لَئِنْ بَسَطْتَ اِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَن۪ي مَٓا اَنَا۬ بِبَاسِطٍ يَدِيَ اِلَيْكَ لِاَقْتُلَكَۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَم۪ينَ
Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
---|---|---|---|
1 | لَئِنْ | andolsun eğer |
|
2 | بَسَطْتَ | sen uzatırsan |
|
3 | إِلَيَّ | bana |
|
4 | يَدَكَ | elini |
|
5 | لِتَقْتُلَنِي | beni öldürmek için |
|
6 | مَا |
|
|
7 | أَنَا | ben |
|
8 | بِبَاسِطٍ | uzatmam |
|
9 | يَدِيَ | elimi |
|
10 | إِلَيْكَ | sana |
|
11 | لِأَقْتُلَكَ | seni öldürmek için |
|
12 | إِنِّي | çünkü ben |
|
13 | أَخَافُ | korkarım |
|
14 | اللَّهَ | Allah’tan |
|
15 | رَبَّ | Rabbi |
|
16 | الْعَالَمِينَ | alemlerin |
|
Bu kıssa düşmanlık ve kötülüğün fıtratını ve yardım bekleyen düşmanın durumunu örnek olarak bize bildiriyor. Çünkü iyilik ve hoşgörü fıtratın ve gönülden dostluğun en güzel örneğidir. Şu bir gerçek ki bunlar daima yüz yüzedir. İyi veya kötü kendi yapısına uygun davranışta bulunurlar. Suç tiksindiricidir, kötü insan tarafından ilgi uyandırır. Yardım isteyen insanın çığlıkları diğer insanların vicdanlarında büyük çapta etkili ve tesirli olur. Şuur adil bir kısası emreden kanunun varlığına büyük ihtiyaç duyar. Bundan dolayı kötü insan bu yaptırımdan dolayı suçu işlemeye korkar. Buna rağmen suçu işlerse, işlediği suç oranında cezaya çarptırılır. İyi insan daima masumdur ve yaşaması gerekir. Adil bir nizamın gölgesi altında huzur içinde korunması gerekir.
Hz. Adem (selâm üzerine olsun) oğullarının kıssası ne zamanla ne mekanla ne de o iki insanla sınırlıdır. Bu örnek hakkında birçok rivayetler vardır. Fakat biz ayet-i kerimenin bildirdiği sınırlar çerçevesinde kalmayı benimsiyoruz. Çünkü ileri sürülen tüm rivayetler şüphelidir. Kıssa Tevrat’ta geçmektedir ve isimleri, zamanı, mekanı sabittir. Sahih hadislerde ise fazla bilgi verilmemiştir. İbn-i Mesut Resulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Zulme uğrayıp bir insan öldürülürse, onun kanında Adem’in.-ilk oğluna bir pay düşmemesi imkansızdır. Çünkü adam öldürmeyi ilk icad eden odur.”
Bu hususta söyleyebileceğimiz yegane söz şudur: Bu olay insanlığın ilk çağında meydana gelmiştir ve kasten adam öldürmenin ilk örneğidir. Katil cesetlerin nasıl gömüleceğini bile bilmiyordu. Kapsamlı öğütlere, yer verilmiş, fakat bu temel hedeflere fazla bir şey ilan edilmemiştir… Bu yüzden, bu genel ayet karşısında duruyor ve onu ne özelleştiriyor ne de fazla izaha kalkışıyoruz..
“Ey Muhammed onlara Adem’in iki oğlunun gerçeğe dayalı hikayesini anlat. Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinin kurbanı kabul edilmiş, öbürünün ki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen kardeşine, “Yemin ederim ki, seni öldüreceğim” deyince öbür kardeşi şöyle dedi: “Allah sadece takva sahiplerinin ibadetini kabul eder.”
Yahudilerin Hz. Musa ile başlarından geçen kıssayı okuduktan sonra, insanlığa birer numune olan şu iki kişinin hikayesini anlat; Onlara gerçeği anlat. Bu hikayenin, rivayeti gerçek ve doğrudur. O insan fıtratını gerçek şekliyle bildirmekte ve caydırıcı adil şeriatın zorunluluğunu doğru bir şekilde ortaya koymaktadır. Adem’in bu iki oğlu, temiz bir ruhun saldırganlık hissine kapılmak için bahane bulamayacağı bir konumdalar. Çünkü onlar, Allah’ın huzurunda itaat etmek ve kendisiyle Allah’a yaklaşacakları kurban sunmak üzereler:
“Hani ikisi birer kurban sunmuştu..”
“Birinin kurbanı kabul edilmiş öbürününki kabul edilmemişti.”
