قَالُوا رَبَّنَٓا اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَب۪يلٍ ١١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالُوا | dediler ki |
|
| 2 | رَبَّنَا | Rabbimiz |
|
| 3 | أَمَتَّنَا | bizi öldürdün |
|
| 4 | اثْنَتَيْنِ | iki kez |
|
| 5 | وَأَحْيَيْتَنَا | ve dirilttin |
|
| 6 | اثْنَتَيْنِ | iki kez |
|
| 7 | فَاعْتَرَفْنَا | itiraf ettik |
|
| 8 | بِذُنُوبِنَا | günahlarımızı |
|
| 9 | فَهَلْ | var mı? |
|
| 10 | إِلَىٰ |
|
|
| 11 | خُرُوجٍ | çıkmak için |
|
| 12 | مِنْ | hiçbir |
|
| 13 | سَبِيلٍ | bir yol |
|
Tefsirlerde, “Allah’ın kızması” diye çevirdiğimiz ifadedeki makt kelimesinin, insanlardaki öfke duygusuyla karıştırılmaması gerektiğine önemle dikkat çekilir. Zira insanlardaki bu tür duygular azalıp artmakta, hatta zaman zaman aklın kontrolünden çıkabilmekte, hak ve adalet ölçülerinin dışına çıkabilmektedir. Bu sebeple İslâm bilginleri, öfkeyi geçici delilik olarak değerlendirmişlerdir (Râgıb el-İsfahânî, ez-Zerî‘a ilâ mekârimi’ş-şerîa, s. 346; Gazzâlî, İhyâ, III, 167). Allah bu tür beşerî duygulardan münezzeh olduğundan, “öfke, kızgınlık” anlamına gelen gazap, makt, suht kelimeleri Allah hakkında kullanıldığında genellikle, “Allah’ın günah işlenmesinden hoşnut olmaması, günahkârları rahmetinden uzaklaştırması, cezalandırmayı murat etmesi” şeklinde ulûhiyyetin şanına uygun düşecek tarzda açıklanmıştır (Zemahşerî, III, 363; Râzî, XXVII, 38; İbn Âşûr, XXIV, 96).
Allah’ın, kitapları ve peygamberleri aracılığıyla yaptığı uyarılara kulak tıkayarak dünya hayatını inkâr ve isyanlarla geçirenler, âhirette hak ettikleri kötü âkıbetle yüz yüze gelince üzüntü ve pişmanlıklarından dolayı kendilerine büyük bir kızgınlık duyacaklar; suçlu olduklarını itiraf ederek kurtuluş yolu arayacaklar, ancak cezalandırılmaktan kurtulamayacaklardır. Çünkü onlar, bütün uyarılara rağmen tevhid inancını reddetmişler, din olarak putperestliği seçmişlerdir; Allah’ın ismi anıldığında veya O’nun dinine çağırıldıklarında inkârcı bir tavır takındıkları halde Allah’a ortak koşulduğunda tereddüt etmeden bu bâtıl inanca kendileri de katılmışlardır.
“Ey rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin” şeklindeki ifadede geçen “iki ölüm”den biri, –ağırlıklı yoruma göre– insanın ana rahminde hayata kavuşmazdan önceki yokluk hali, ikincisi dünya hayatının sona ermesi hali; “iki dirilme”den ilki ana rahminde hayat kazanması, ikincisi de öldükten sonra diriltilmesidir. Buna göre insanlar yok (ölü) iken var edilirler, sonra dünyada bir kere ölürler; kıyametten sonra da ikinci defa hayata kavuşturulurlar (Şevkânî, IV, 554); iki ölüm ve iki dirilme bundan ibarettir (bu konuda bilgi ve özellikle reenkarnasyon (tenâsüh) görüşü yönündeki yorumların reddi için bk. Bakara 2/28).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 644قَالُوا رَبَّنَٓا اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli رَبَّنَٓا اَمَتَّنَا ‘dIr. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ ‘dir.
اَمَتَّنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَّ fail olarak mahallen merfûdur. Mütekellim zamir نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اثْنَتَيْنِ masdardan naib mef’ûlü mutlak olup müsenna olduğundan, nasb alameti يْ ‘dir. Amili اَمَتَّنَا ‘ dır. اَحْيَيْتَنَا atıf harfi وَ ‘la اَمَتَّنَا ‘ya matuftur.
اَحْيَيْتَنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَّ fail olarak mahallen merfûdur. Mütekellim zamir نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اثْنَتَيْنِ masdardan naib mef’ûlü mutlak olup müsenna olduğundan, nasb alameti يْ ‘dir. Amili اَحْيَيْتَنَا ‘dır.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اعْتَرَفْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. بِذُنُوبِنَا car mecruru اعْتَرَفْنَا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَمَتَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi موت ‘dir.
اَحْيَيْتَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حيي ‘dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اعْتَرَفْنَا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi عرف ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَب۪يلٍ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن قبل اعترافنا بذنوبنا فهل نخرج من النار (Günahlarımızı itiraf ettiğimizde kabul ederse cehennemden çıkacak mıyız?) şeklindedir.
İsim cümlesidir. هَلْ istifham harfidir. اِلٰى خُرُوجٍ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْ harf-i ceri zaiddir. سَب۪يلٍ lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur.
مِنْ nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s. 341)
قَالُوا رَبَّنَٓا اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا
İstînafiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هٰذَا فَزِدْهُ عَذَاباً ضِعْفاً فِي النَّارِ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Münada olan رَبَّنَا ‘da, mütekellim zamirinin Rabb ismine izafesi, nida edenin Rabbin rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.
İstînâfiyye olarak fasılla gelen nidanın cevap cümlesi اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ , müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Arapçada bir cümlenin, kendisinden önceki cümle ile îrab yönüyle irtibatlı olmamasına istinâfiyye cümlesi denilmektedir. Münâdada aynı durum söz konusudur. Münâdadan sonra gelen yeni cümle, istînâfiyye cümlesidir. Îrabdan mahalli yoktur. Belâgat açısından tek kelimeden oluşan münada, bir cümle olarak kabul edilmiştir. (Ksü İlahiyat Fakültesi Dergisi 26 (2015) Arap Dilinde Münada Ve İşlevleri Prof.Dr. M. Akif Özdoğan)
Aynı üslupta gelen وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ cümlesi اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ cümlesine, tezat nedeniyle atfedilmiştir. Ve فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا cümleleri atıf harfi وَ ‘la nida cümlesine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ cümlesine, فَ ile atfedilen فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا cümlesi de önceki cümle gibi, mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Nidanın cevabı olan cümleler haberi cümle formunda gelmiş olmalarına rağmen dua manasında oldukları için muktezâ-i zâhirin hilafına durum oluşmuştur. Cümleler mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
اَمَتَّنَا - اَحْيَيْتَنَا kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
اثْنَتَيْنِ mef’ûlu mutlaktan naibdir. Bu kelimenin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sülasisi عرَف olan اعْتَرَفْنَا fiili افتعال babındadır. افتعال babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. افتعال kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ cümlesiyle اَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Süddî de şöyle demektedir: Onlar dünya hayatında öldürüldüler. Sonra sorgulanmak üzere kabirde onları diriltti. Sonra tekrar öldürüldüler, sonra da ahirette tekrar diriltildiler. (Kurtubî)
فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَب۪يلٍ
Rabıta harfi فَ , mahzuf şartın cevabının başına gelmiştir. Bu cevap cümlesi istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Takdiri, إن قبل اعترفنا بذنوبنا (Günahlarımızı itiraf ettiğimizde kabul ederse cehennemden çıkacak mıyız?) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır..
Sübut ifade eden bu isim cümlesinde takdim-tehir ve îcaz-ı hazif sanatları vardır. اِلٰى خُرُوجٍ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Lafzen mecrur mahallen merfû olan مِنْ سَب۪يلٍ , muahhar mübtedadır. Zaid harf-i cer مِنْ cümleyi tekid etmiştir.
Müsnedün ileyhin tenkiri, yolun belirsizliğini veya nevini ifade ediyor olabilir.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebi inşâî isnaddır.
İstifham harfi هَلْ şefkat istemek anlamında kullanılmıştır. (Âşûr)
Yol manasındaki سَب۪يلٍ , bir şeyin elde edilmesi için çare anlamında müstear olmuştur.
Burada mübtedanın nekre oluşu da dikkate değer bir başka özellik olup “Bunun hiçbir çaresi yok mu?” vurgusu taşır. Bu istifhamda şaşkınlık ve yeis manası vardır. İbn Münir, “Bu söz, yeis ve ümitsizliğin kapladığı kişilerin sözüdür” demiştir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 98) Bu yüzden mecaz-ı mürsel mürekkebdir.