Mâide Sûresi 93. Ayet

لَيْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ ف۪يمَا طَعِمُٓوا اِذَا مَا اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا وَاَحْسَنُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟  ٩٣

İman edip salih ameller işleyenlere; Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından dolayı bir günah yoktur. Allah, iyilik edenleri sever.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَيْسَ yoktur ل ي س
2 عَلَى üzerine
3 الَّذِينَ kimseler
4 امَنُوا inananlar ا م ن
5 وَعَمِلُوا ve yapanlara ع م ل
6 الصَّالِحَاتِ iyi işler ص ل ح
7 جُنَاحٌ bir günah ج ن ح
8 فِيمَا ötürü
9 طَعِمُوا yediklerinden ط ع م
10 إِذَا bundan böyle
11 مَا takdirde
12 اتَّقَوْا korundukları و ق ي
13 وَامَنُوا ve inandıkları ا م ن
14 وَعَمِلُوا ve yaptıkları ع م ل
15 الصَّالِحَاتِ iyi işler ص ل ح
16 ثُمَّ sonra (yine)
17 اتَّقَوْا korundukları و ق ي
18 وَامَنُوا ve inandıkları ا م ن
19 ثُمَّ ve yine
20 اتَّقَوْا korundukları و ق ي
21 وَأَحْسَنُوا ve iyilik ettikleri ح س ن
22 وَاللَّهُ Allah
23 يُحِبُّ sever ح ب ب
24 الْمُحْسِنِينَ güzel davrananları ح س ن
 

İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara, günahlardan sakındıkları ve imanlarını koruyup iyi işler yapmayı sürdürdükleri, sakınmaya devam edip imanlarına bağlı kaldıkları, hem günahlardan sakınıp hem en iyiyi yapmaya çalıştıkları takdirde daha önce yiyip içtiklerinden ötürü bir günah yoktur. Allah, rızasına uygun davrananları sever. 

Diyanet tefsiri 

 

İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: “İnananlara ve faydalı iş işleyenlere, -sakınırlar, inanırlar, faydalı işler işlerler, sonra haramdan sakınıp inanırlar ve sonra isyandan sakınıp iyilik yaparlarsa- daha önceleri tatmış olduklarından dolayı bir sorumluluk yoktur…” (Maide 93) ayeti indiği zaman Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bana dedi ki: “Bana senin onlardan olduğun söylendi.”

Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 109, (2459). Tirmizi, Tefsir, Maide, (3056).

Yine Müslim’in bir başka rivayetinde Bera (radıyallahu anh) şunu anlatıyor: “Şarap haram edilmezden önce, Ashab (radıyallahu anhüm)’tan bazıları vefat etmişti. Şarap haram edilince birçok kimse: “Arkadaşlarımız şarap içerek öldüler, onların hali ne olacak?” dediler. Bunun üzerine ayet indi: “İnananlara, ve faydalı iş yapanlara… daha önceleri tatmış olduklarından dolayı bir sorumluluk yoktur” (Maide 93) ayeti indi.”

Tirmizi, Tefsir Maide, (3054). 

 

لَيْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ ف۪يمَا طَعِمُٓوا


İsim cümlesidir. لَيْسَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker ism-i mevsûl  عَلَى  harf-i ceriyle  لَیۡسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine   mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَمِلُوا  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.

عَمِلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّالِحَاتِ  mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır.

جُنَاحٌ  kelimesi  لَيْسَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  ف۪ي  harf-i ceriyle  جُنَاحٌ ’e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  طَعِمُٓوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

طَعِمُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

لَيْس  isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen  لَيْسَ ’ nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


اِذَا مَا اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا وَاَحْسَنُواۜ


اِذَا  şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfı olup, mukadder cevaba mütealliktir. Takdiri; إذا ما اتقوا لا يأثمون (korkarlarsa günah işlemezler) şeklindedir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اتَّقَوْا  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

مَا  zaid harfdir.  اتَّقَوْا  fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اٰمَنُوا  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur. 

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَمِلُوا  atıf harfi وَ  ile makabline matuftur. 

عَمِلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّالِحَاتِ  mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. 

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اتَّقَوْا  fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اٰمَنُوا  atıf harfi  وَ  ile ikinci  اتَّقَوْا  fiiline mütealliktir.  

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اتَّقَوْا  fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَحْسَنُواۜ  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.

اَحْسَنُواۜ  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّقَوْا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي  olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir. 

اَحْسَنُواۜ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  حسن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  ٱللَّهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur.  يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

یُحِبُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْمُحْسِن۪ين  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

يُحِبُّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  حبب’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

الْمُحْسِن۪ينَ  kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

لَيْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ ف۪يمَا طَعِمُٓوا 

 

İstînâfiyye olan cümle fasılla gelmiştir. Nakıs fiil  لَيْسَ ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  عَلَى الَّذ۪ينَ  car mecruru  لَيْسَ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  جُنَاحٌ  kelimesi, لَيْسَ  ‘nin muahhar ismidir.

جُنَاحٌ ‘daki nekrelik, ‘hiçbir’ manasında kıllet ifade eder. Çünkü olumsuz siyakta nekre, selbin umumuna işarettir.

Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan  اٰمَنُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Aynı üslupta gelerek sıla cümlesine atfedilen  عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Buradaki  عملوا الصالحات  ibaresinin aslı  عَمِلُوا الأعمال الصالحات  şeklindedir. Mevsuf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir. Îcâz-ı hazif sanatıdır.  

الَّذ۪ينَ  ism-i mevsûlü muhatabı uyarmak ve hatadan kurtarmak için gelmiştir.