Ayetteki fiil, kabul edilme ve edilmeme işinin gizli bir kuvvete dayandığı ve gizli bir şekilde olduğuna işaret etmek için edilgen çatı kurmuştur. Bu sorgu ile bize iki durum hatırlatılıyor:
1- Bu kabul edişin nasıl olduğundan bahsetmememiz ve Tevrat’ın hikayelerinden alındığı görüşünde olduğumuz, rivayetlere tefsir kitaplarının daldığı gibi dalmamamız hatırlatılıyor.
2- Kurbanı kabul edilenin, kin duyulmasını gerektiren ve öldürülmesine gerekçe olacak bir suçu olmadığı hatırlatılıyor. Çünkü kurban kabulünde, onun bir rolü yok. Onu ancak meçhul bir kuvvet, bilinmeyen bir şekilde kabul etmiş ve olay her ikisinin de kavrayış alanı ve iradesi dışında gerçekleşmiştir. Burada bir kardeşin kardeşini öldürmesi ve kişinin ruhunda adam öldürecek derecede kin oluşması için hiçbir neden yoktur. Öldürme fikri bu noktada… İbadet ve Allah’a yakınlık noktasında, kardeşinin iradesinin hiçbir müdahalede bulunmadığı gizli-meçhul bir kudret karşısında böylesi bir sahada dosdoğru birinin düşünebileceği en uzak şeydir.
“… Yemin ederim seni öldüreceğim..” dedi.
Böylece -kararlılığını gösteren- bu sözler, nefreti körükleyen bir davranışı ortaya çıkarıyor. Şu ne pis ve inkarcı duygu, kör bir kıskançlık duygusu. Onun hiçbir vicdanda yeri yoktur. Böylece sözün akışı henüz tamamlanmadığı halde, ayetin sayesinde, kendimizi daha ilk andan itibaren bir saldırganlığın karşısında buluyoruz. Fakat sözün akışı, ikinci bir örnek olan diğer kardeşin cevabını, duasını ve temiz kalbini tasvir ederek saldırganlığı daha bir iğrenç ve daha bir korkunç hale sokarak devam ediyor.
” ..Öbür kardeşi şöyle dedi: Allah sadece takva sahiplerinin ibadetini kabul eder.”
Böylece, bu adağın kabulünün sebeplerini anlayabilecek bir iman ve bağışlanma ortamında ve saldırıya kalkışan kardeşini Allah’tan korkmaya ve ibadetlerini kalbe götüren yola girmeye teşvik eden direktifler arasında işin aslı ortaya konuyor. Üstelik ayet bunları ince bir sanatla ve kulakları tırmalayan bir sesleniş ile ifade ediyor:
“Bunun üzerine Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gözlerden saklayacağını göstermek üzere ona toprağı eşeleyen bir karga gönderdi. Kardeş katili, eşinen kargayı görünce ‘Yazık bana, şu karga kadar olup kardeşimin cesedini gömemiyor muyum?” dedi ve arkasından ettiğine pişman olanlardan oldu.”
Sonra imanlı, takva sahibi müslüman kardeş, kötü kardeşinin ruhundaki kini ve kötü niyetleri yumuşatıp gidermeye çalışıyor:
“..Eğer sen öldürmek amacı ile elini bana doğru uzatacak olursan ben öldürmek amacı ile elimi sana doğru uzatacak değilim. çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”
İnsanın vicdanını etkileyen çok güç bir durumda bile saldırının karşısında saldırıya uğrayanın yiğitliği, saldırganın korkutması karşısında şaşılacak şekilde güven ve huzur içinde olması, kalbinin sadece alemlerin Rabbi Allah’tan korkup sakınması… İşte tüm bunlar, huzur, güven ve takva örneğinin vasıfları olarak tasvir ediliyor..
Bu pek yumuşak sözler, kinleri dağıtmakta, kıskançlığı kaldırmakta, kötülüğe direnmekte, kabarmış sinirleri teskin etmekte muhatabına kardeşlik bağını, iman neşesine ve takva duyarlılığına yöneltmektedir.
Evet bu sözler yeterli idi. Fakat salih kardeş, yanı sıra korkutup, sakındırmayı da unutmuyor:
“İstiyorum ki, hem kendi günahını hem de benim günahımı yüklenerek cehennemliklerden olasın. Zalimlerin cezası budur.”
