لَقَدْ كَانَ لِسَبَأٍ ف۪ي مَسْكَنِهِمْ اٰيَةٌۚ جَنَّتَانِ عَنْ يَم۪ينٍ وَشِمَالٍۜ كُلُوا مِنْ رِزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُۜ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ ١٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَقَدْ | andolsun |
|
| 2 | كَانَ | vardır |
|
| 3 | لِسَبَإٍ | Sebe (oğulların)ın |
|
| 4 | فِي | yerlerde |
|
| 5 | مَسْكَنِهِمْ | oturdukları |
|
| 6 | ايَةٌ | bir ibret |
|
| 7 | جَنَّتَانِ | iki bahçe |
|
| 8 | عَنْ |
|
|
| 9 | يَمِينٍ | sağdan |
|
| 10 | وَشِمَالٍ | ve soldan |
|
| 11 | كُلُوا | yeyin |
|
| 12 | مِنْ | -ndan |
|
| 13 | رِزْقِ | rızkı- |
|
| 14 | رَبِّكُمْ | Rabbinizin |
|
| 15 | وَاشْكُرُوا | ve şükredin |
|
| 16 | لَهُ | O’na |
|
| 17 | بَلْدَةٌ | (bir) ülke |
|
| 18 | طَيِّبَةٌ | hoş |
|
| 19 | وَرَبٌّ | ve Rabbin |
|
| 20 | غَفُورٌ | çok bağışlayandır |
|
لَقَدْ كَانَ لِسَبَأٍ ف۪ي مَسْكَنِهِمْ اٰيَةٌۚ
İsim cümlesidir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لِسَبَأٍ car mecruru كَانَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. ف۪ي مَسْكَنِهِمْ car mecruru mahzuf hale mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اٰيَةٌۚ kelimesi كَانَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur.
جَنَّتَانِ عَنْ يَم۪ينٍ وَشِمَالٍۜ
جَنَّتَانِ kelimesi, اٰيَةٌ ’den bedel olup, müsenna olduğu için ref alameti eliftir. عَنْ يَم۪ينٍ car mecruru جَنَّتَانِ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. شِمَالٍ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كُلُوا مِنْ رِزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُۜ
Fiil cümlesidir. كُلُوا cümlesi mahzuf sözün mekulü’l-kavli olup, mahallen mansubdur.
كُلُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ رِزْقِ car mecruru كُلُوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّكُمْ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اشْكُرُوا atıf harfi و ’la makabline matuftur.
اشْكُرُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لَهُ car mecruru اشْكُرُوا fiiline mütealliktir.
بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ
İsim cümlesidir. بَلْدَةٌ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri; هذه veya هى şeklindedir. طَيِّبَةٌ kelimesi بَلْدَةٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur. رَبٌّ غَفُورٌ atıf harfi و ’la makabline matuftur.
رَبٌّ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri; المنعم (nimetlendiren)‘dir. غَفُورٌ kelimesi رَبٌّ ‘nün sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ikiside müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
غَفُورٌ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
طَيِّبَةٌ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَقَدْ كَانَ لِسَبَأٍ ف۪ي مَسْكَنِهِمْ اٰيَةٌۚ جَنَّتَانِ عَنْ يَم۪ينٍ وَشِمَالٍۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Ayette kasem fiilinin mahzuf olması icaz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf kasem ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, gayrı talebî inşâî isnaddır.
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasemin cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazfedilir. Fakat kasemin varlığı kasemin cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
Mahzuf kasem ve tahkik harfi قَدْ ‘la tekid edilmiş olan كَانَ لِسَبَأٍ ف۪ي مَسْكَنِهِمْ اٰيَةٌۚ جَنَّتَانِ عَنْ يَم۪ينٍ وَشِمَالٍ cümlesi, kasemin cevabıdır. Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcaz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. لِسَبَأٍ , nakıs fiil كَانَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. اٰيَةٌ kelimesi, كَانَ ’nin muahhar ismidir.
Cümlede müsnedün ileyh olan اٰيَةٌ ‘in tenkiri tazim ve teksir içindir.
ف۪ي مَسْكَنِهِمْ car mecruru, اٰيَةٌۚ ’un mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
جَنَّتَانِ kelimesi, اٰيَةٌۚ için bedeldir. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
عَنْ يَم۪ينٍ car mecruru, جَنَّتَانِ ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
وَشِمَالٍۜ , tezat nedeniyle يَم۪ينٍ ’ye atfedilmiştir..
Sebe halkının yurdunun, iki bahçe olduğu ve sağ, sol şeklinde ayrılması cem' ma’at-taksim sanatıdır.
يَم۪ينٍ - شِمَالٍ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
مَسْكَنِهِمْ , Sebelilerin yaşadıkları yer, ikamet ettikleri ülke ve topraklar veya her birinin oturduğu evdir; nitekim مَساكنهِمْ (meskenleri) şeklinde de okunmuştur. جَنَّتَانِ kelimesi اٰيَةٌۚ ’den bedel veya mahzuf bir mübtedanın haberidir; takdiri ise اٰيَةٌ جَنَّتَانِ (bu ayet de iki bahçedir) şeklindedir. Kelimenin merfû okunmasında medih anlamı vardır ki جَنَّتَينِ şeklinde medih üzere mansub okuyanın okuyuşu da buna delalet etmektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bundan önceki ayetlerde, Allah'ın nimetlerine şükredenlerin ahvali beyan edildikten sonra burada da, Allah'ın nimetlerine nankörlük edenlerin halleri beyan, edilmektedir. (Ebüssuûd)
Mahzuf yemine delalet eden لَ ve قَدْ ile tekid edilmesi; tariz yoluyla muhatapların kendi ülkelerinde yaşayan kimselerin halinden ibret almayan mütereddit kimseler menziline konması dolayısıyladır. كانَ fiilinin müzekker gelmesi, isminin hakiki müennes olmaması ve failiyle arasında car mecrur dolayısıyla mesafe olması sebebiyledir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
كُلُوا مِنْ رِزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُۜ
İstînâfiye olarak fasılla gelen cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri قيل لهم (Onlara denildi…) olan fiil mahzuftur. Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mahzuf sözün mekulü’l-kavli olan cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle emir şeklinde gelmiş olmasına rağmen emir anlamından çıkarak ibaha ifade ettiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Veciz ifade kastına matuf رَبَّكُمْ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan كُمْ zamiri dolayısıyla Sebe halkı, şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet, Allah’ın rububiyet vasfıyla onlara destek olduğunun işaretidir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için Rab isminde tecrîd sanatı vardır.
Aynı üslupta gelen وَاشْكُرُوا لَهُ cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri, هذه (bu) olan mübteda mahzuftur.
بَلْدَةٌ mukadder mübtedanın haberidir.
بَلْدَةٌ için sıfat olan طَيِّبَةٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Aynı üslüpta gelen وَرَبٌّ غَفُورٌ cümlesi atıf harfi وَ ‘la ta’lil cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri, المنعم (nimetlendiren) olan mübteda mahzuftur.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için Rab isminin zikrinde tecrîd sanatı, Allah Teâlâ'nın, ziyadesiyle lütufkâr olduğunu vurgulamak, bütün bu nimetlerin Rabb’in lutfu olduğunu muhatabın zihnine yerleştirmek için zamir makamında yapılan tekrarında, iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
بَلْدَةٌ - مَسْكَنِهِمْ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
رَبٌّ için sıfat olan غَفُورٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfatlar, mevsûflarının sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)