يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِۜ اُحِلَّتْ لَكُمْ بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُر۪يدُ ١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَا أَيُّهَا | ey |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | امَنُوا | inanan(lar) |
|
| 4 | أَوْفُوا | yerine getirin |
|
| 5 | بِالْعُقُودِ | akitleri(zi) |
|
| 6 | أُحِلَّتْ | helal kılındı |
|
| 7 | لَكُمْ | sizin için |
|
| 8 | بَهِيمَةُ | dört ayaklı |
|
| 9 | الْأَنْعَامِ | hayvanlar |
|
| 10 | إِلَّا | dışındaki |
|
| 11 | مَا |
|
|
| 12 | يُتْلَىٰ | oku(nup açıkla)nacak olanların |
|
| 13 | عَلَيْكُمْ | size |
|
| 14 | غَيْرَ |
|
|
| 15 | مُحِلِّي | helal saymamak şartiyle |
|
| 16 | الصَّيْدِ | avlanmayı |
|
| 17 | وَأَنْتُمْ | siz |
|
| 18 | حُرُمٌ | ihramda iken |
|
| 19 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 20 | اللَّهَ | Allah |
|
| 21 | يَحْكُمُ | hükmünü verir |
|
| 22 | مَا | ne |
|
| 23 | يُرِيدُ | istediği |
|
tefsiri için;
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِۜ
يَٓا nida harfidir. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. الَّذ۪ينَ münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اٰمَنُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Nidanın cevabı اَوْفُوا بِالْعُقُودِۜ ‘dir.
اَوْفُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِالْعُقُودِ car mecruru اَوْفُوا fiiline mütealliktir.
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوْفُوا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi وفي ’dir.
اٰمَنُٓوا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ‘dir.
İf’al babı fiile, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekana duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اُحِلَّتْ لَكُمْ بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ
Fiil cümlesidir. اُحِلَّتْ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. لَكُمْ car mecruru اُحِلَّتْ fiiline mütealliktir.
بَه۪يمَةُ naib-i fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْاَنْعَامِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اِلَّا istisna harfidir. مَا müşterek ism-i mevsûl istisna-i muttasıl olup mahallen mansubdur. Yani, إلّا ما حرّم عليكم بحكم الآيات المتلوّة (Okunan ayetlerin hükmüyle size haram kılınmış şeyler hariç.) demektir. İsm-i mevsûlun sılası يُتْلٰى عَلَيْكُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
يُتْلٰى elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَلَيْكُمْ car mecruru يُتْلٰى fiiline mütealliktir.
غَيْرَ kelimesi لَكُمْ ’deki hitab zamirinin hali olup fetha ile mansubdur. مُحِلِّي muzâfun ileyh olup sonundaki نَ izafetten dolayı hazfedilmiştir. الصَّيْدِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
وَ haliyyedir. Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. حُرُمٌ haber olup damme ile merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُحِلَّتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حلل ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
مُحِلِّي sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُر۪يدُ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. يَحْكُمُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.
يَحْكُمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يُر۪يدُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
يُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
يُر۪يدُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İf’âl babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
İf’al babı fiile, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekana duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِۜ
Kelama en güzel giriş şekillerinden biri de kelamın konusuyla alakalı bir şeyle başlamaktır. Böylece kelamın maksadına işaret edilmiş olur. Kur’an-ı Kerim’in bütün surelerinde olduğu gibi, bu surenin girişi de surenin konusuyla alakalı en uygun şekilde olmuştur. Surenin bu ilk ayeti berâetü-l istihlâl sanatının güzel bir örneğidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Bedî İlmi- Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayet ibtidaiyye olarak gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
يَٓا nida edatı, اَيُّ münadadır. هَا , tekid ifade eden tenbih harfidir.
الَّذ۪ينَ münadadan bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. Mevsûlün sılası olan اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
İsm-i mevsûller muhakkak herkesin bildiği bir grup varsa kullanılır. Burada bu iman edenler Peygamber Efendimiz ve sahabe tarafından bilinen insanlardı. Böyle bir grup yoksa ism-i mevsûl gelmez. Ayrıca iman edenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmesi sonraki konuya dikkatleri çekmek içindir.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا nidasında, müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.