Sen öldürmek amacı ile elini bana uzattığın zaman, benim de senin yaptığın bu fiili işlemem ne durumuna ne de tabiatına uygundur. Bu fikir -öldürmek fikri- kesinlikle aklına gelmemiş, fikrimi hiçbir şekilde çelmemiştir. Çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Yoksa bu cinayeti işleyemem. Ben seni, Allah’ın kurbanını kabul etmemesine sebep olan günahına ek olarak beni öldürme günahını da yüklenmiş halde bırakıyorum. Böylece günahın da azabın da kat kat artar. “Zalimlerin cezası budur…”
Buna rağmen müslüman kardeş kendine karşı aklına gelen bu fikirden utanç duyması ve yeltendiği şeyden vazgeçmesi için, cinayet suçunu işlemeye kalkışan kardeşine acıyor.
Nefret etmesi için bu günahını ona gösteriyor ve alemlerin Rabbi Allah korkusuyla katmerli günahtan kurtulmasını göstermeye çalışıyor. Böylece bir insanın kalbini kötülükten çevirip, engelleyebilmek için harcanacak bütün çabayı sarf ediyor. “Buna rağmen öbür kardeş ihtiraslarına boyun eğerek kardeşini öldürdü ve böylece hüsrana uğrayanlardan oldu.”
Fakat kötü kardeş -onun nasıl bir tepki gösterdiğini öğrenmemizi de sağlayacak şekilde- kötü örnekliğinin tablosunu tamamlıyor.
Tüm bunlardan sonra… Bu hatırlatma, nasihat, barışma teklifleri ve sakındırmalardan sonra… Tüm bunlardan sonra bile, bu kötü nefis saldırdı ve suçu işledi, işledi ve nefsi onu bütün neticeleri ile rezil etti. Bütün engelleri aşmasını teşvik etti.. Cinayeti kendisine güzel gösterip onu özendirdi. Kimi öldürdü? Kardeşini öldürdü… Ve cezayı hakketti..
“… Ve hüsrana uğrayanlardan oldu.”
Hüsrana uğradı ve kendini perişanlık yollarına saldı. Kardeşini kaybetti ve bir yardımcı, bir dosttan oldu. Dünyası perişan oldu. Çünkü katillik hakkı yoktur. ahireti de perişan oldu. Çünkü önceki günahı ve son günahını taşıyarak geçip gitti.
İşlediği suçun cesedi, onu somut bir biçimde hayattan ayrılmış, bozulmaya başlayan bir et ve kemik yığını haline gelmiş ve hiç kimsenin tahammül edemeyeceği şekilde kokmaya başlamış bir ceset olarak gösterildi. Allah’ın takdiri onun kardeşinin cesetini gözlerden saklamaktan acziyeti karşısında saldırgan bir katil olarak kala kalmasını diledi. Kuşların en değersiz sayılan bir karga gibi olamamanın acziyet içerisinde:
Bunun üzerine Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gözlerden saklayacağını göstermek üzere ona toprağı eşeleyen bir karga gönderdi. Kardeş katili, eşinen kargayı görünce “Yazık bana, şu karga kadar olup, kardeşimin cesedini gömemiyor muyum? dedi ve arkasından ettiğine pişman olanlardan oldu.”
Kimi rivayetlerde: “Karga, başka bir kargayı öldürdü, veya bir karga ölüsü buldu ya da bir karga ölüsü getirdi. Yere bir çukur açtı. Sonra kargayı oraya gömdü. Bunun üzerine katil yukarıdaki sözü söyledi ve kargadan gördüklerinin aynısını yaptı” denilmektedir.
Açıktır ki, katil daha önce bir cesedin gömülüşünü görmemişti. Görseydi bunu yapabilirdi. Bu cesedin yeryüzünde Adem oğullarından ölen ilk kişi olması veya bu katilin daha önce bir ölünün gömülmesini hiç görmemesi şeklinde iki ihtimalin birinden kaynaklanmaktadır. Açıktır ki, katilin pişmanlığı tevbe pişmanlığı değildir. Öyle olsaydı Allah tevbesini kabul ederdi. Pişmanlığı ancak işlediği cinayetin gerekçesiz oluşundan ve karşılaşacağı eziyet, yorgunluk ve üzüntüden kaynaklanmaktaydı. Karganın kendi cinsi kargayı gömmesine gelince… Kimi bunun kargalar arasında bir adet olduğunu kimi de Allah’ın icra ettiği fevkalade bir olay olduğunu söylemiştir. Her iki şekilde de durum değişmez. Canlılara tabiatlarını veren Allah, onlara istediğini yaptırabilir. Bu O’nun gücü dahilindedir. Burada ayetlerin dizilişi, ruhlarda yaptığı derinlemesine etkileri bırakarak, bir haberin ardarda nakline geçiyor. Bizde, bu zincirleme içinde olayı nakletmenin ve vicdanlarda bıraktığı izleri birleştirerek duygusal bir gerekçe oluşturuyor. Bu sayede de, kendisini bekleyen kısasın acılarının suçu onu işlediğinden dolayı, suçlunun ruhunda bilinçte, suçun karşılığını bulması ve adilce bir kısasın yapılması için gerekli gördüğü hükümleri duygusal bir ağırlık noktası oluşturmayı amaçlıyor.
