وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُ۫كَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَـوَّاباً رَح۪يماً ٦٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا |
|
|
| 2 | أَرْسَلْنَا | biz göndermedik |
|
| 3 | مِنْ | hiçbir |
|
| 4 | رَسُولٍ | elçiyi |
|
| 5 | إِلَّا | başka bir amaçla |
|
| 6 | لِيُطَاعَ | ita’at edilmekten |
|
| 7 | بِإِذْنِ | izniyle |
|
| 8 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 9 | وَلَوْ | eğer |
|
| 10 | أَنَّهُمْ | onlar |
|
| 11 | إِذْ | zaman |
|
| 12 | ظَلَمُوا | zulmettikleri |
|
| 13 | أَنْفُسَهُمْ | kendilerine |
|
| 14 | جَاءُوكَ | sana gelseler |
|
| 15 | فَاسْتَغْفَرُوا | bağışlanma dileseler |
|
| 16 | اللَّهَ | Allah’tan |
|
| 17 | وَاسْتَغْفَرَ | ve bağışlanmasını dileseydi |
|
| 18 | لَهُمُ | onların |
|
| 19 | الرَّسُولُ | Elçi |
|
| 20 | لَوَجَدُوا | elbette bulurlardı |
|
| 21 | اللَّهَ | Allah’ı |
|
| 22 | تَوَّابًا | affedici |
|
| 23 | رَحِيمًا | merhametli |
|
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَٓا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَرْسَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ harf-i ceri zaiddir. رَسُولٍ lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلَّا hasr edatıdır.
لِ harfi, يُطَاعَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harfi ceriyle اَرْسَلْنَا fiiline mütealliktir.
يُطَاعَ fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. بِاِذْنِ car mecruru يُطَاعَ ’deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s. 341)
اَرْسَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
يُطَاعَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi طوع ’dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُ۫كَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَوْ gayr-ı cazim şart harfidir. اَنَّ ve masdar-ı müevvel mahzuf fiilin faili olarak mahallen merfûdur. Takdiri, لو ثبت مجيئهم حين ظلموا أنفسهم ... şeklindedir.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُمْ muttasıl zamir اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اِذْ zaman zarfı, جَٓاؤُ۫كَ fiiline mütealliktir. ظَلَمُٓوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ظَلَمُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْفُسَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَٓاؤُ۫كَ cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
جَٓاؤُ۫ damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَغْفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَـوَّاباً رَح۪يماً
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. اسْتَغْفَرَ fetha üzere mebni mazi fiildir. لَهُمُ car mecruru اسْتَغْفَرَ fiiline mütealliktir. الرَّسُولُ fail olup damme ile merfûdur.
لَ harfi لَوْ ’ in cevabının başına gelen rabıtadır.
وَجَدُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. تَوَّابًا ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. رَح۪يما kelimesi تَوَّابًا ‘in sıfatı veya ondan bedel olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَغْفَرَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsî fiili غفر’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar.
تَوَّابً - رَح۪يمًا ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ
وَ istînâfiyyedir. Başka bir görüş de şöyledir: Münafıkların tağutla hükmolunmak istemelerinin hükmünü içeren itiraz cümlesidir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Mazi fiil sıygasındaki cümle iki tekit hükmündeki kasrla tekid edilmiştir. Faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Mef’ûl olan مِنْ رَسُولٍ ’deki مِنْ , tekid ifade eden zaid harftir.
Fiil azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.
Cümlede nefiy harfi مَٓا ve istisna harfiyle اِلَّٓا ile oluşan kasr cümleyi tekid etmiştir. Kasr faille mef’ûlun lieclih arasındadır.
Bu durumda kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf olması caizdir. Yani fail tarafından gerçekleştirilen fiil, zikredilen mef’ûle tahsis edilmiştir. Başka mef’ûllere değil. Ama o mef’ûlde vaki olan başka fiiller vardır. Ama kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâğat Dersleri Meânî İlmi)
اَرْسَلْنَا fiilinden sonra gelen اللّٰهِ isminde iltifat sanatı vardır.
اَرْسَلْنَا - رَسُولٍ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِ cümlesi, mecrur mahalde olup اَرْسَلْنَا fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
بِاِذْنِ اللّٰهِ izafeti, muzâfın şanı içindir. Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olduğu cümlede اللّٰهِ isminin zikri tecrîd sanatıdır.
