Mâide Sûresi 2. Ayet

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَٓائِدَ وَلَٓا آٰمّ۪ينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَاناًۜ وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواۜ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُواۢ وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ  ٢

Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَيُّهَا ey
2 الَّذِينَ kimseler
3 امَنُوا inanan(lar) ا م ن
4 لَا
5 تُحِلُّوا saygısızlık etmeyin ح ل ل
6 شَعَائِرَ işaretlerine ش ع ر
7 اللَّهِ Allah’ın
8 وَلَا ve
9 الشَّهْرَ aya ش ه ر
10 الْحَرَامَ haram ح ر م
11 وَلَا ve
12 الْهَدْيَ kurbana ه د ي
13 وَلَا ve
14 الْقَلَائِدَ gerdanlık(lı kurban)lara ق ل د
15 وَلَا ve
16 امِّينَ gelenlere ا م م
17 الْبَيْتَ Beyt-i ب ي ت
18 الْحَرَامَ Haram’a ح ر م
19 يَبْتَغُونَ arzu ederek ب غ ي
20 فَضْلًا lutfunu ف ض ل
21 مِنْ
22 رَبِّهِمْ Rablerinin ر ب ب
23 وَرِضْوَانًا ve rızasını ر ض و
24 وَإِذَا ve zaman
25 حَلَلْتُمْ ihramdan çıktığınız ح ل ل
26 فَاصْطَادُوا avlanabilirsiniz ص ي د
27 وَلَا
28 يَجْرِمَنَّكُمْ sizi itmesin ج ر م
29 شَنَانُ beslediğiniz kin ش ن ا
30 قَوْمٍ bir topluma karşı ق و م
31 أَنْ dolayı
32 صَدُّوكُمْ sizi çevirdiklerinden ص د د
33 عَنِ
34 الْمَسْجِدِ Mescid-i س ج د
35 الْحَرَامِ Haram’dan ح ر م
36 أَنْ
37 تَعْتَدُوا suç işlemeğe ع د و
38 وَتَعَاوَنُوا ve yardımlaşın ع و ن
39 عَلَى üzerinde
40 الْبِرِّ iyilik ب ر ر
41 وَالتَّقْوَىٰ ve takva و ق ي
42 وَلَا
43 تَعَاوَنُوا yardımlaşmayın ع و ن
44 عَلَى üzerinde
45 الْإِثْمِ günah ا ث م
46 وَالْعُدْوَانِ ve düşmanlık ع د و
47 وَاتَّقُوا ve korkun و ق ي
48 اللَّهَ Allah’tan
49 إِنَّ şüphesiz
50 اللَّهَ Allah’ın
51 شَدِيدُ çetindir ش د د
52 الْعِقَابِ azabı ع ق ب
 

Enes  radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu:

“Din kardeşin zalim de mazlum da olsa ona yardım et.”

Bir adam:

- Ya Rasûlallah! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim. Ama zâlimse nasıl yardım edeyim, söyler misiniz? dedi. Peygamberimiz:

– “Onu zulümden alıkoyar, zulmüne engel olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir” buyurdu.  Buhârî, Mezâlim 4; İkrâh 6. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 68

 

عون Yardım etmek, desteklemek demektir. ألْعَوَانُ Orta yaşlı olmak manasında kullanılır. Ayrıca avniyet köküyle muttasıf olarak gelmesi o kimsenin ya da şeyin kıymet sahibi olduğuna delalet eder. التَّعاوُن yardımlaşmak manasına gelir. ألإسْتِعَانَة ise yardım ve destek istemektir. (Müfredat - Tahkik) Kur’ân’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 11 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri muâvin, teâvün, iâne, avâne, muin ve Avni'dir. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)

.ٌبَرّ Deniz kavramının zıddı olan kara parçası demektir. Bu kökte mevcud olan genişleme/bollaşma anlamı düşünülerek  hayır işlemede genişlemek, bol  hayır işlemek demek olan ألْبَرُّ sözcüğü de buradan türemiştir. Kelimemiz Allah-u Teala'ya nisbet edildiğinde mükafat ve sevap vermek; kula nisbet edildiğinde ise itaat etmek ve bağlılık göstermek anlamlarına gelir.

 ألْبَرُّ iki türdür. Bir bölümü inançla bir bölümü de amelerle ilgilidir. Allah Rasûlune 'birr'in ne olduğu sorulunca Bakara 2/177 ayetini okumuştur ki bu ayet anlam olarak hem inancı ve hem de amelleri kapsamaktadır. ألْبِرّ sözcüğü sıdk ve doğru sözlülük manasında da kullanılmıştır. Zira bu da iyiliğin geniş bir alanını kuşatmaktadır. Kur’ân-ı Kerim'de de geçen بَرَرَة kelimesi أبْرَار dan daha beliğ olduğundan yalnızca melekler için kullanılmıştır. Zira ilki devamlılık ifade eden bir kalıp olan  بَرٌّ'ün çoğuludur.

