جَعَلَ اللّٰهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَاماً لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَٓائِدَۜ ذٰلِكَ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٩٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | جَعَلَ | kıldı |
|
| 2 | اللَّهُ | Allah |
|
| 3 | الْكَعْبَةَ | Ka’be’yi |
|
| 4 | الْبَيْتَ | Beyt-i |
|
| 5 | الْحَرَامَ | Haram’ı |
|
| 6 | قِيَامًا | bir durak |
|
| 7 | لِلنَّاسِ | insanlar için |
|
| 8 | وَالشَّهْرَ | ve ayı (kıldı) |
|
| 9 | الْحَرَامَ | haram |
|
| 10 | وَالْهَدْيَ | ve kurbanı |
|
| 11 | وَالْقَلَائِدَ | ve tasmalı kurbanlıkları |
|
| 12 | ذَٰلِكَ | böylece |
|
| 13 | لِتَعْلَمُوا | anlayasınız diye |
|
| 14 | أَنَّ | şüphesiz |
|
| 15 | اللَّهَ | Allah’ın |
|
| 16 | يَعْلَمُ | bildiğini |
|
| 17 | مَا | olanları |
|
| 18 | فِي |
|
|
| 19 | السَّمَاوَاتِ | göklerde |
|
| 20 | وَمَا | ve olanları |
|
| 21 | فِي |
|
|
| 22 | الْأَرْضِ | yerde |
|
| 23 | وَأَنَّ | ve şüphesiz |
|
| 24 | اللَّهَ | Allah’ın |
|
| 25 | بِكُلِّ | her |
|
| 26 | شَيْءٍ | şeyi |
|
| 27 | عَلِيمٌ | bildiğini |
|
جَعَلَ اللّٰهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَاماً لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَٓائِدَۜ
Fiil cümlesidir. جَعَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. الْكَعْبَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الْبَيْتَ atfı beyan veya bedel olup fetha ile mansubdur.
الْحَرَامَ kelimesi الْبَيْتَ ‘nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.
قِيَامًا ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لِلنَّاسِ car mecruru قِيَامًا ’e mütealliktir. الشَّهْرَ atıf harfi وَ ile الْكَعْبَةَ ’ye matuftur. الْحَرَامَ kelimesi الشَّهْرَ ‘in sıfatı olup fetha ile mansubdur. الْهَدْيَ وَالْقَلَٓائِدَ kelimeleri atıf harfi وَ ’la الْكَعْبَةَ ’ye matuftur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Atfı beyan konusuna giren kelime grupları ve cümleler şunlardır:
1. İsmi işaretten sonra gelen camid ismin (müşarun ileyhin) atfı beyan olarak gelmesi
2. اَيُّهَا ve اَيَّتُهَا ’dan sonra gelen camid ismin atfı beyan olarak gelmesi
3. Sıfattan sonra gelen mevsufun atfı beyan olarak gelmesi
4. Tefsir harfi اَنْ ’den sonra gelen kelime veya cümleler (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ذٰلِكَ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ
İsim cümlesidir. İşaret ismi ذٰلِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud, yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
لِ harfi, تَعْلَمُٓوا fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harf-i ceriyle mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
تَعْلَمُٓوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَنَّ ve masdar-ı müevvel, تَعْلَمُٓوا fiilinin iki mef’ûlu yerinde olup mahallen mansubdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
اللّٰهَ lafza-i celâli اَنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. يَعْلَمُ cümlesi اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Müşterek ism-i mevsûl مَا , mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي السَّمٰوَاتِ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. مَا فِي الْاَرْضِ cümlesi atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir.
وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
اللّٰهُ lafza-i celâl اَنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. عَلٰى كُلِّ car mecruru عَل۪يمٌ ’e mütealliktir. شَيْءٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَل۪يمٌ kelimesi اَنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.
عَل۪يمٌ kelimesi,mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَعَلَ اللّٰهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَاماً لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَٓائِدَۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin, bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz ve haşyet duyguları uyandırma amacına matuftur.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
الْكَعْبَةَ , fiilin birinci, قِيَامًا , ikinci mef’ûlüdür.
الْبَيْتَ الْحَرَامَ terkibi الْكَعْبَةَ ’den atf-ı beyandır. Atf-ı beyan, ıtnâb sanatının îgāl babındandır.
الْحَرَامَ kelimesi الْبَيْتَ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
لِلنَّاسِ car-mecruru, قِيَامًا ‘e mütealliktir. Ism-i fail vezninde gelerek fiil gibi amel etmiştir.
وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ ve onu takib eden وَالْهَدْيَ ve وَالْقَلَٓائِدَ kelimeleri الْكَعْبَةَ ‘ye atfedilmiştir.
الْبَيْتَ الْحَرَامَ ve الشَّهْرَ الْحَرَامَ ifadelerinde akli mecaz vardır. Hürmetli olan şehir veya ev değil orada yaşayan insanlardır. Şehir ve ev, canlı bir varlığa benzetilerek istiare yapılmıştır.