Nidanın cevabı olan اَوْفُوا بِالْعُقُودِ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا şeklindeki nida üslubu Kur’an-ı Kerim’de iman edenlere önemli bir konunun bildirileceğini haber verir. Bu üslup tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi, söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri’t Ta’bîri’l Kur’anî, s. 43)
Bazı salihler Allah Teâlâ'nın ايَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا [Ey iman edenler] sözünü işitince sanki Allah'ın nidasını işitmiş gibi, لبيك وسعديك “Emret Allah'ım, emrine amadeyim” der. Böyle söylemek Kur’an'ın edebidir.
Yüce Allah, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا hitabıyle Kur'an'ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. Bu hitap Allah'ın müminlere yönelerek bu surede yaptığı ilk hitaptır. Muhataplara "Ey müminler!" diye seslenilmesi, onlara bu iman sahibinin, Allah'ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
“Ey insanlar” ve “Ey iman edenler” hitaplarıyla başlayan ayetler, taşıdıkları mesajlar bakımından benzerlik taşıdıkları gibi ayrıştıkları noktalar da vardır. Her iki hitap da kendinden sonra itikat, ibadet, helal ve haram, cezalar, sosyal hayat gibi konulara yer vermektedir. Ancak “Ey iman edenler” hitabıyla verilen mesajlar Medenî sureler çerçevesinden verildiğinden dolayı hüküm ayetleri ağır basmaktadır. Aile hukuku, cihat, gibi konular “Ey iman edenler” hitabından sonra işlenmektedir. (Enver Bayram, Kur’an’da Geçen “Ey İnsanlar” ve “Ey İman Edenler” Hitaplarıyla Başlayan Ayetler Arasında Bir Mukayese)
Kur’an’da bu tip يَٓا اَيُّهَا formunda nida çoktur. İçinde tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra اَيُّ harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan emri uyanık ve dikkatli bir şekilde almak için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan هَا gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri't T'abîri'l Kur'ânî, Dirâsetu Tahlîliyye li Sûreti'l Ahzâb, s. 43)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde lafza-i celâlin zikri tecrîd sanatıdır.
الْعُقُودِ ; düğüm demektir. Bir şeyi bir şeye çok sıkıca ve sağlamca bağlamak demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) Ahit ve akit, benzer anlam ve benzer harfler taşıyan kelimelerdir. Aralarında cinas vardır.
Nisa Suresi “ey insanlar” diye başlamıştı, bu sure ise “ey iman edenler” diye başlıyor.
الْعُقُودِ kelimesinin başındaki tarif istiğrak içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Akd, güvene dayalı olarak alınan söz demektir. Bu, ip veya benzeri şeylerin düğümünü bağlamaya benzetilen bir ifadedir. Burada bundan anlaşılan mana ise Allah’ın kullarından aldığı kesin söz ve teminat demek olup Allah’ın, kendilerine yüklediği sorumlulukların gereğini yapmak zorunda bıraktığı görevler manasınadır. Bu ise ya Allah’ın bizzat sizden aldığı teminat gereği sizinle yaptığı kesin sözleşme olduğu gibi aynı zamanda insanların kendi aralarında birbirleriyle yaptıkları sözleşmeler de bu kapsam içinde değerlendirilmektedir.
Esasen burada asıl olan gerçek şu ki: Bu, Allah'ın insanlardan aldığı kesin söz ve teminat olup bunlar da Allah’ın diniyle alakalı olan helali helal kabul edip ona inanmak, gereğini yapmak ve haramı da haram kabul edip ondan uzak durmaktır. Aslında bu ifade önce biraz üstü kapalı ve pek açık olmayan bir şekilde sunulmuş ve sonra da bunun detaylarına geçilerek açıklama yapılmıştır. Açıklamayı içeren ifadeler ise “Dört ayaklı hayvanlar size helal kılınmıştır.” sözüdür. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾi ḳu’t-teʾvîl)
Arap dilinde verilen sözü yerine getirme anlamında وَفَى بالْعَهدِ ، اَوْفَى بِهِ ‘de denir. Nitekim وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ [verdikleri sözlere riayet edenler” [Bakara 2/177]) ayetindeki kullanım da bu şekildedir. Kök anlamı “düğüm” demek olan el-‘akd pekiştirilmiş olarak verilen söz, vaat ve ahit demektir. Verilen söz; ip vb. şeylere atılan düğüme benzetilmiştir.