Diğeri ise بَارٌّ 'ün cemisidir. ألْبُرُّ  bildiğimiz buğdaydır. Bu şekilde adlandırılmasının sebebi yiyecekler arasında kendisine en geniş çapta ihtiyaç duyulanı olmasıdır.  (Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 32 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri Ebrar, mebrur ve Berire'dir. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ


يَٓا  nida harfidir.  اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur.  هَا  tenbih harfidir.  الَّذ۪ينَ  münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur

اٰمَنُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ı fail olup mahallen merfûdur. Nidanın cevabı  لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ ‘dir.  

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُحِلُّوا  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

شَعَٓائِرَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُحِلُّوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حلل ’dir. 

اٰمَنُٓوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ‘dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 

وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَٓائِدَ وَلَٓا آٰمّ۪ينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَاناًۜ


لَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la  شَعَٓائِرَ اللّٰهِ ’ye matuftur.  

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. الْحَرَامَ  kelimesi  الشَّهْرَ ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَٓائِدَ وَلَٓا آٰمّ۪ينَ  kelimeleri atıf harfi  وَ ’la  شَعَٓائِرَ اللّٰهِ ’ye matuftur. Muzâf hazfedilmiştir. Takdiri, قتال آمّين (Yönelenlerle savaşmak) şeklindedir.

آٰمّ۪ينَ  ‘nin nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. الْبَيْتَ , ism-i fail  آٰمّ۪ينَ ’nin mef’ûlun bihi olup fetha ile masubdur.  الْحَرَامَ  kelimesi  الْبَيْتَ ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.

يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ  cümlesi,  آٰمّ۪ينَ ’deki zamirin hali olarak mahallen mansubdur.  

يَبْتَغُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و’ı  fail olarak mahallen merfûdur. فَضْلًا  mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubtur. 

مِنْ رَبِّهِمْ  car mecruru  فَضْلًا ’in mahzuf sıfatına mütealliktir.  رِضْوَانًا  atıf harfi  وَ ‘la  فَضْلًا  ‘e matuftur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. İsmi failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 

1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır.  2. Haber olmalıdır. 

3. Sıfat olmalıdır.  4. Hal olmalıdır. 

5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 

6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır.

Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya meful bazen ismi failin muzafun ileyhi konumunda da gelebilir. İsmi fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  آٰمّ۪ينَ  kelimesi, sülâsi mücerredi  أمٌَ  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواۜ 


وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِذَا  şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. حَلَلْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

حَلَلْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اصْطَادُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اصْطَادُواۜ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi صيد ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُواۢ


وَ  atıf harfidir.  لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  يَجْرِمَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur.  Fiilinin sonundaki  نَّ  tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

شَنَاٰنُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. قَوْمٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mahzuf  لِ  harfi ceriyle  يَجْرِمَنَّكُمْ  fiiline mütealliktir.

صَدُّوكُمْ  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ı fail olup mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur. 

عَنِ الْمَسْجِدِ  car mecruru  صَدُّوكُمْ  fiiline mütealliktir.  الْحَرَامِ  kelimesi  الْمَسْجِدِ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  يَجْرِمَنَّكُمْ  fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.   

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَعْتَدُواۢ  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, 

teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)


 وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. تَعَاوَنُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

عَلَى الْبِرِّ  car mecruru  تَعَاوَنُوا  fiiline mütealliktir.  التَّقْوٰى  atıf harfi  وَ ‘la makabline  matuftur.

تَعَاوَنُوا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.  تَفاعَلَ  babındadır. Sülâsîsi  عون ’dir. 

Bu bab fiile müşareket (ortaklık/işteşlik), tekellüf ve tezâhur( görünmek ve zorlanmak), tedric (bir işin aşamalı olarak ,aralıklarla ve yavaş yavaş meydana gelmesi), mutavaat fâale (mufaale babına ait bir fıilin dönüşlülüğü için kullanılması) ve mücerred mana (türemiş olduğu mücerred fiille aynı anlamda kullanılması) anlamları katar.  

  

وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَعَاوَنُوا  fiili  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir.

عَلَى الْاِثْمِ  car mecruru  تَعَاوَنُوا  fiiline mütealliktir.  الْعُدْوَانِ  atıf harfi  وَ ‘la  الْاِثْمِ ’ya matuftur.


  وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ


Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. اتَّقُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

اللّٰهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur.  شَد۪يدُ  kelimesi  إِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْعِقَابِ۟  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

اتَّقُوا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İftiâl babındadır. Sülâsîsi  وقي ’dır. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur. 

Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.

 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَٓائِدَ وَلَٓا آٰمّ۪ينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَاناًۜ 


Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.  يَٓا  nida edatı,  اَيُّ  münadadır.  هَا , tekid ifade eden tenbih harfidir.

الَّذ۪ينَ  münadadan bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. Mevsûlün sılası olan  اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

İsm-i mevsûller muhakkak herkesin bildiği bir grup varsa kullanılır. Burada bu iman edenler Peygamber Efendimiz ve sahabe tarafından bilinen insanlardı. Böyle bir grup yoksa ism-i mevsûl gelmez. Ayrıca iman edenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmesi sonraki konuya dikkatleri çekmek içindir.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  nidasında, müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.

Nidanın cevabı olan  لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا şeklindeki nida üslubu Kur’an-ı Kerim’de iman edenlere önemli bir konunun bildirileceğini haber verir. Bu üslup tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi, söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri’t Ta’bîri’l Kur’anî, s. 43)

Bazı salihler Allah Teâlâ'nın  ايَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  [Ey iman edenler]  sözünü işitince sanki Allah'ın nidasını işitmiş gibi, لبيك وسعديك “Emret Allah'ım, emrine amadeyim” der. Böyle söylemek Kur’an'ın edebidir.

Yüce Allah, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  hitabıyle Kur'an'ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. Bu hitap Allah'ın müminlere yönelerek bu su­rede yaptığı ilk hitaptır. Muhataplara "Ey müminler!" diye seslenilmesi, onlara bu iman sahibinin, Allah'ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

“Ey insanlar” ve “Ey iman edenler” hitaplarıyla başlayan ayetler, taşıdıkları mesajlar bakımından benzerlik taşıdıkları gibi ayrıştıkları noktalar da vardır. Her iki hitap da kendinden sonra itikat, ibadet, helal ve haram, cezalar, sosyal hayat gibi konulara yer vermektedir. Ancak “Ey iman edenler” hitabıyla verilen mesajlar Medenî sureler çerçevesinden verildiğinden dolayı hüküm ayetleri ağır basmaktadır. Aile hukuku, cihat, gibi konular “Ey iman edenler” hitabından sonra işlenmektedir. (Enver Bayram, Kur’an’da Geçen “Ey İnsanlar” ve “Ey İman Edenler” Hitaplarıyla Başlayan Ayetler Arasında Bir Mukayese)  

İlk ayetteki nidanın tekrar edilmiş olması, arkadan gelecek önemli şeyler olduğuna delalet ederek muhatabın ilgisini çeker.

يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًا  cümlesi, آٰمّ۪ينَ ‘deki zamirin halidir. Hal cümleleri anlamı açıklayan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. مِنْ رَبِّهِمْ  car mecruru  فَضْلًا ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

فَضْلاً  ve ona matuf olan  وَرِضْوَاناًۘ ‘in nekreliği, tazim, kesret ve nev ifade eder.

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّهِمْ  izafetinde Rab isminin muzaf olmasıyla  هِمْ  zamirinin ait olduğu kişiler şeref kazanmıştır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  رَبِّ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

آٰمّ۪ينَ  kelimesinin kökü, yönelmek manasındaki  أمّ  fiilidir. İmam, anne kelimeleri bu köktendir.  آٰمّ۪ينَ , ism-i fail kalıbında olup yönelenler demektir.

شَعَٓائِرَ  , شعَٓر  kelimeleri duygulanmak, duyumsamak manasındaki  شَعر  kökündendir.  شَعر  saç demektir. Şair, şuur kelimeleri de bu köktendir. شَعَٓائِرَ; kıymet verilen şeyler, bizim içimizde o duyguyu hissetmeyi sağlayan şeyler demektir.

شَعَٓائِرَ  burada bazı alimlere göre hac ile ilgili yasaklar, bazı alimlere göre bütün yasaklar ve hükümler, bunların göstergesi olan ihram, şeytan taşlama vs.’dir.

شَعَٓائِرَ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzâf olan  شَعَٓائِرَ  şan ve şeref kazanmıştır.

Allah Teâlâ, haccın şiarlarını beyana devam ediyor. Şiarların Allah’a izafe edilmesi, onlara şeref kazandırmak ve ihlallerinin korkunç bir hal olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

فَضْلًا - رِضْوَانًا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

رَبِّهِمْ  izafetinde  هِمْ  zamiri  رَبِّ  ismine muzâfun ileyh olmakla şeref kazanmıştır.

