Nisâ Sûresi 110. Ayet

وَمَنْ يَعْمَلْ سُٓوءاً اَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللّٰهَ يَجِدِ اللّٰهَ غَفُوراً رَح۪يماً  ١١٠

Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَنْ ve kim
2 يَعْمَلْ yaparsa ع م ل
3 سُوءًا bir kötülük س و ا
4 أَوْ yahut
5 يَظْلِمْ zulmederse ظ ل م
6 نَفْسَهُ nefsine ن ف س
7 ثُمَّ sonra
8 يَسْتَغْفِرِ mağfiret dilerse غ ف ر
9 اللَّهَ Allah’tan
10 يَجِدِ bulur و ج د
11 اللَّهَ Allah’ı
12 غَفُورًا bağışlayıcı غ ف ر
13 رَحِيمًا ve esirgeyici ر ح م
 

Rasûl-i Ekrem Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

” Günah işlemiş bir müslüman abdest alır , iki rekat namaz kılar , ardından da Allah’tan bu günahının affını isterse  Allah onu affeder.”

( Ahmed b. Hanbel, Müsned , 1,8,9).

(Ayet ve hadislerle açıklamalı KUR’ÂN-I KERİM MEALİ

PROF. DR. MEHMET YAŞAR KANDEMİR)

 

وَمَنْ يَعْمَلْ سُٓوءاً اَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللّٰهَ يَجِدِ اللّٰهَ غَفُوراً رَح۪يماً

 

وَ  istînâfiyyedir.  مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَعْمَلْ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir.

سُٓوءًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. يَظْلِمْ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.  نَفْسَهُ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُۥ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يَسْتَغْفِر  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.  اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  يَجِدِ اللّٰهَ غَفُورًا  cümlesi şartın cevabıdır.

يَجِدِ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir.  اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

غَفُورًا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  رَح۪يمًا  kelimesi  غَفُورًا’den bedel olup fetha ile mansubdur. Veya birinci mef’ûlun hali olup fetha ile mansubdur.

(اَوْ): Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

(ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَسْتَغْفِرِ  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil, istif’al babındadır. Sülâsîsi  غفر ’dir. 

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.  غَفُورًا - رَح۪يمًا  kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَمَنْ يَعْمَلْ سُٓوءاً اَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللّٰهَ يَجِدِ اللّٰهَ غَفُوراً رَح۪يماً

 

وَ  istînâfiyyedir. İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubunda gelen terkipte  مَنْ يَعْمَلْ سُٓوءًا  cümlesi, şarttır.  مَنْ  şart ismi mübteda,  يَعْمَلْ  cümlesi, mübtedanın haberidir. 

Müsnedin, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam şeklinde gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.

Aynı üsluptaki  یَظۡلِمۡ نَفۡسَهُۥ  cümlesi  أَوۡ  atıf harfiyle,  یَسۡتَغۡفِرِ ٱللَّهَ  cümlesi  ثُمَّ  atıf harfiyle  يَعْمَلْ سُٓوءًا  şeklindeki şart cümlesine atfedilmiştir. Hepsi de müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

ف  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi  يَجِدِ اللّٰهَ غَفُورًا رَح۪يمًا , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümleler şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle, ayetteki lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır. Tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayette fiillerin muzari sıygada gelmesi hudûs, teceddüt ve hükmü takviye ifade eder. Ayrıca muzari fiildeki tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesi etkilenir.

غَفُورࣰا - رَّحِیمࣰا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır. Her ikisi de mübalağa kalıbında gelmiştir. Nekre gelmesi tarifsiz olduklarını ifade eder. Aralarında vav olmaması Allah Teâlâ’da bu iki vasfın birden bulunduğuna delalet eder. 

ظۡلِمۡ - رَّحِیمࣰا  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcâb sanatı vardır. 

ظۡلِمۡ - سُوۤءًا  kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır.

یَسۡتَغۡفِرِ - غَفُورࣰا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr  sanatları vardır. 

Bu ayet-i kerime, günah işleyen bir kimsenin tövbe edip mağfiret dilemesi için ziyadesiyle teşvik edicidir. Daha önce geçtiği gibi tövbe edenin, mağfiret ve rahmet eserlerini müşahede etmesi de ilave bir nimettir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)