Burada “ahitler”den maksat, Allah Teâlâ’nın kulları üzerine yüklediği ve gereği ile onları sorumlu tuttuğu yükümlülüklerdir. Bu ahitlerden maksadın, insanların kendi aralarında yapmış oldukları güven esasına dayalı karşılıklı teminatlar içeren sözleşmeler olduğu da söylenmiştir. Açıktır ki burada sözü edilen ahitlerden maksat, Allah’ın dini ile ilgili helâl kıldıklarını helâl, haram kıldıklarını da haram bilmek şeklinde onların omuzlarına binen yükümlülüklerdir. Ve ayet, genel bir ifade ile başlamış ardından da “size helâl kılındı” diye ayrıntıya geçmiştir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
العُقُودُ kelimesi, ayn harfinin fethasıyla yazılan عَقْدٍ kelimesinin çoğuludur. Herhangi bir fiilde iki taraf arasındaki bağlayıcılığı ifade eder. العَقْدَ hakikatte, ipin ilmek ve benzeri bir şeyle birbirine bağlanmasıdır. İpin kendi kendine bağlanmasına da العَقْدَ denir. Sonradan mecaz olarak iltizam (bağlayıcılık) manasında kullanılmıştır. Bu kullanılış da yaygınlaşmış ve örf haline gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اُحِلَّتْ لَكُمْ بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Car mecrur önemine binaen müsnedün ileyhe takdim edilmiştir.
Müstesna konumunda olan müşterek ism-i mevsul مَا ‘nın sılası olan يُتْلٰى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
يُتْلٰى ve اُحِلَّتْ fiileri meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Hal وَ ’ıyla gelen وَاَنْتُمْ حُرُمٌ , mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Hal cümleleri anlamı açıklayan ıtnâb sanatıdır.
بَه۪يمَةُ dört ayaklı deniz ve kara hayvanları, الْاَنْعَامِ sığır, koyun, keçi gibi hayvanlar (Evcil hayvanlar) demektir. İkisi de hayvanları ifade eder. بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ; pençeli ve yırtıcı hayvanlar; at, eşek, katır gibi tek tırnaklı hayvanlar hariç, deve, sığır, koyun, keçi gibi evcil hayvanlar başta olmak üzere ceylan, geyik vb hayvanları ifade eden değişik bir tamlama türüdür, beyan için olan izafettir (izafetü’l beyan), yüzüğün cinsini açıklayan “gümüş yüzük” tamlamasına benzer.
Vahidî; الْاَنْعَامِ sözüne, tırnaklı hayvanlar girmez. Çünkü bu kelime, “yumuşak basma” manasına gelen, (نعومة) tabirinden alınmıştır demiştir.
Bunu iyice kavradığında biz deriz ki: Hakkında şu sorular sorulmuştur:
1. بَه۪يمَةُ , bir cins; الْاَنْعَامِ ise türdür. Buna göre, bu tabir tıpkı “Hayvanü’l-insan” (insan olan canlı) denilmesi gibidir ki, bu sonra getirilmesi gerekenin, önce getirilmesi demektir?
2. Eğer Allah Teâlâ, “Sizin için en'âm helal kılındı.” demiş olsaydı, bu da aynı manayı ifade ederdi. Bunun delili ise Cenab-ı Hakk’ın, bir başka ayetteki “Karşınızda okunan (hayvanlar) müstesna enam size helal kılındı.” (Hac Suresi, 30) buyruğudur. Binaenaleyh bu ayette, بَه۪يمَةُ kelimesinin ilaveten getirilmesinde ne fayda vardır?