بِاِذْنِ [izin] kelimesi, muvaffak kılmak ve yardım etmek manalarına hamledilir. Bu izaha göre ise ayetin takdiri: “Biz her peygamberi, ancak bizim yardım ve muvaffak kılmamızla kendisine itaat olunsun diye gönderdik.” şeklinde olur ki bu da Hakk Teâlâ’nın, herkesin peygambere itaatini istemediği, aksine bunu, muvaffak kılıp yardım ettiği kimselerden istemesi hususunda açık bir ifadedir. O kimseler de müminlerdir. Fakat Cenab-ı Hakk’ın tevfik ve yardımından mahrum kalanlara gelince Allah onlardan bunu istememiştir. Bu ayet, bizim görüşümüzün doğruluğunu gösteren en güçlü delillerden biridir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l - Gayb)
Zeccâc, buradaki مِنْ harf-i cerinin zaid olduğunu ve takdirinin “Biz hiçbir peygamber göndermedik.” şeklinde olduğunu söylemiştir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُ۫كَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَـوَّاباً رَح۪يماً
Şart üslubunda gelen cümlede وَ , atıf لَوْ , şart edatıdır.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّهُمْ cümlesi, masdar tevili ile takdiri, … لو ثبت مجيئهم حين ظلموا أنفسهم (Kendi kendilerine zulmettikleri zaman gelişleri sabit olsaydı.) olan mahzuf şart fiilinin failidir. Bu takdire göre şart cümlesi müsbet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Faide-i haber inkârî kelam olan masdar-ı müevvel cümlesinde اَنَّ ’nin haberi olan جَٓاؤُ۫كَ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek hükmü takviye ve hudûs ifade etmiştir
اِذْ zaman zarfı, جَٓاؤُ۫كَ fiile mütealliktir.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ cümlesi اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Zaman ismi olan إذ ’in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Hac/26)
فَ atıf harfiyle gelen فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ ve وَ atıf harfiyle gelen وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ cümleleri اَنَّ ’nin haberi olan جَٓاؤُ۫كَ ’ye matuftur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اسْتَغْفَرُوا - اسْتَغْفَرَ arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
الرَّسُولُ ile Peygamber Efendimiz kastedilmiştir. Kinaye üslubudur.
الرَّسُولُ - رَسُولٍ arasında tam cinas vardır. Birinde Peygamber Efendimiz (s.a.v) diğerinde herhangi bir resul yani cins isim kastedilmiştir.
Lam-ı rabıtanın dahil olduğu لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَـوَّاباً رَح۪يماً cümlesi لَوْ ’ in cevabıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Lam-ı rabıta cümleyi tekid etmiştir. Fiilin mazi gelmesi olayın vukuunun kuvvetine veya kesinliğine işarettir.
Mef’ûl olan تَوَّابًا ’deki tenvin, tazim ifade eder. تَوَّابًا ,رَح۪يمًا için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ [Sen de onlar için istiğfar etseydin.] değil de iltifat metoduna başvurmuştur [yani “Elçi de onlar için istiğfar etseydi.” dedi] ki bu, Peygamberin (s.a.v) şanını yüceltmek, O’nun istiğfarının önemini göstermek ve “elçi” adını taşıyan birinin şefaatinin Allah nezdinde büyük bir öneme sahip olduğuna dikkat çekmek içindir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl - Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir - Ebüssuûd ,İrşâdü’l- Akli’s - Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Hz. Peygamberin (s.a.v) mağfiret talep etmesini, onların istiğfar etmeleri şartına bağlamanın faydası şöyledir:
a) Tağûtun huzurunda muhakeme olunmayı istemek, hem Allah’ın hükmüne karşı çıkmak hem de Resulullah’a edepsizlik ve O’nun kalbine bir keder sokmaktır. Günahı bu şekilde olan herkesin, ondan dolayı başkasına özür beyan etmesi gerekir. İşte bu sebepten ötürü Cenab-ı Hak, o münafıklara, Hz. Peygamberden kendileri için mağfiret istemesini talep etmelerini vacip kılmıştır.
b) Münafıklar, Hz. Peygamberin (s.a.v) hükmüne razı olmayınca onların inatları ortaya çıkmıştır. Binaenaleyh onlar tövbe ettiklerinde, bu inatlarını giderecek şeyi yapmaları gerekir. Bu da onların ancak Allah’ın Resulüne giderek, O’ndan, bağışlanmaları için Allah’tan mağfiret talep etmesini istemeleri ile mümkün olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu ilahi kelam okuyan ve dinleyenleri ziyadesiyle tövbe ve istiğfara teşvik ederken münafıkları da yaptıklarına pişman eder. (Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu ayet-i kerimeyi Medine’de Efendimizi ziyaret ettiğimiz zaman okuyoruz.