Rab kelimesinin, hacı adaylarının yerini tutan zamire izafe edilmesi, onlara şeref kazandırmak ve onların isteklerinin hasıl olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ [Allah’ın haram kıldıklarını helal saymayın, koyduğu sınırları geçmeyin.]  cümlesinde istiare vardır. “Alametler” manasına ge­len “şeâir” kelimesi kendilerini uygulamakla kulların Allah’a ibadet ettiği helal ve haram yerinde kullanılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

وَلَا الْقَلَٓائِدَ  [Gerdanlık takılmış hayvanlara saldırmayı helal say­mayın.]  Bu, hususi olan bir şeyin umumi olan bir şey üzerine atfı kabilindendir. Çünkü gerdanlıklı kurban, kurbanların en şereflisidir. Bu atıf  مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَرُسُلِه۪ وَجِبْر۪يلَ وَم۪يكَالَ [Kim Allah’a, meleklere, peygamberle­rine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa...] şeklindeki Bakara Suresi 98. ayetinde Cebrail ve Mikail’in melekler üzerine atfına benzer. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

الْقَلَٓائِدَ  kelimesi  قِلاَدَةٌ  nin çoğuludur;  قِلاَدَةٌ , Kabe için kurbanlık oldukları bilinsin ve onlara dokunulmasın diye hayvanların boyunlarına takılan nal veya ağaç kabuğu gibi işaretlerdir.

الْقَلَٓائِدَ  saygısızlık etmemekten maksad, Kabe'ye hediye edilmek üzere işaretin takıldığı büyük baş kurbanlıklara dokunma yasağıdır.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)

الشَّهْرَ الْحَرَامَ  kelimesindeki harfi tarif ( الْ ), cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 


وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواۜ 


وَ  atıf harfidir. Ayet şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı şartın cevap cümlesidir.  اِذَٓا ’nın muzâfun ileyhi olan şart cümlesi  حَلَلْتُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَ  karinesiyle gelen cevap olan فَاصْطَادُوا  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cevap cümlesi emir üslubuna gelmiş olmasına rağmen gerçek manada emir kastı taşımamaktadır. İbaha anlamı taşıyan cümle vaz edildiği anlamdan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.


 وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُواۢ


Cümle, atıf harfi  وَ ’la nidanın cevabına  atfedilmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Fiilin sonundaki şeddeli nun, tekid içindir.  

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3) 

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ  cümlesi, masdar teviliyle takdir edilen  لِ  harfiyle birlikte  لَا يَجْرِمَنَّكُمْ  fiiline müteallıktır.

Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

الْحَرَامِ  kelimesi  الْمَسْجِدِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَعْتَدُواۢ   cümlesi, masdar teviliyle  لَا يَجْرِمَنَّكُمْ  fiilinin ikinci mef’ûlu konumundadır.

Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan …وَتَعَاوَنُوا  cümlesi masdar-ı müevvele matuftur. Atıf sebebi tezayüftür.

وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ  ifadesi; sizi sürüklemesin yahut size yaptırmasın,  شَنَاٰنُ قَوْمٍ  birilerine nefretiniz, şiddetli buğz ve adavetiniz demektir.  شَنَاٰنُ  masdardır, mef’ûlüne yahut failine muzâftır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

 

 وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ

Nidanın cevabına atıf harfi  وَ ’la atfedilen cümle, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.

الْعُدْوَانِ  kelimesi temâsül nedeniyle  الْاِثْمِ  kelimesine atfedilmiştir.

الْبِرِّ - التَّقْوٰى  ve  الْاِثْمِ - الْعُدْوَانِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır

تَعْتَدُواۢ وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰى  cümlesiyle  لَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

تَعَاوَنُوا - لَا تَعَاوَنُوا  arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.

 

 وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ

Makabline matuf  وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi, telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

التَّقْوٰى  - اتَّقُوا  arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayetin fasılla gelmiş son cümlesi ta’liliyye olarak gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin isminin tüm esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde barındıran lafza-i celâlle marife olması tazim, telezzüz ve teberrük içindir. 

Önceki cümledeki azamet zamirinden bu cümlede lafza-ı celâle iltifat sanatı vardır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek, ikazı ve tehdidi artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ ’nin haberi olan  شَد۪يدُ الْعِقَابِۢ  izafeti, sözü kısaltmış ve vecîz (az sözle çok şey ifade etmek) hale getirmiştir. Bu izafet sıfatın mevsufuna muzâf olması şeklinde lafzî izafettir.Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

شَد۪يدُ  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Ayetin fasılası olan bu cümle mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

وَاتَّقُوا اللّٰهَ  cümlesi tezyîldir.  شَد۪يدُ الْعِقَابِ  sözü tehdit ile tarizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)