لِلنَّاسِ ’deki lam-ı tarif ahd içindir. Bu kelimeyle araplar murad olunmuştur. Çünkü Kâbe’den onlar faydalanıyorlardı. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
قِيَامًا kelimesini, Kâbe’nin şerefini korumak olarak daha geniş bir çerçevede düşünebiliriz. Bu kelime bize kıyameti de hatırlatıyor, zaten hac olayı kıyametin bir provası gibidir ve her iki kelime de aynı köktendir. Burada قِيَامًا kelimesinin zikredilmesi insanların dini ve dünyevi bakımdan ayakta durmalarını sağlaması manasını vurgular. Çünkü Kâbe insanların hem dini hem de dünyevi hayatlarını canlandırır. Korkanlar ona sığınır, ona sığınan güvenli olur, güçsüzler orada güven bulur, tüccarlar orada kazanır, hac ve umre ziyaretine kastedenler ona yönelir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Kâbe, küp şeklini de ifade eder, yuvarlaklığı da. Arapların evi aslında yuvarlak oluyormuş o dönemde, Kabenin küp olması ilahi yönünü, yuvarlaklığı da insanların evine olan benzerliğini ifade ediyormuş. Kabenin tümsek, çıkıntı manaları da var. Ortaya çıkan bariz şey anlamına da geliyor. Topuk kelimesi de, kızların göğüslerinin büyümesi de bu kökten gelir.
Haram aylar, Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb’dir.
جَعَلَ değiştirme anlamında kalp fiillerindendir. جَعَلَ kelimesi 3 manaya gelir:
1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek,
2. Bir halden başka bir hale geçmek,
3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. Bu ayette “bir şeyle başka bir şeye hükmetmek” manasında kullanılmıştır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَعَلَ fiili hakkında iki görüş vardır: 1. “Beyan etti, hükmetti” manasındadır. 2. “kıldı, oldurdu, ...haline getirdi” manasındadır.
Birincisi, emretmek ve tarif edip anlatmak yoluyla olur. İkincisi de ona saygı duyup, yaklaşmaları için, insanların kalplerinde, bunun sebeplerini yaratmakla olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
Bu ayetteki الْبَيْتَ الْحَرَامَ şeklindeki atf-ı beyan, Kâbe’yi övgü ve onun kutsallığını beyan maksadıyla gelmiştir. (Ali Bulut, Kur’an-ı Kerim’de Itnâb Üslûbu)
وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ ibaresi الْكَعْبَةَ kelimesine atfedilmiştir. Bu, hususun umuma atfı gibidir. Çünkü haram aylar, kendisinde kutsallığı barındıran, içinde Kâbe için hac ve umre yapılan aylardır. وَالشَّهْرَ lafzının başındaki lam-ı tarif cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Kâbe, yüksek olduğu için "Kâbe" diye isimlendirilmiştir. İnsanın topuğuna da bacaktan dışarı taştığı için الْكَعْبُ diye isimlendirilir. İşte bu ismi dünyada yücelip şanı-şöhreti arttığı için Kâbe bu isimle isimlendirilmiştir. Bundan ötürü Araplar, işi büyüyen, şanı artan kimse için, فُلَانُ عَلَى كَعْبُهُ “falancanın topuğu yükseldi” derler. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayetteki قِيَامًا لِلنَّاسِ “İnsanlar için, kendisi ile ayakta durulan birşey…” tabirine gelince bunun aslı قَوَامٌ ’dur. Çünkü bu قَامَ - يَقُمُ (kalktı) fiilindendir. Bu kelimenin manası, kendisi sayesinde işlerin düzeldiği şeydir. Sonra müfessirler, “Kâbe”nin, insanlar için bir “kıyam (işlerin düzelme sebebi)” olması hususunda şu izahlar yapılmıştır:
1. Mekkeliler, bütün yıl boyunca ihtiyaç duyacakları şeyi satın alabilmeleri için diğer beldelerin insanlarının kendilerine gelmelerine muhtaç idiler. Çünkü Mekke, ne hayvancılık ne de ziraat yapılabilecek bir yerdi. Aksine küçük bir belde idi. İnsanların ihtiyaç duydukları şeyler, orada pek az bulunurdu. İşte bundan ötürü, Cenab-ı Hakk, insanların kalbinde, Kâbe’ye karşı bir saygı ve sevgi yaratmış, bundan dolayı diğer insanlar Kâbe’yi ziyaret etme arzusunu duymuşlardır. Bu sebeple ticaret için uzak ülkelerden oraya seyahat etmişler, arzu duyulan ve istenilen her şeyi oraya getirmişlerdir. Binaenaleyh bu durum, çeşitli nimetlerin Mekkelilere akmasına bir vesile ve sebep olmuştur.
