فَقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۚ لَا تُكَلَّفُ اِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَكُفَّ بَأْسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَاللّٰهُ اَشَدُّ بَأْساً وَاَشَدُّ تَنْك۪يلاً ٨٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَقَاتِلْ | (o halde) savaş |
|
| 2 | فِي | yolunda |
|
| 3 | سَبِيلِ |
|
|
| 4 | اللَّهِ | Allah |
|
| 5 | لَا |
|
|
| 6 | تُكَلَّفُ | sen sorumlu değilsin |
|
| 7 | إِلَّا | başkasından |
|
| 8 | نَفْسَكَ | kendinden |
|
| 9 | وَحَرِّضِ | ve teşvik et |
|
| 10 | الْمُؤْمِنِينَ | inananları |
|
| 11 | عَسَى | umulur ki |
|
| 12 | اللَّهُ | Allah |
|
| 13 | أَنْ |
|
|
| 14 | يَكُفَّ | kırar |
|
| 15 | بَأْسَ | gücünü |
|
| 16 | الَّذِينَ | kimselerin |
|
| 17 | كَفَرُوا | inkar eden(lerin) |
|
| 18 | وَاللَّهُ | Allah’ın |
|
| 19 | أَشَدُّ | daha güçlüdür |
|
| 20 | بَأْسًا | baskını |
|
| 21 | وَأَشَدُّ | ve daha çetindir |
|
| 22 | تَنْكِيلًا | cezası |
|
Riyazus Salihin, 1303 Nolu Hadis
Ebû Hureyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Allah yolunda cihad edenler için Allah Taâlâ cennette yüz derece hazırlamıştır. Her derecenin arası yerle gök arası kadardır."
Buhârî, Cihâd 4, Tevhîd 22. Ayrıca bk. Nesâî, Cihâd 18
فَقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۚ
فَ mukadder şartın cevabına gelen rabıta harfidir. Takdiri; إن أفردوك وتركوك فقاتل (Sizi ayırır ve bırakırlarsa o zaman savaşın.) şeklindedir.
قَاتِلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. ف۪ي سَب۪يلِ car mecruru قَاتِلْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
قَاتِلْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Mufâale babındandır. Sülâsîsi قتل ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا تُكَلَّفُ اِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ
Cümlesi قَاتِلْ ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُكَلَّفُ damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri أنت ’dir.
اِلَّا hasr edatıdır. نَفْسَكَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَرِّضِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’ dir. الْمُؤْمِن۪ينَ mef’ûlun bih olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile ürablanırlar.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُكَلَّفُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Tef’il babındandır. Sülâsîsi كلف ‘dir.
حَرِّضِ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Tef’il babındandır. Sülâsîsi حرض ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef’ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
الْمُؤْمِن۪ينَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَكُفَّ بَأْسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ
عَسَى terecci harfi, elif üzere mukadder fetha ile mebni nakıs fiildir. كَانَ gibi ismini ref, haberini nasb eder.
اللّٰهُ lafza-i celâl عَسَى ’nın ismi olup damme ile merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, عَسَى ’nın haberi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَكُفَّ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. بَأْسَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ اَشَدُّ بَأْساً وَاَشَدُّ تَنْك۪يلاً
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. اَشَدُّ haber olup damme ile merfûdur.
بَأْسًا temyiz olup fetha ile mansubdur. اَشَدُّ تَنْك۪يلًا cümlesi atıf harfi وَ ’la اَشَدُّ بَأْسًا ’e matuftur.
Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:
1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez.
(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَشَدُّ kelimesi ism-i tafdil kalıbındandır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۚ
فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap olan فَقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Takdiri, …إن أفردوك وتركوك فقاتل (Seni ayırır ve bırakırlarsa o zaman savaş.) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyyet manası dolayısıyla Allah’ın yolu içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü Allah yolu hakiki manada zarfiyyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak Allah'ın emrine uymanın önemini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
سَب۪يلِ اللّٰهِ izafetinde lafzâ-i celâle muzâf olması سَب۪يلِ için tazim ve şeref ifade eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
سَبِیلِ ٱللَّهِ [Allah’ın yolu] ibaresinde tasrihî istiare vardır. سَبِیلِ kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müstear leh) hazfedilmiş, müşebbehün bih (müstear minh) olan yol zikredilmiştir.
لَا تُكَلَّفُ اِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ
Cümle قَاتِلْ ‘deki failin halidir. Hal, anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Kasrla tekid edilmiş muzari fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Nefy harfi لَا ve istisna harfi اِلَّٓا ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr fiille mef’ûl arasındadır. Kasr üslubu ile cümle, olumlu ve olumsuz olmak olmak üzere iki anlam ifade etmektedir.
Nefy ve istisna şeklindeki kasrlar, muhatabın kabul etmediği veya kuşku duyduğu konularda tercih edilir.
Bu durumda kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf olması caizdir. Yani, fail tarafından gerçekleştirilen fiil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir. Başka mef'ûllere değil. Ama o mef'ûlde vaki olan başka fiiller vardır. Ama kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani, bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تُكَلَّفُ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
وَحَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَ cümlesi, atıf harfi وَ ’la فَقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ cümlesine atfedilmiştir.