Fizilal-il Kuran- Seyyid Kutub
Habil ve Kabil :
Riyazus Salihin, 10 Nolu Hadis
Ebû Bekre Nüfey` İbni Hâris es-Sekafî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İki müslüman birbirine kılıç çektiği zaman, öldüren de, ölen de cehennemdedir”.
Bunun üzerine ben:
Yine bir defasında Resul-i Ekrem: “İleride fitneler meydana gelecek; o zaman oturan ayakta olandan daha hayırlıdır ; ayakta olan yürüyenden daha hayırlıdır; yürüyen koşandan daha hayırlıdır “ buyurmuştur. Sa’d ibni Vakkas: “Ya adam evime girip beni öldürmek için elini kaldırırsa ben ne yapmalıyım?” diye sordu. Peygamber Efendimiz de (sav) ona “Âdem’in oğlu gibi ol!” buyurdu.
(Ebu Davud, Fiten 2; Tirmizi, Fiten 29; Ahmed b. Hanbel, I,185)
Yine Peygamber Efendimiz (sav) bazi degerlerin savunulmasini tavsiye ederek şöyle buyurmuştur:” Malı uğrunda öldürülen şehittir; kanı uğrunda öldürülen şehittir; dini uğrunda öldürülen şehittir “
(Ebu Davud, sunnet 29; Tirmizi, Diyat 21; Nesai, Tahrimü’d-dem 21-15)
(Ayet ve hadislerle açıklamalı KUR’AN-I KERİM MEALİ
PROF. DR. MEHMET YAŞAR KANDEMİR)
لَئِنْ بَسَطْتَ اِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَن۪ي مَٓا اَنَا۬ بِبَاسِطٍ يَدِيَ اِلَيْكَ لِاَقْتُلَكَۚ
لَ harfi, mahzuf bir kaseme delalet eden muvattıadır. إِنْ şart harfi iki muzari fiili cezm eder.
بَسَطْتَ şart fiili olup sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur.
اِلَيَّ car mecruru بَسَطْتَ fiiline müteallıktır. يَدَكَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لِ harfi, تَقْتُلَن۪ي fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.
Gizli اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harfiyle birlikte بَسَطْتَ fiiline müteallıktır. تَقْتُلَن۪ي fiilinin sonundaki ن۪ vikayedir. Mütekellim zamiri ي ise mef’ûlun bih olup mahallen mansubtur. Fail ise müstetir zamir أنت ’dir.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir:
1. Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,
2. Atıf olan اَوْ ’den sonra,
3. Lâm-ı cuhuddan sonra,
4. Lâm-ı ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra,
5. Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra,
6. Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Burada lâm-ı ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra geldiği için gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَٓا nefy harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. اَنَا۬ munfasıl zamiri مَا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. بِ harfi zaiddir. بَاسِطٍ lafzen mecrur, mahallen مَا ’nın haberi olarak mahallen mansubtur.
يَدِيَ ism-i fail olan بَاسِطٍ ’in mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubtur. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَيْكَ car mecruru بَاسِطٍ ’e müteallıktır.
لِ harfi, اَقْتُلَكَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.
اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harfiyle birlikte بَاسِطٍ ’e müteallıktır. Faili müstetir olup takdiri انا ’dir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur.
اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَم۪ينَ
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. Muttasıl zamir ي harfi اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubtur.
اَخَافُ fiili اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. اَخَافُ merfû muzari fiildir. Faili ise müstetir zamir اَنَا ‘dir.
رَبَّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur. الْعَالَم۪ينَ lafzı رَبَّ kelimesinin muzâfun ileyhi olduğundan mecrurdur. الْعَالَم۪ينَ ’nin cer alameti ى harfidir. Çünkü cemi müzekker salimler harfle îrablanırlar.
لَئِنْ بَسَطْتَ اِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَن۪ي مَٓا اَنَا۬ بِبَاسِطٍ يَدِيَ اِلَيْكَ لِاَقْتُلَكَۚ
Ayet, istînâf cümlesi olarak fasılla gelmiştir. Kasem üslubunda gayrı talebî inşaî isnaddır. لَ mahzuf kasem fiili için gelen lâm-ı muvattıa, ئِنْ şart harfidir. Kasem fiilinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Şart cümlesi olan … بَسَطْتَ اِلَيَّ يَدَكَ, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لِتَقْتُلَن۪ي cümlesi, fiile dahil olan lam-ı ta’lil sebebiyle masdar tevilindedir. Masdar-ı müevvel cer mahallinde بَسَطْتَ fiiline müteallıktır.