2. Allah Teâlâ, Kâbe'yi, dinî bakımdan da insanlar için bir “kıyam” kılmıştır. Çünkü orada büyük ibadetler ve şerefli taatlar yapılmaktadır. Hakk Teâlâ işte bu ibadetleri, günahların bağışlanması, manevî derecelerin artması ve şerefin çoğalması için bir sebep ve vesile kılmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayetteki قِيَامًا لِلنَّاسِ “İnsanlar için, kendisi ile ayakta durulan” ifadesindeki, “insanlar”dan maksat, bazı insanlardır ki bunlar da Araplardır. Bu mecazî ifade güzel ve yerinde olmuştur. Çünkü her belde halkı, “insanlar şunu yapıyorlar, şöyle şöyle ediyorlar” dedikleri zaman, bununla sadece kendi beldelerinin halkını kastederler. İşte bu sebepten ötürü Araplara, ifade tarzlarına uygun olarak bu şekilde hitap edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Hakk Teâlâ bu ayette, الشَّهْرَ الْحَرَامَ “Haram Ay” ifadesi ile haram olan dört ayı kastetmiştir. Fakat bu haram ayları müfret lafız ile ifade etmiştir. Çünkü burada kelime cins isim olarak kullanılmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
الْقَلَٓائِدَ [gerdanlıklar]’dan murad, süslenmiş kurbanlık develerdir. Bunun özellikle zikredilmesi, sevabının daha fazla olması ve haccın güzelliğinin bu suretle daha açık müşahede edilmesidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
ذٰلِكَ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin uzağı işaret etmekte kullanılan işaret ismi ile marife olması, dikkatleri işaret edilene yoğunlaştırmak ve onu yüceltmek ve teşvik içindir.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile Allah’ın koymuş olduğu kurallara işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/57, s. 190)
ذٰلِكَ ‘nin mübteda olduğu cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle birlikte mahzuf habere mütealliktir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لِتَعْلَمُٓوا fiilinde irsâd sanatı vardır.
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ‘nin dahil olduğu اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ cümlesi, masdar teviliyle تَعْلَمُٓوا fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
اَنَّ ’nin haberi olan يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder.
يَعْلَمُ fiilinin mef’ûlu konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın, sıla cümlesi mahzuftur. فِي السَّمٰوَاتِ , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
İkinci mevsûl ve aynı üslupta gelen sılası temasül nedeniyle birinci mevsûle atfedilmiştir.
فِي السَّمٰوَاتِ ve فِي الْاَرْضِ ibarelerindeki فِي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla gökyüzü ve yeryüzü, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mekânlardaki herşeyi kapsadığını tekid etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her iki durumdaki mutlak irtibattır.
السَّمٰوَاتِ’ tan sonra الْاَرْضِ ’ın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir.
السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضَ arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
مَا فِي car mecrurunun tekrarında ıtnâb, reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâl’de tecrîd sanatı vardır.
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi olan اَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ۟ , masdar tevilinde önceki masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Atıf sebebi tezayüftür.
Masdar-ı müevvel; اَنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِكُلِّ شَيْءٍ car mecruru, ihtimam için amili olan عَل۪يمٌ ‘a takdim edilmiştir.
عَل۪يمٌ۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
شَيْءٍ ‘deki tenvin, nev ve kesret ifade eder.
Muhatap olan müminlerin Allah’ın her şeyi hakkıyla bildiği konusunda şüpheleri olmadığı halde muktezayı zahirin hilafına olarak kelamın iki unsurla tekid edilmesi, müminlerin bu bilgiye göre yaşamadıkları için münkir yerine konmuş olmaları dolayısıyladır.
اللّٰهَ lafzı ayette üç defa zikredilmiştir. Bütün celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan اللّٰهُ lafzının cümlede müsnedün ileyh olması, O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanı sıra telezzüz ve teberrük içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırarak onun yüceliğine dikkat çekmek için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Her şeyi bilir] ifadesinde Allah Teâlâ, herşeyden haberdar olduğunu beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. Ya da tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
لِتَعْلَمُٓوا - يَعْلَمُ - عَل۪يمٌ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayette cem’ ma’at-taksim ve tefrik sanatı vardır.
وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ cümlesi, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ifadesi, tahsisten sonra tekid için umum şeklinde gelmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu ibadetlerin vukuundan önce zararları defeden ve gerekli menfaatleri celbeden hükümlerin konması, insan hayatının böyle birtakım açık ve kapalı hikmetleri içine alan gizli hükümler ve intizamlı düzenle ayakta durması, Allah Teâlâ’nın hikmetine ve noksansız ilmine delildir. Şu halde bunu kısaca bilesiniz ve bunların açık hikmeti sizin eksik ilim ve kısa aklınızla kavranılabilmekten çok yüksek olduğunu anlayasınız da bu ibadetlerin, bu haram ve helal etmelerin gizli hikmetlerini ve sırlarını Allah’ın ilmine bırakıp, gerekleriyle amel edesiniz. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)