وَقَالَ مُوسٰٓى اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟ ٢٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقَالَ | ve dedi |
|
| 2 | مُوسَىٰ | Musa |
|
| 3 | إِنِّي | elbette ben |
|
| 4 | عُذْتُ | sığındım |
|
| 5 | بِرَبِّي | benim de Rabbim |
|
| 6 | وَرَبِّكُمْ | ve sizin de Rabbinize |
|
| 7 | مِنْ | -nden |
|
| 8 | كُلِّ | hepsi- |
|
| 9 | مُتَكَبِّرٍ | kibirlilerin |
|
| 10 | لَا |
|
|
| 11 | يُؤْمِنُ | inanmayan |
|
| 12 | بِيَوْمِ | gününe |
|
| 13 | الْحِسَابِ | hesap |
|
Aveze عوذ : عَوْذٌ başkasına sığınmak ve ona bağlanmaktır. Fiil olarak عاذَ şeklinde falan kişi falan kişiye sığındı manasında kullanılır.
Türkçede de kullandığımız مَعاذَ الّله maazallah lafzı, yani bunu yapmaktan Allah'a sığınırız ve O'ndan yardım dileriz demektir. Çünkü bu cüret etmekten sakındığımız, kendimizi uzak tuttuğumuz bir fenalıktır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 17 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri maazallah ve istiâzedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَقَالَ مُوسٰٓى اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. مُوسٰى fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir. Mekulü’l-kavli اِنّ۪ي عُذْتُ ’dur. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. عُذْتُ cümlesi, اِنّ۪ٓ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
عُذْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. بِرَبّ۪ي car mecruru عُذْتُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
رَبِّكُمْ atıf harfi و ‘la makabline matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنْ كُلِّ car mecruru عُذْتُ fiiline mütealliktir. مُتَكَبِّرٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. لَا يُؤْمِنُ cümlesi مُتَكَبِّرٍ ‘nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤْمِنُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِيَوْمِ car mecruru يُؤْمِنُونَ fiiline mütealliktir. الْحِسَابِ۟ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُؤْمِنُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
مُتَكَبِّرٍ ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan تَفَعَّلَ babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَقَالَ مُوسٰٓى اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟
وَ , istînâfiyyedir. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı Kadr/1.)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
رَبّ۪ي izafeti, Hz Musa’yı tazim ve teşrif ifade eder. رَبِّكُمْ izafeti ise az sözle çok mana ifade etmek için gelmiştir.
Hz. Musa, sözlerinde inanmayanlara aid zamiri Rabb ismine izafe ederek, onlar inanmasa da Allah’ın onların da rabbi olduğunu ve onlar üzerindeki nimetlerini hatırlatmak istemiştir.
تفعّل babının ism-i faili olan مُتَكَبِّرٍ ’deki tenvin tahkir ve nev ifade eder.
لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟ cümlesi, مُتَكَبِّرٍ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Menfi muzari fiil cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Musa (as)’ın sözü üzerinde yeniden düşünülürse, اِنّ۪ي ile tekid edildiği görülür. Bu tekid İmam Râzî’ye birşey ima etmiştir ki bu da Musa (as)’ın şiddet anında Rabbine sığınırken sözünü tekidli söylemesidir. Bu, bütün Allah ehlinin ve salihlerin genel davranışına uygundur. Zaten O’ndan başka sığınacak hiç bir varlık yoktur. O Allah Teâlâ onlara kâfidir, gözetir, himaye eder.
Ancak Fahreddin Râzî burada bir şeyi gözden kaçırmıştır. Buradaki tekid sadece isnadı tekid etmekle kalmaz cümleyi bulunduğu yer bakımından da tekid eder. Musa (a.s) melun kişinin tehdidini duyduğu anda yaptığı duayı tekitli bir şekilde söylemiştir. Burada yapılan vurgu sadece Allah’a sığınma manasına değil bu sığınma anını da vurgular, oraya dikkat çekilir, çünkü bu an kerb anıdır. Kerb, ‘meşakkat, endişe, üzüntü, acı’ gibi manaları olan bir kelimedir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 153)
Buradaki وَ harfi, Musa (as)’ın Firavun’a karşı red ifade eden bu sözünün tek bir zamana mahsus olmadığına delâlet eder. Buradaki atıf fasl ve vasl kaidelerinde olduğu gibi, bir kelamın kendisinden kaynaklandığı bir kelama atfı manasında değildir. Yani, bir kelamın bir kelama atfıdır, ama bu atıf fasıl ve vasıl konusundaki kaideye uygun olan şekilde değildir. Ayrıca bunda şu manaya da işaret vardır: Musa (as) Firavun’un sözünü duymuştur, ama Rabbine sığınırken, kendisini şüpheler sarmış biri gibi sığınmamıştır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 148)
Hazret-i Musa, bu bedduasında, Firavunu açıkça zikretmemiştir. Çünkü bazı bakımlardan onun, Musa (as) üzerinde, terbiye etmiş olması sebebiyle bir hakkı bulunuyordu. İşte o hakkı gözettiği için, bizzat ve ismen, Firavun'dan bahsetmemiştir.
Firavun, her ne kadar bu fiili açıkça yapmış ise de, Musa (as)'ın, Firavun'un aleyhine bizatihi ismini anarak duada bulunmasında bir fayda yoktur. Tam aksine uygun olanı, bu sıfatları taşıyan herkesin kötülüğünü önleme hususunda, Allah'a sığınmak ve O'ndan yardım istemektir. Böylece bu sığınmanın şümulüne, düşmanlığını izhar etsin, etmesin düşman olan herkes dahil olur. (Fahreddin er-Râzî)
Haberin إنَّ harfiyle tekid edilmesi haberin lâzımına yöneliktir. Yani Allah onun güvenliğini garanti etmiştir. Bu tekid, kendisine karşı duydukları şefkat dolayısıyla kavmin bir kısmını veya çoğunu konu hakkında mütereddit menziline koymak içindir. Allah için mütekellim zamirine muzâf olan Rabb isminin gelmesinde O’na sığınmaya ima vardır. Çünkü kul efendisine sığınır. (Âşûr)