مَٓا اَنَا۬ بِبَاسِطٍ يَدِيَ اِلَيْكَ لِاَقْتُلَكَ cümlesi kasemin cevabıdır. Şartın cevabı, kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.
ما , cevap cümlesinin başında gelmiş ve ليس gibi amel etmiştir. Faide-i haber talebî kelamdır. Cümle müsnede dahil olan zaid harf بِ ile tekid edilmiştir.
Şart بَسَطْتَ şeklinde fiille geldiği halde cevabı, مَٓا اَنَا۬ بِبَاسِطٍ cümlesinde بَاسِطٍ şeklinde ism-i faille gelmiştir ve bu münker ameli yüklenmenin yapılmayacak bir şey olduğunu ifade etmiştir. Bunun için kelime nefyi kuvvetlendirmek üzere zaid بِ ile tekid edilmiştir.
Niçin şart fiil olarak, cevap ise ism-i fail sıygasında getirilmiştir? Bu, “And olsun ki beni öldürmek için elini bana uzatırsan ben seni öldürmek için elimi sana uzatıcı değilim.” ifadesidir.
Cevap: Bu, Habil'in o kötü işi kesinlikle yapmayacağını ifade eder. İşte bundan dolayı sözünü nefyi tekid eden ba بِ harf-i ceri ile söylemiştir. (Fahreddin er-Râzî)
Cümledeki ikinci lam-ı ta’lil ve masdar-ı müevvel, بَاسِطٍ ’ne müteallıktır.
El uzatmak ‘öldürmek’ten kinayedir. Tecessüm sanatı da vardır.
بَسَطْتَ - بِبَاسِطٍ ve لِتَقْتُلَن۪ي - لِاَقْتُلَكَۚ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
بَسَطْتَ اِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَن۪ي cümlesiyle مَٓا اَنَا۬ بِبَاسِطٍ يَدِيَ اِلَيْكَ لِاَقْتُلَكَۚ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
يَدَكَ - يَدِيَ kelimeleri arasında cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Aynı ayette iki yerde car mecrurların farklı geldiği görülüyor. Bunun sebebi kınamadır. Çünkü kardeşine yapmak istediği şey çok büyük bir kötülüktür. Sadece öldürmek değil, kardeşini öldürmektir. Onun için buna işaret etmek üzere belki vazgeçer diye önce اِلَيَّ takdim edilmiştir. İkincide ise önemi olmadığı için tehir edilmiştir. Bu tehir aynı zamanda o kardeşin, değil kardeşini öldürmek, kendisini savunmak için bile elini uzatmayacağını ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu Kur’ân Işığında Belâğat Dersleri Meânî İlmi)
اَنَا۬ - يَدِيَ lafızlarında cinası- kalb vardır.
Bu cümle, makablinin anlamını tekid eder. Bu şart cümlesinin başındaki yemin (lâm-ı kasem), el uzatmanın sorumluluğun ve zararın el uzatana ait olduğunu önceden bildirir. İfade edilmek istenen şudur:
- Vallahi, tehdit ettiğin gibi beni katle teşebbüs edersen ben sana misliyle karşılık verecek değilim. Çünkü ben gerçekten Allah’tan korkarım. (Ebüssuûd)
اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَم۪ينَ
Ayetin son cümlesi ta’liliye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. اِنَّ ile tekid edilmiş isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin haberi اَخَافُ , muzari fiil cümlesi şeklinde gelerek hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir.
Lafza-i celâlin sıfatı olarak gelen رَبَّ الْعَالَم۪ينَ izafeti veciz ifade içindir. Rab ismine muzafun ileyh olan الْعَالَم۪ينَ için şan ve şeref ifade eder.
Habil’in,
- “Ben gerçekten Allah’tan korkarım / اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَ” sözü, Kabil’i, en anlamlı ve kuvvetli şekilde Allah Teâlâ’nın korkusuna irşattır. Bu kelamın takdiri şöyledir: “Senin bana olan düşmanlığını önlemek (kendimi savunmak) için de olsa sana el uzatırsam, Allah Teâlâ’nın bana azap etmesinden korkarım. O halde senin halin ne olacak?” (Ebüssuûd)
Allah Teâlâ’nın âlemlerin Rabbi olarak vasıflandırılması, korkma ve sakınmayı tekid içindir. (Ebüssuûd)