Nisâ Sûresi 54. Ayet

اَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلٰى مَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۚ فَقَدْ اٰتَيْنَٓا اٰلَ اِبْرٰه۪يمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاٰتَيْنَاهُمْ مُلْكاً عَظ۪يماً  ٥٤

Yoksa, insanları; Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَمْ yoksa
2 يَحْسُدُونَ kıskanıyorlar mı ح س د
3 النَّاسَ insanlara ن و س
4 عَلَىٰ yüzünden
5 مَا şeyi (vahiyleri)
6 اتَاهُمُ verdiği ا ت ي
7 اللَّهُ Allah’ın
8 مِنْ -ndan
9 فَضْلِهِ lutfu- ف ض ل
10 فَقَدْ oysa
11 اتَيْنَا biz verdik ا ت ي
12 الَ soyuna ا و ل
13 إِبْرَاهِيمَ İbrahim
14 الْكِتَابَ Kitabı ك ت ب
15 وَالْحِكْمَةَ ve hikmeti ح ك م
16 وَاتَيْنَاهُمْ ve onlara verdik ا ت ي
17 مُلْكًا bir mülk م ل ك
18 عَظِيمًا büyük ع ظ م
 
Hased: Hak edenin elindeki nimetin elinden alınmasını arzu etmektir. Bazen bu istekle beraber, onun elinden alınması için çalışmak da bulunur. (Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de 5 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri hased ve hasuddur. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

اَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلٰى مَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۚ

 

Fiil cümlesidir.  اَمْ  munkatı’ olup  بل  ve hemze manasındadır.  يَحْسُدُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. النَّاسَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مَٓا  müşterek ism-i mevsûl عَلٰى  harfi ceriyle  يَحْسُدُونَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اٰتٰيهُمُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰتٰي  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. مِنْ فَضْلِه۪  car mecruru ism-i mevsûlun aid zamirinin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri ما آتاهم إيّاه الله من فضله  şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه  muzâfun ileyh olarak mahallen mansubdur. 

اَمْ : Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini ta’yin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl  اَمْ . Munkatı  اَمْ  (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰتٰي  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أتي ’dir. 

İf’al babı fiille ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekana duhul, temkin (imkan sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


 فَقَدْ اٰتَيْنَٓا اٰلَ اِبْرٰه۪يمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاٰتَيْنَاهُمْ مُلْكاً عَظ۪يماً

 

Fiil cümlesidir. فَ  ta’liliyyedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. اٰتَيْنَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.  

اٰلَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اِبْرٰه۪يمَ  muzâfun ileyh olup gayrı munsarif olduğu için, cer alameti fethadır. الْكِتَابَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الْحِكْمَةَ  atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.

وَ  atıf harfidir. اٰتَيْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مُلْكًا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. عَظ۪يمًا  kelimesi  مُلْكًا ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

 

اَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلٰى مَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۚ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.  اَمْ , munkatı’ istifham harfidir. Burada hemze ve  بَلْ  manasındadır.

بل , intikâlî idrâb manasındadır. Yani kelam ilk manayı iptal etmeyip muhafaza etmekle beraber bir manadan başka bir manaya intikal etmiştir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.95)

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tevbih ve azarlama amacı taşıdığı için cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا  başındaki harf-i cerle birlikte  يَحْسُدُونَ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

فَضْلِه۪  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  فَضْلِ , şan ve şeref kazanmıştır. 

اَمْ يَحْسُدُونَ  ifadesinde  أم  edatı hasedi yadırgamak ve çirkinliğini göstermek amacıyla gelmiştir. Yahudiler, Allah’ın müminlere nasip ettiği zafer, galibiyet, izzetlerinin artması ve günden güne ilerlemelerinden dolayı Müslümanlara haset etmekteydi. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Haset, ancak bir fazilet (üstünlük ve fazlalık) bulunduğu zaman söz konusu olur. Binaenaleyh her ne zaman insan daha tam ve daha mükemmel bir fazilete ve üstünlüğe sahip olursa, ona haset edenlerin hasedi de o nisbette fazla olur. Dinî bakımdan en büyük makamın nübüvvet makamı olduğu malumdur. Yine Cenab-ı Hakk'ın, bunu Hz Peygamber (s.a.v)'e verip, bu nübüvvete her gün gittikçe artan daha güçlü bir devlet, daha büyük bir şevket ve daha çok yardımcı nasip etmiş olduğu da malumdur. Bütün bunlar da büyük bir hasedi icap ettiren şeylerdendir.  (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ  [Yoksa insanları kıskanıyorlar mı?] Cümlesinde mecaz-ı mürsel vardır. İnsanlardan maksat Hz. Muhammed (s.a.v)'dir. Umum zikredilmiş, husus kastedilmiştir. Burada, önceki ve sonraki bütün insanla­rın taşıdığı üstün vasıfların Rasulullah (s.a.v)'de toplandığına işaret vardır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb, Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)

 فَقَدْ اٰتَيْنَٓا اٰلَ اِبْرٰه۪يمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاٰتَيْنَاهُمْ مُلْكاً عَظ۪يماً

فَ  ta’lîliyye,  قَدْ  tahkik harfidir. Tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş faide-i haber talebî kelamdır. 

Aynı üslupla gelen  وَاٰتَيْنَاهُمْ مُلْكاً عَظ۪يماً  cümlesi atıf harfi  وَ ’la makabline atfedilmiştir. Vasıl sebebi tezayüftür.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

اٰتَيْنَٓا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, bu fiillerin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

فَقَدْ اٰتَيْنَٓا  cümlesinde gaibden mütekellime iltifat vardır. Bu hususun önemini bildirmek için bu sanat kullanılmıştır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

فَقَدْ اٰتَيْنَٓا اٰلَ اِبْرٰه۪يمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاٰتَيْنَاهُمْ مُلْكًا عَظ۪يمًا  [Muhakkak ki İbrahim ailesine kitabı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir saltanat (otorite) verdik] cümlesinde cem' ma’at-taksim vardır.

اٰتَيْنَٓا  fiilinin mükerrer olarak kullanılması lütuf ve ihsan makamının gereğidir. Bir de nübüvvet ile hükümdarlığın farklı şeyler olduğunu zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

الْكِتَابَ - الْحِكْمَةَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

الْكِتَابَ ‘daki marifelik cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

[Biz vermiştik] ifadesi, bildikleri bir şeyle, yani Allah’ın kitap ve hikmeti İbrahim hanedanına verdiğine ilişkin kendi bilgileriyle onları susturmaktadır. [İbrahim hanedanı] ki Peygamber (s.a.v)’in selefleridir. Yani Allah’ın, onlara verdiğinin benzerini Peygamber (s.a.v)’e de vermesi garip bir şey değildir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Eğer vermek fiilinden maksat, gerek bizzat gerek bilvasıta vermeyi kapsayan genel bir mana ise- ki bu makama ve öncesine en uygun olan da budur; çünkü makablinde, insanlara lütûfta bulunulduğu belirtilmektedir- o takdirde Âl-i İbrahim'den murad, hepsidir. Çünkü nübüvvet ve hükümranlık verilmek suretiyle bazılarının şereflendirilmesi, hepsinin şereflendirilmesi demektir. Çünkü hepsi hükümranlık eserleriyle ilgilenmiş ve nübüvvet nurundan faydalanmıştır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)