf-i ceri mecruruna ilsak, sebep, musahabe, zaid, karşılık – bedel, istiane, zaman – mekan zarfı gibi manalar kazandırabilir. Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

 

فَذُوقُوا بِمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۚ 

 

Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan ayette îcâz-ı hazif sanatı vardır. Cümle, takdiri, …قيل لهم : تركتم الإيمان  [Onlara şöyle denildi: İmanı terk ettiniz.] olan mukadder sözün mekulü’l kavline matuftur.

Fiilin mef’ûlü yani tadılacak şey olan azap, belirtilmemiştir. فَذُوقُوا  fiili, müteaddi olduğu halde mef’ûlünün hazf edilmesi umum ifade edip zihni devreye sokar, geniş düşünmeye imkân sağlar. Mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

ذُوقُوا [tadın] fiilinde istiare vardır. Azap; çirkinlik hususunda acı bir yiyeceğe benzetilmiştir. Müşebbeh bih (müstear minh) hazf edilmiş ve kendisine onunla ilgili bir şey (lâzımı) olan tadarsınız ifadesiyle işaret edilmiştir. Yani “tatmak” zararın tesirini idrak etmek anlamında müsteâr olarak kullanılmıştır. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

ذُوقُوا  fiiline müteallık müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sıla cümlesi olan  نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtida-i kelamdır.  بِ  sebebiyyedir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)

ذُوقُوا  fiilinin mef’ûlü konumundaki  لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَا  izafeti, hesap gününden kinayedir.

يَوْمِكُمْ ’den bedel olan işaret ismi  هٰذَاۚ, hesap gününe dikkat çekerek tazim ifade eder. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Karşılaşma günü işaret ismiyle ifade edilmiştir. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet ederek tazim ifade eder.

İşaret isminde istiare sanatı vardır.  هٰذَا  ile hesap günü, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Ayetteki, هٰذَا  kelimesi, gün’e, o günün likasına (kavuşmasına) ve azaba bir işaret olabilir. Daha sonra Allah Teâlâ “Biz de sizi unuttuk” buyurmuştur. Bu, “Tıpkı unutanın yaptığı gibi ümitlerinizi tamamen kırmak için sizi büsbütün terk ettik. Artık size dönüp bakmayacağız” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ 

 

İtiraziyye olarak fasılla gelmiştir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Aciz bırakma ve yergi kastıyla gelen bu itiraz cümlesi itnab babındandır.

Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  نَس۪ينَاكُمْ  cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir.

İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s.107)

نَس۪يتُمْ - نَس۪ينَاكُمْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ  cümlesiyle  اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ  cümlesi arasında mukabele ve müşakele sanatları vardır.

نَس۪ينَاكُمْ  fiili hakettikleri ceza ile başbaşa kalacakları manasında mecaz-ı mürsel sanatıdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadir Suresi 1)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ  [Bugününüze kavuşmayı unuttunuz] ile  اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ [biz de sizi unuttuk] arasında müşâkele vardır. Müşakele, lafızların bir, mananın farklı olması demektir. Çünkü Yüce Allah unutmaz. Maksat, (unutulmuş bir şeyin bırakılması gibi sizi azap içinde bırakırız). (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

 وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

 

Emir üslubunda talebî inşâî isnad formundaki cümle, önceki … فَذُوقُوا  cümlesine atfedilmiştir. 

فَذُوقُوا الْعَذَابَ [Azabı tadın!] ifadesi önceki cümlede olduğu gibi tehekkümî istiaredir. Bu istiareden amaç, azabın korkunçluğunu muhataba hissettirmektir.  عَذَابَ ’ın  الْخُلْدِ  ile izafeti bu etkiyi iyice artırmaktadır.

Az sözle çok anlam ifade eden  عَذَابَ الْخُلْدِ  izafetinde, sıfat mevsûfuna izafe edilmiştir. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf Suresi 20)

Muzafun ileyh olan  الْخُلْدِ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

Müşterek ism-i mevsûl  مَا , mecrur mahalde, harfi cerle birlikte  ذُوقُوا  fiiline mütealliktir. Sılası  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ , faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  تَعْمَلُونَ  cümlesi, كَان ‘nin haberidir.

İsim cümlesinin haberinin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S. 103)

ذُوقُوا  fiilinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Zevk almak, tadılan şeyin künhünü anlamak bakımından hissetmenin en son noktasıdır. Azabı tatmak şeklinde Kur’an'da çok kullanılmıştır. Aslında Kur’an'da  ذُقْۙ ۚ  ذُقُوا , فذُوقُوا  ُkelimeleri sadece azap kastedildiğinde kullanılmıştır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ- Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 5, s.162)

Azabı tatma emri ihane (hor görme) tarikiyledir. Âlûsî de emrin ihane için olduğunu söyler. Zemahşerî şöyle der: Tadın emri, Allah’ın vaat ve vaîdiyle alay ettikleri için onları alaya almak ve kınamak manasınadır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)

وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ [Yaptığınız şeylerden dolayı ölümsüzlük azabını tadın.] emrinin tekrar edilmesi; tekid içindir, bir de mef'ûl açık verildiği içindir. Ayrıca kötü fiillerinin yalanlama ve isyanlar gibi sebebi de gösterilmiştir. Nitekim buna akıbetlerini düşünmemeleri de gerekçe gösterilmiştir ki bu, ikisinin de bunu gerektirdiğini gösterir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Ayetin son cümlesi, tekidi tekrar ve pekiştirmek mahiyetindedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayet-i Kerime’deki  ذُوقُوا [tadın]  ifadesinin tekrarlanması, pekiştirmek, inkârcılara karşı olan öfkeyi ortaya çıkarmak için ve bir de söz konusu azabın sebebinin sadece belirtilen unutma olmadığını; aksine dünyada devam etmiş oldukları inkâr ve günahlarından ibaret başka sebepleri olduğunu bildirmek içindir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)