لَا تُكَلَّفُ اِلَّا نَفْسَكَ [Sen kendinden başka kimseden sorumlu değilsin.] cümlesi savaşmayanlara ne olacak şeklindeki gizli bir sorunun cevabı olarak gelmiştir.
Arkadan gelen حَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَ [Müminleri teşvik et.] cümlesinde rücu vardır.
حَرضِ ; hastalık, noksanlık, zayıflık, değersizlik gibi bir mana taşır. Tefil babına girerek teşvik etme manası olmuştur. Bu şeddeli bâbda, giderme manası vardır. Zayıflığı gider yani teşvik et demektir. Müminler savaş konusunda zayıftır, onları cesaretlendir, teşvik et, o zayıflığı gider manasındadır.
“Sen kendinden başka hiçbir şeyden sorumlu değilsin ve müminleri teşvik et.” sözleri muhatap dışındakilere tariz ve kışkırtma üslubuyla gelmiştir. Çünkü Resule (s.a.) savaşmak farzdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَكُفَّ بَأْسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ
Cümle beyanî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Terecci manalı nakıs fiil عَسَى ’nın dahil olduğu cümle, gayrı talebî inşâî isnaddır.
Tereccî, husûlu arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.
“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıkıp haber manası kazandığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
عسى fiili Allah Teâlâya isnat edildiğinde gereklilik ifade eder, kulların kelamında ise ümit ve arzu ifade eder, Allah’a nispeti kesinlik, kullara nispeti şek ve zanna dayanan nisbettir. (Celâleddin es-Suyûtî, c. 1, s. 53)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya şamil lafza-i celâlle gelmesi kalplerde telezzüz, teberrük ve muhabbet duyguları uyandırmak içindir. Ayette Allah’ın rahmetini ummak yönünde bir teşvik vardır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki müspet muzari fiil cümlesi يَكُفَّ بَأْسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا , masdar teviliyle عَسَى ’nın haberi konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar-ı müevvel muzari fiil olarak gelmiş, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
بَأْسَ için muzâfun ileyh konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan كَفَرُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
عَسَى mukarebe fiillerinden biridir ki “ummak, ümid etmek, öyle olmasını istemek” manalarına gelir. Bu manalar, Allah hakkında düşünülemez. Buna şöyle cevap verilir: عَسَى kelimesi, arzulandırmak manasındadır. Halbuki arzu ettirmede ne bir şekk ne bir yakîn manası vardır. Bazı alimler, Allah’ın (ümit vermesinin), kesinlik ifade edeceğini söylemişlerdir. [Olur ki Allah o kâfirlerin savletini yani hamlesini defeder.] ifadesinin de delalet ettiği gibi yardım ve muzafferiyet hususunda ilâhî bir teminat içindedir. Allah Teâlâ hakkında Kur’an’da kullanılan (olur ki, belki) kelimesi, kesinlik ifade eder. Binaenaleyh Hazreti Peygambere, tek başına da kalsa cihad farzdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
كَفَرُوا - الْمُؤْمِن۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
[Umulur ki Allah küfredenlerin kötülüğünü, sıkıntısını sizin üzerinizden çeker.] cümlesi Allah Teâlâ’nın kafirlerin güçlerini kıracağını ve muhtemel zararlarını önleyeceğini gösteren kesin bir sözdür. Zira Allah Teâlâ hakkında kullanılan لعلَّ ve عَسَى ifadeleri kesin olarak gerçekleşeceğini bildirir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
عَسَى kelimesi vaad manasında müsteardır. Burada onlar ile murad edilen Mekke kafirleridir. Ayet Mekke’nin fethine hazırlıktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاللّٰهُ اَشَدُّ بَأْساً وَاَشَدُّ تَنْك۪يلاً
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَللّٰهُ mübteda, اَشَدُّ haberidir.
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder.İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan اَشَدُّ mübalağalı ismi fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Cümlede tekrarı lafzî tekiddir.
بَأْسًا kelimesi temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren itnabdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.
وَاَشَدُّ تَنْك۪يلًا ibaresi habere matuftur.
اَشَدُّ , اللّٰهُ ve بَأْسًا kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
بَأْسًا - اَشَدُّ - تَنْك۪يلًا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Bu cümle, makam için açıklayıcı bir zeyl mahiyetindedir. Cümlede, zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, mehabeti arttırmak, hükmün illetini bildirmek (yani gücünün ve cezasının daha şiddetli olması, ulûhiyet vasfından anlaşılmaktadır) ve bir de cümlenin istiklalini takviye etmek içindir.
Bu cümlede “ اَشَدُّ /daha şiddetli” kelimesinin tekrar edilmesi, manayı tekid içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَاللّٰهُ اَشَدُّ بَأْسًا وَاَشَدُّ تَنْك۪يلًا cümlesi vaad ve tehditin gerçekleşmesi manasında tezyildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)