3. Allah Teâlâ بَه۪يمَةُ lafzını müfred, الْاَنْعَامِ lafzını ise cemi olarak getirmiştir. Öyle ise bunun faydası nedir?
Birinci soruya şu iki şekilde cevap veririz:
1. Bu ifadede gerek بَه۪يمَةُ gerek الْاَنْعَامِ kelimeleri ile aynı şey murad edilmiştir. Binaenaleyh بَه۪يمَةُ’nin, الْاَنْعَامِ ’a izafesi beyan içindir. Bu tür izafet (den, dan) manasındadır. Mesela (gümüş’ten olan yüzük, gümüş yüzük) gibi. Binaenaleyh ayetteki bu izafet, “Enam’dan olan behîme” demektir. Veyahut da bu izafet, tekid içindir. Tıpkı bizim “o şeyin kendisi, bizzat aynısı” dememiz gibi.
2. بَه۪يمَةُ ile bir şey, الْاَنْعَامِ ile de başka birşey murad edilmiştir. Bu takdirde şu iki izah yapılabilir:
a. بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ tabirinden maksat, ceylan, vahşi sığır ve benzeri hayvanlardır. Sanki Araplar, geviş getirme ve köpek dişleri olmama bakımından “enam”a benzeyen behâim cinsi hayvanları kastetmişlerdir. Böylece بَه۪يمَةُ kelimesi, aradaki bu benzerlikten ötürü الْاَنْعَامِ’a muzâf kılınmıştır.
b. Buradaki بَه۪يمَةُ ’den maksat, “enam”ın karnındaki yavrularıdır. Nitekim rivayet olunduğuna göre İbni Abbas, bir sığır kesilip karnından bir cenin çıkınca onun kuyruğundan tutarak, “Bu, enam’ın behîmesidir.” demiştir. İbni Ömer’in de “Bu, enam’ın ceninleridir. Enam’ın kesilmesi bunun da kesilmesi yerine geçer.” dediği rivayet edilmiştir. Bil ki bu izah, İmam Şafiî’nin, “Cenin, annesinin kesilmesi ile kesilmiş sayılır.” şeklindeki görüşünün doğruluğuna delalet eder. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
بَه۪يمَةُ, dört ayaklı bütün hayvanlar için kullanılır.
الْاَنْعَامِ da, aynı manaya geldiği halde بَه۪يمَةُ kelimesinin ona izafe edilmesi, manayı kuvvetlendirmek içindir.
Bu hayvanlar, Enam Suresi’nde sayılan dört çifttir. Bunlara ceylan, geyik, karaca ve yabani sığır gibi hayvanlar da ilave edilir.
Diğer bir görüşe göre buradaki بَه۪يمَةُ ’den murad, sözü geçen yabani dört ayaklı hayvanlardır. Çünkü الْاَنْعَامِ (dört ayaklı evcil hayvan) etlerinin helal olduğu daha önce beyan edildi.
Bu görüşe göre بَه۪يمَةُ kelimesinin, الْاَنْعَامِ kelimesine izafe edilmesi, geviş getirmek ve kesici dişleri olmamak hususunda aralarında benzerlik bulunmasından dolayıdır. Bu izafenin faydası da, iki muzâf (بَه۪يمَةُ ile الْاَنْعَامِ) arasındaki müşterek hükmün illetini bildirmektir. Sanki şöyle denmektedir:
Daha önce helal olduğu size bildirilen الْاَنْعَامِ (evcil hayvanlar)’a benzeyen ve onlardaki hükmün temel sebebini (illetini) taşıyan بَهَائِم (yabani hayvanlar) de sizin için helal kılınmıştır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اُحِلَّتْ - مُحِلِّي kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اُحِلَّتْ - حُرُمٌ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
بَه۪يمَةُ - الْاَنْعَامِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Bu ayette helal kelimesi değişik formlarda çok sık geçmiştir.
Nisa ve Maide Sureleri asıllardan çok teferruatları açıklamaktadır.
اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُر۪يدُ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan يُر۪يدُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetin zahir olan “Haram ve helal konusunda Allah hüküm verir.” anlamının altında, verilen hükme uymak gerekliliği manası yatar. Lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürseldir.