فَالْيَوْمَ لَا يَمْلِكُ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ نَفْعاً وَلَا ضَراًّۜ وَنَقُولُ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّت۪ي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ ٤٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَالْيَوْمَ | o gün |
|
| 2 | لَا |
|
|
| 3 | يَمْلِكُ | gücü yetmez |
|
| 4 | بَعْضُكُمْ | birinizin |
|
| 5 | لِبَعْضٍ | diğerine |
|
| 6 | نَفْعًا | bir fayda vermeye |
|
| 7 | وَلَا | ve (yetmez) |
|
| 8 | ضَرًّا | zarar vermeğe |
|
| 9 | وَنَقُولُ | biz deriz |
|
| 10 | لِلَّذِينَ | kimselere |
|
| 11 | ظَلَمُوا | zulmeden(lere) |
|
| 12 | ذُوقُوا | tadın |
|
| 13 | عَذَابَ | azabını |
|
| 14 | النَّارِ | ateş |
|
| 15 | الَّتِي |
|
|
| 16 | كُنْتُمْ | olduğunuz |
|
| 17 | بِهَا | onu |
|
| 18 | تُكَذِّبُونَ | yalanlamakta |
|
فَالْيَوْمَ لَا يَمْلِكُ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ نَفْعاً وَلَا ضَراًّۜ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. الْيَوْمَ zaman zarfı يَمْلِكُ fiiline mütealliktir.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَمْلِكُ damme ile merfû muzari fiildir. بَعْضُكُمْ faili olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لِبَعْضٍ car mecruru يَمْلِكُ fiiline mütealliktir. نَفْعاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. ضَراًّ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
وَنَقُولُ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّت۪ي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. اَلَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle نَقُولُ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası ظَلَمُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
ظَلَمُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l -kavli ذُوقُوا عَذَابَ ’dir. نَقُولُ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
ذُوقُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَذَابَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الَّت۪ي müfred müennes has ism-i mevsûl, النَّارِ ’ın sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası كُنْتُمْ بِهَا ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنْتُمْ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ muttasıl zamir كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. بِهَا car mecruru تُكَذِّبُونَ fiiline mütealliktir. تُكَذِّبُونَ cümlesi, كُنْتُمْ ’un haberi olarak mahallen mansubdur.
تُكَذِّبُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)
مِنْ nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341)
تُكَذِّبُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كذب ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
فَالْيَوْمَ لَا يَمْلِكُ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ نَفْعاً وَلَا ضَراًّۜ
Ayet atıf harfi فَ ile önceki ayetteki … كَانُوا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine, müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Zaman zarfı يَوْمَ , ihtimam için, müteallakı olan لَا يَمْلِكُ fiiline takdim edilmiştir.
نَفْعاً ’ın mahzuf mukaddem haline müteallik لِبَعْضٍ car mecruru, ihtimam için zul-hale takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
نَفْعاً ’a tezat nedeniyle atfedilen وَلَا ضَراًّ ’daki لَا , nefyi tekid içindir.
Mef’ûl olan نَفْعاً ve ضَراًّ ’daki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Nefy siyakında nekre, selbin umum ve şümulüne işarettir. Her ikisi de bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
بَعْضُكُمْ fail, لِبَعْضٍ car mecrurdur. Bu iki kelime arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.
نَفْعاً (fayda) - ضَراًّۜ (zarar) kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
المِلْكُ ; burada kudret manasında kullanılmıştır. Yani “birbirinize ne fayda ne de zarar vermeye muktedir değilsiniz” anlamındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَنَقُولُ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّت۪ي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ
Cümle, …فَالْيَوْمَ لَا يَمْلِكُ cümlesine atıf harfi وَ ’la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat vardır. Menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
نَقُولُ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Gaib zamirden bu ayette söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle azamet zamirine iltifat edilmiştir.
نَقُولُ fiiline müteallik cemi müzekker has ism-i mevsûl لِلَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi ظَلَمُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebat, temekkün ve istikrar ifade eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Zamir makamında, bahsi geçenlerin ism-i mevsûlle ve zalimler olarak zahiren zikredilmesi, tahkir ifadesinin yanında kâfirlerin zalim olduğunu vurgulamıştır. Bu ifadede iltifat, ıtnâb ve reddü'l acüz ale’s sadr sanatları vardır.
نَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّت۪ي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle, emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen ihane yani küçük düşürme manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
ذُوقُوا [tadın] fiilinde istiare sanatı vardır. Ateş azabı; insana kötü gelen acı bir yiyeceğe benzetilmiştir. Müşebbeh bih (müstear minh) hazf edilmiş ve kendisine onunla ilgili bir şey (lâzımı) olan tadarsınız ifadesiyle işaret edilmiştir. Yani “tatmak” zararın tesirini idrak etmek anlamında müsteâr olarak kullanılmıştır. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
النَّارِ için sıfat konumunda olan müfret müennes has ism-i mevsûl الَّت۪ي ‘nin sıla cümlesi olan كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ , nakıs fiil كَانَ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِهَا car-mecruru, ihtimam için amili تُكَذِّبُونَ ’ye takdim edilmiştir. Bu takdim fasılaya riayeti de sağlamıştır
كَانَ ’nin haberi olan يَعْبُدُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. كان ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesiyle olayın tekrarlanarak süreklilik arz ettiğine işaret edilmiştir. Ayrıca muzari fiilin tercih edilmesi, olayın muhatabın zihninde canlanmasını sağlamak içindir.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
Car mecrur بِهَا , ihtimam ve fasılaya riayet için müteallakı olan تُكَذِّبُونَ fiiline takdim edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
تُكَذِّبُونَ fiili, تفعيل babında gelerek kesret ifade etmiştir.