Nisâ Sûresi 14. Ayet

وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَاراً خَالِداً ف۪يهَاۖ وَلَهُ عَذَابٌ مُه۪ينٌ۟  ١٤

Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَنْ ve kim
2 يَعْصِ karşı gelir ع ص ي
3 اللَّهَ Allah’a
4 وَرَسُولَهُ ve Elçisi’ne ر س ل
5 وَيَتَعَدَّ ve aşarsa ع د و
6 حُدُودَهُ O’nun sınırlarını ح د د
7 يُدْخِلْهُ (Allah onu) sokar د خ ل
8 نَارًا ateşe ن و ر
9 خَالِدًا sürekli kalacağı خ ل د
10 فِيهَا içinde
11 عَذَابٌ bir azab ع ذ ب
12 مُهِينٌ alçaltıcı ه و ن
 

وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَاراً خَالِداً ف۪يهَاۖ


İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. يَعْصِ  şart fiili olup, illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  

رَسُولَهُ  atıf harfi  وَ  ’la lafza-i celâle matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَتَعَدَّ حُدُودَهُ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la  يَعْصِ  fiiline matuftur. 

يَتَعَدَّ  illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  حُدُودَهُ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا ف۪يهَاۖ  cümlesi şartın cevabıdır.

يُدْخِلْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  نَارًا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  خَالِدًا  hal olup fetha ile mansubdur. ف۪يهَا  car mecruru  خَالِدًا ’e mütealliktir. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

خَالِدًا ; sülâsî mücerredi  خلد  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَهُ عَذَابٌ مُه۪ينٌ۟

 

İsim cümlesidir.  وَ  atıf harfidir.  لَهُ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  عَذَابٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.  مُه۪ينٌ۟  kelimesi  عَذَابٌ  ‘nün sıfatı olup damme ile merfûdur.  

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُه۪ينٌ۟  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَاراً خَالِداً ف۪يهَاۖ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ  ile önceki ayetteki …  مَنْ يُطِعِ اللّٰهَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır.

Şart üslubundaki terkipte sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olan  مَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ , şarttır.

Şart isimleri, ism-i mevsûller gibi umum ifade eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 103)

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ  cümlesi,  مَنْ ’in haberidir. İsim cümlesinde müsnedin fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye etmiştir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

Lafza-ı celâle tezayüf nedeniyle atfedilen رَسُولَهُ  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması, resul için şan ve şereftir. 

رَسُولَ - اللّٰهَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Cümlede Allah’a asi olmak ifadesinden sonra Resulüne asi olmanın zikredilmesi, hususun umuma atfı babında ıtnâb sanatıdır.

Aynı üslupla gelen  وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ  cümlesi, مَنْ ’in haberine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Veciz ifade kastına matuf  حُدُودَهُ  izafetinde, Allah Teâlâ’ya  ait zamire muzâf olan حُدُودَ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

حُدُودَهُ  ifadesinde istiâre vardır. Ayette mekan için kullanılan حُدُودُ  ile kastedilen, Allah’ın koyduğu kuralları çiğneme yasağıdır. Allah Teâla, bu kuralların uygulanması zorunluluğuna mübalağa yapmak için emirleri maddi sınıra benzetmiştir. Camî her ikisindeki engellemedir.

فَ  karinesi olmadan gelen  يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا ف۪يهَا  cevap cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

نَارًا ’deki nekrelik nev, kesret ve tazim ifade eder.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidâî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

خَالِدًا  kelimesi haldir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. 

خَالِدًا  ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. İsm-i fail vezni,  ف۪يهَا  car mecruruna müteallak olmasını sağlamıştır.

Önceki ayetteki  وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا  cümlesiyle  وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا ف۪يهَا  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

Eğer isyandan kasıt, büyük günahlar ve yüce Allah'ın emirlerini aşıp çiğnemek ise o takdirde ebedi kalış, uzunca bir süreyi ifade etmek üzere istiare yoluyla kullanılmış bir kelimedir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

 

وَلَهُ عَذَابٌ مُه۪ينٌ۟

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la  … يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا ف۪يهَاۖ  cümlesine atfedilmiştir. Cümlede cihet-i câmia temasüldür. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur  لَهُ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  عَذَابٌ , muahhar mübtedadır.

عَذَابٌ  için sıfat olan  مُه۪ينٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Bu ifadenin kafir ve münafıkların azabını ifade ettiği söylenmiştir. 

Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Cümlede müsnedün ileyh olan  عَذَابٌ  ’daki nekrelik azabın tahayyül edilemez derece ve çeşitte olduğuna işarettir. Ayrıca, mübalağa vezniyle gelen  مُه۪ينٌ۟ ’le sıfatlanması bu korkunçluğa delildir. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

عَذَابٌ - نَارًا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

عَذَابٌ ’daki tenvin, azabın hakikatinin ancak Allah tarafından bilineceğine işaret eder.

Onun için sabit olan cismanî ateş azabının yanısıra bir de mahiyeti bizce müphem olan ruhanî bir azap da vardır. Nitekim bu azabın sıfatı (alçaltıcı oluşu) da bunun ruhanî olduğunu bildirir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Taksim sanatı vardır, çünkü itaatsizliğin (isyanın), kimisi ölümsüzlüğü, kimisi de alçaltıcı azabı gerektiren farklı türleri vardır ve bunun karinesi  ولَهُ عَذابٌ مُهِينٌ cümlesinin ateşteki ebediliğe atfedilmiş olmasıdır. Eğer murad bu taksim olmasaydı bu atıf yapılmazdı. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)