Başındaki harfi cerle birlikte  جُنَاحٌ ‘nun mahzuf sıfatına müteallik mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası olan  طَعِمُٓوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mazi fiiller, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

طَعِمُٓوا  fiili hem yenecek hem içilecek şeyler için kullanılır. Tadına bakmak, hoşlanmak anlamlarına gelir.


اِذَا مَا اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا وَاَحْسَنُواۜ

 

Şart üslubundaki terkipte şart edatı  اِذَا ‘nın muzâfun ileyhi olan  مَا اتَّقَوْا , şart cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. Şart manalı zaman zarfı  اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Zaid  مَا  harfi, cümleyi tekid etmiştir. 

اِذَا  şart manalı, müstakbel zaman zarfıdır. Mecazen mazinin başına gelmiştir. 

Cezm eden şart kelimelerinin şart ve cevap cümleleri, siygaları (mâzi, muzâri…) ne olursa olsun sadece gelecek zaman anlamı ifade ederler. Çünkü bu kelimeler maziyi istikbale dönüştürür, muzariyi ise istikbale hasreder. (Yrd. Doç. Dr. Atik Aydin, İnönü Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili Ve Belagatı Anabilim Dalı, (Arapça Şart Cümlelerinde Zaman )

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.) 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri  لا يأثمون  (günah işlemezler) olan cevap cümlesi mahzuftur. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Aynı üslupta gelerek şart cümlesine atfedilen  عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Buradaki  عملوا الصالحات  ibaresinin aslı  عَمِلُوا الأعمال الصالحات  şeklindedir. Mevsuf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir. Îcâz-ı hazif sanatıdır.  

اٰمَنُوا  cümlesi ikinci  اتَّقَوْا  cümlesine, اَحْسَنُوا  cümlesi ise üçüncü  اتَّقَوْا  cümlesine  ثُمَّ ile atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Fiiller mazi sıygada gelerek sebata, temekküne ve istikrara işaret etmiştir. 

اتَّقَوْا  emredilene uymak ve nehyedilenden kaçınmak demektir. Bu sebepten  وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ‘nin  اتَّقَوْا ‘a atfedilmesi hususun umuma atfı babındandır. İhtimam içindir. İmanın takvaya atfı ise imanın takvanın aslı olduğuna işaret için itirazidir.

ثُمَّ اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا  cümlesi de  اِذَا مَا اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ  cümlesi için lafzî tekiddir. 

عَمِلُوا - الصَّالِحَاتِ - ثُمَّ - اتَّقَوْا - اٰمَنُو  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

اٰمَنُو - اتَّقَوْا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اَحْسَنُوا  kelimesinde irsâd vardır.

Bu ayette üç kere takvalı olmak, üç kere iman etmek, iki kere salih iş yapmak ve bir kere de daha iyi yapmak geçmiştir. Demek ki bunlar birbirleriyle çok yakından ilişkilidir. İman eden kişi salih amel yapmıyorsa o imanın bir faydası yoktur. Salih amel de iman olmazsa hiçbir şeye yaramaz.

Burada takvanın mertebeleri olduğunu görüyoruz, belki burada takvanın üç mertebesi anlatılıyor. Başlangıç, gelişme ve en üst mertebe.  ثُمَّ  hem zaman hem de mertebe açısından terahi ifade eder. Zaman ve mertebe olarak daha bir üst aşamayı ifade eder. İman edip salih amel işledikçe demek ki takvamız da artıyor.

Takva fiilinin üç kere tekrar edilmesi zaman ve ahvalin değişmesiyle takvanın ve imanın farklılaştığına işaret eder. Birçok şekilde yorumlanmıştır.

1. İnsanın kendisiyle nefsi, 2. İnsanın kendisiyle başkaları, 3. İnsanın kendisiyle Allah arasındaki hal ile alakalıdır. Diğer bir yorum da şöyledir:

1. Mebde (Başlangıç)  2. Vasat (Orta)  3. Müntehâ (Son) demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)

Takvadaki ziyadeliği ve imanın etkisine ima için rütbe-i terahiye delalet eden  ثُمَّ  harfi ile ilişki kurulmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Yani müminler haramlardan sakındıkları sürece tattıkları hiçbir mübah şeyden dolayı sorumlu olmayacaklardır. Buna göre “evet, sakınıp iman ettikleri, evet, sakınıp ihsan üzere hareket ettikleri takdirde” ifadesi onların bu özellikleri taşıdığı anlamında olup takva ve iman üzere, yine takva ve ihsan üzere oldukları konusunda onları övmüş methetmiş olmaktadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması, kalplerde teberrük, muhabbet uyandırmak ve ikaz içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır. Hükmün illetini bildirmek ve muhabbeti artırmak için zamir makamında zahir olarak tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Müsned olan  يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüd ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler.

الْمُحْسِن۪ينَ ,  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir. 

Sıfat-ı müşebbehede, ismi faildeki gibi yapılan işin yani fiilin yenilenmesi manasında olmayıp, ‘’yapılan iş veya fiilin devamlı ve lazım olması" manasındadır. Yani o fiil, o iş, o şahıstan hiç ayrılmaz. (Sibel Dokuyucu, Arapçada Sıfat-ı Müşebbehe ve İsm-i Fail ile İlişkisi )

الْمُحْسِن۪ينَ۟ ‘nin  ال  ile marifeliği cins için olup istiğrak anlamındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟  cümlesinde lazım melzum alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır. [Allah muhsinleri sever.]  lâzım, “Onlara destek verir, kafirlere karşı zafer verir.” anlamı ise melzûmdur.

Ayrıca ifadede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Bu ifadede Allah muhsinleri sever, manasına, hak ettikleri mükafatı verir manası idmac edilmiştir.

اَحْسَنُوا  ve  الْمُحْسِن۪ينَ۟  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in başka surelerinde de tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)